Hiç olmadığı kadar sıcak bir yılbaşı geçirdik. Bolu'da çam ağacı ile Abant ile özdeşleşen kar, geçtiğimiz yıl hepimiz için nostaljiden ibaret oldu. Bunun ötesinde Dünya Meteoroloji Örgütü'nün açıklamalarına göre 2020 yılı en sıcak 3. yıl olarak tarihe geçecek. Yani durum sadece bir kar yağışından, kendisine hayran bıraktıran beyaz örtüyü bu yıl görememekten çok daha vahim. Biliyorsunuz kar yağışları kuraklık ile çok yakından ilişkili, tüm kış boyunca biriken kar bahar aylarında erimeye başlayarak yaz için su rezervlerini güçlendirmekte. Gazetemizin bu sayısı ile sizlere merhaba diyen çevre sayfamızda, Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün yayınladığı kuraklık haritasını bulabilirsiniz. Bolumuz maalesef şiddetli kuraklık bölgeleri arasında.

Tabi tüm bu çevre sorunlarının bir sebebi var. O da kar etmekten başka bir amacı olmayanların, doğayı ve toplumu hiçe sayan plansız ya da art niyetli uygulamaları. Seben'e yapılan yapay göl sonrası Bolu'da artan nem oranını düşünün. Abant gölüne yapılan müdahale... Gölcükte 7 milyon lira harcanıp doğanın bağrına dikilen ve atıl kalan bungalovlar... Şimdi de ortaya atılan Yedigöller çevre yolu projesi. Küçücük Bolu'da yaşanan tahribatı ele alın ve bir de tüm bir gezegenin halini düşünün. Dünya'nın başka bir ucunda kesilen ormanların bile hepimize olumsuz etkisi olmakta.

Bir ülkeyi yönetmek, şehir için anlamlı icraatlerde bulunmak sürekli yol yapmak anlamına gelmiyor. Asfalt belediyeciliği diye bir kavram bile var. Her gelen birbiri üstüne asfalt dökerek hizmet ettiğini sanıyor. Oysaki bu asfaltlar hem ülke ekonomisine zarar, hem de çevreye olumsuz etkileri var. Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği'nin verilerine göre 2020 yılında Türkiye'de 40 milyon ton asfalt, 80 milyon tona yakın çimento dökülmüş. Su baskınlarının en büyük sebebi toprağın suyu çekmesini engelleyen asfalt ve betonlar. Ve biz hala milli parklarımıza çevre yolu yapmayı tartışıyoruz.  Gölcük gibi bir mirasa beton temelli bungalovlar yapıp çürümeye terk ediyoruz. Külliyen zarar!

İşin esası kapitalizmin külliyen zarar olduğu. Tam da bu sebepten ötürü artık bilim insanları ve çevreciler küresel ısınma değil "küresel ısıtma" tabirini kullanmayı öneriyorlar. Çünkü Dünya kendi kendine ısınmıyor, dışarıdan insanların müdahalesi ile ısıtılıyor.

Yakın bir gelecekte ya korona salgınının da gösterdiği gibi toplu bir yok oluşa sürükleneceğiz ya da ormanlarımızı, derelerimizi savunacağız. Nasıl ki bir hasta iyileşmek için sigarayı bırakmaya mecbursa gezegenin de nefes alabilmesi için kar odaklı anlayışı bırakması gerekmekte.

Yok oluşu önlemenin yolu sosyal ve çevre dostu yatırımlar ile kaliteli istihdam alanları açmak. Doğanın tahribatını engellerken aynı zamanda adil ve çevreci bir ekonomiye geçişi sağlamak. Belediyeler ile meslek odaları, çevreciler, kooperatifler dayanışma ağları kurup, demokratik süreçler sonucu yapacağı yatırımlar ile adil bir ekonomik düzeni çevreci politikalar ile birleştirebilirler.

Kapitalizmin ötesinde, insana ve doğaya yakışan bir hayat için buna mecburuz. Aksi takdirde Nazım Hikmet'in Stronsium 90 adlı şiirindeki gibi bir son bizi bekliyor olacak.

Acayipleşti havalar,

bir güneş, bir yağmur, bir kar.

Atom bombası denemelerinden diyorlar.

Stronsium 90 yağıyormuş

                          ota, süte, ete

                          umuda, hürriyete

                          kapısını çaldığımız büyük hasrete.

Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm.

Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,

Ya dünyamıza inecek ölüm.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122