İstanbul Üniversitesi, gelenekleri olan ülkenin en köklü eğitim kurumlarından biri iken Üniversite eğitim yılının başında, Hukuk Fakültesinin büyük amfisinde anayasa hukuku dersi ile açılırdı. Birkaç yıl önce yitirdiğimiz Sevgili Hocamız Selver Tanilli’nin anayasa tanımı ile başlayan dersi sırasında koskoca amfide oturacak yer kalmadığı gibi her bölümden gelen öğrenciler tıklım tıklım salonunu doldurur, ilk anayasa hukuku dersini soluksuz dinlerlerdi. Tanilli’nin “Uygarlık Tarihi” kitabı, biz öğrenciler için sadece hukuk değil sanat, siyaset, ekonomi, felsefeyi de içeren bir kaynak kitaptı. Onun ilk dersin başında yaptığı anayasa tanımı, aradan onca yıl geçmesine karşın hafızamdan hiçbir zaman silinmemiştir.

Selver Tanilli Hocamız Anayasa’yı “Devletin yapısını, organlarını ve bu organların birbiri ile olan ilişkileri ile temel hak ve özgürlükleri gösteren üstün yasa ve temel hukuk metni“olarak tanımlamıştı. Normlar hiyerarşisinde (yasaların sıralanmasında) en üstte olan Anayasa hükümleri uyulması zorunlu ve herkes için bağlayıcıdır. AY. 11. maddede “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır” şeklinde ifade edilmiş olup bu cümle anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesinin özünü taşır.

Türkiye’deki anayasaların hiçbiri uzun ömürlü olmamış yaklaşık 60 yıllık süreçte 1921-1924-1961 ve 1982 Anayasaları yapılmış ve yürürlükteki 1982 Anayasası 19 kez değiştirilerek toplamda 184 değişikliğe uğramıştır. Ülkemizde anayasa değiştirmek her zaman siyasal krizden çıkışın yöntemi gibi algılanmıştır. Oysa kurumsal yapısı güçlü olan hiçbir devletin bu kadar sık anayasa yapmayacağı/yapmadığı da tarihi bir gerçektir.

Anayasalar, toplumsal birer sözleşmedir. Hukuki olduğu kadar ideolojik metin olan anayasa, devletin kuruluş felsefesini de taşır. Bu bağlamda çatışmacı ve gerilimden uzak, barışçıl bir gelenekle anayasa yapılması asıldır. Temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırıldığı, bu denli sorunlu olduğu, ifade özgürlüğünün olmadığı bir durumda anayasa yapılabilir mi? sorusuna vereceğiniz yanıt bu gün anayasa yapılıp yapılamayacağı sorusunun da yanıtı olacaktır. Öte yandan mevcut anayasayı uygulama konusunda sabıkalı olanların inandırıcılıklarının da sorgulanması gerekmektedir.


Bugün “Yeni bir anayasaya ihtiyaç var mıdır? Anayasa yapmak için koşullar uygun mudur?” sorusuna olumlu yanıt vermek için öncelikle mevcut siyasal yapıya bakmak gereklidir. Siyasal iktidar, ekonomik ve siyaseten içinde bulunduğu açmazı aşmak ve gittikçe yiten toplumsal desteğini yeniden tesis etmek için kendi oydaşlarını bloke etmiş ve muhalifleri ise ötekileştirmiş bulunmaktadır. 
Son anayasa referandumu ile birlikte parlamenter rejim ortadan kalkmış, yasama işlevsiz hale dönüşmüş ve yürütme Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak adlandırılan ve dünyada eşi ve benzeri olmayan melez bir sistemle tekçi yönetime evrilmiştir. Bu süreçte TBMM’nin denetim yetkisi, bütçeyi yapma gibi temel yetkileri kısılmış bir dönem KHK ile, şimdilerde ise Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile meclisin yasa yapma yetkisini işlevsizleşmiştir. Öte yandan Yüksek Yargıya yapılan atamaların tümü ile yargı yürütmeye bağlandığı gibi HSK kurumu ile yargı devletin/partinin yargısı haline dönüşmüştür. Yargı halen muhalifleri sindirme aracı olup Yüksek Mahkeme Kararları yürütme tarafından tanınmadığı gibi Anayasa Mahkemesinin kararlarını da mahkemelerin tanımaması gibi hukuk dışı bir süreç yaşanmaktadır. Bakanların bürokrat ve memur kimliğine büründüğü yürütmenin tüm kararlarının tek kişi tarafından alındığı bu durum fiilen anayasanın askıya alınması sonucunu doğurmuştur.

Temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olan yargı bağımsızlığı, idarenin tarafsızlığı, kanun önünde eşitlik ve hukuk devleti gibi evrensel kuralları unutarak yasakçı/dayatmacı bir anlayışla anayasa aramanın inandırıcılığı olamaz. Anayasa yapmak her düşüncenin serbestçe ifade edildiği hürriyet ortamını, özgür tartışmayı, özgür bir medyayı ve serbestçe oluşacak sivil toplum iradesi ile düşüncenin serbestçe yarışmasına olanak vermeyi gerektirir. 

Tartışmalar 1921 Anayasası benzeri bir düzenleme üzerinde yoğunlaşırken, 1921 anayasasının “egemenlik milletindir” deyişi ile kurucu bir anayasa olduğu göz ardı edilmekte, 1921 anayasasında yer alan “Devletin dini islamdır.” cümlesi öne çıkarılmakta ve iktidar bu madde ile kendi yandaşlarına göz kırparken bir yandan da 1921 anayasasının özerlik anlayışını dillendirerek kürt oylarını konsolide etmeyi amaçlamaktadır. 


Pandemi, ekonomik kriz, siyaseten sıkışmışlık gibi temel sorunların tartışıldığı anlarda gündem değiştirmek, siyaset için her zaman bir kaçış yöntemi olmuştur. Siyasal eleştirinin suç sayıldığı, CB hakaret davalarının binlerle ifade edildiği, muhalefetin tazminat davaları ile boğulmak istendiği, sosyal medyanın her şeyi ile kontrol altında tutularak bilim, sanat ve ifade özgürlüğünün olmadığı, sivil toplumun ve onları temsil eden kuruluşların boynuna terör yaftasının kolayca asıldığı bir anda değil yeni bir anayasa yapmak, -bir anayasa hukukçusunun söylemi ile- koşullar kira sözleşmesi yapmak için bile ehven değildir. 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122