Medya 14’ün ikinci kez kâğıda dökülmesi planlandığında özellikle genel yayın yönetmenimiz ve kurul üyelerinden, sanat dahası müzik ile ilgili yazı talebi geldi. Ben de geçenlerde okuduğum bir köşe yazısından hareketle aşağıdaki satırları kaleme almayı uygun gördüm.

Öncelikle 1970 lerde TRT Ankara Radyosu Çocuk Korosunda başlayan müzik yaşantısının son çeyrek asırlık dilimi de müzik eğitimi alanında akademisyenlikle (Viyolonsel öğretmenliği, Müzik Tarihi, müzik kültürü dersleri) geçmiş olan bir müzik eğitimcisi olarak, özellikle hocalık yıllarımda hiçbir öğrencimin ya da yakınımın müzik zevkine , beğenisine dinlediği türe müdahale etmediğimi ya da bu anlamdaki tercihlerini küçümsemediğimi belirtmekte yarar var. Bununla birlikte müzik ya da müzikle ilgili olay ve olgulara da müzik insanı ve akademisyen kimliğimle müdahale etmeyi görev sayarım.

Söz konusu yazı Melih Pekdemir’in BirGün Gazetesindeki 05.10.2020 tarihli “Kayıp Cabbar, hayatta kalabilen Cafer” başlıklı köşe yazısı…Pekdemir yazıda kısa ve nesnel bir girizgahtan sonra Ateş İlyas Başsoy’un yeni yayınlanan “Seveceksen Radikal Sev - CHP Neden Kazandı? AKP Neden Kaybetti?” (Ayrıntı Yay.) kitabından alıntılara yer veriyor. Yazıda yer alan Başsoy’un tahlillerini, söylemini kim ne denli devrimci ya da popülist bulur bu beni pek ilgilendirmez, kişilerin görüşüdür, saygı duyarım. Başsoy’u şahsen tanımam amacım da polemik değil. Ancak müzik boyutu ile ilgili görüşlerimi ifade edeceğim. Yazıdan bir alıntı ile başlayalım:

“CABBAR

Atına araba çarpan arabacı Cabbar’ın umudunda değil, kininde kendimizi buluruz. Sinema salonundaki insanlar Cabbar yankesiciyi döverken koltuktan kalkar. O yumruklar yankesiciye değil “mayolu kadınlarla havuzda yüzen” ağalara gidiyordur. Umut’u izlediğiniz sinema salonundan umutla değil, öfkeyle çıkarsınız.

Arabesk müzik babadan, hocadan, onbaşıdan ve patrondan dayak yiyen adamın duasıdır, dua ama beddua…Arabeski yenilginin kutsanması, adaletin ilaha havale edilmesi olarak yorumlayanlar yanıldı; arabesk bir kin kovanıdır.

İnsanları köyünden edip, kente yığmak, kentin çevrelerindeki cılız evlerde kin tohumları ekmek demek.

Bu kin, halis muhlis sınıf kini. Yetmişlerde Cabbar’lar birleşip bir devrim yapabilirdi. Amerika ve “oğulları” bu devrimi engellendi.”…

Diğer ifadeler genel geçer doğrular olarak kabul edilebilir de gelelim şu “arabesk” ile ilgili çözümlemelere.

Genelde sözlü bir müzik yapıtı şu ana unsurların toplamıdır. Ezgi (Beste) söz (güfte) söz yazarı Besteci. Kimi zaman bunlara yorumcu da eklenebilir. Bunların birini dışarıda bırakarak müzik olgusuna yaklaşırsanız sapı samana karıştırmak an meselesidir. Bu durum Ahmed Arif’in sonradan bestelenen

“Gül memeler değil domdom kurşunu

Paramparça ağzımdaki”

dizelerindeki meme olgusu ile  İbrahim Tatlıses’in seslendirdiği

“Dam üstünde un eler ,tombul tombul memeler

 Memeler baş kaldırmış kavuşmuyor düğmeler” 

dizelerindeki meme olgusunun birbirine karıştırılması gibidir ki gülünç olur. İlkinin arkasında koskoca bir Ahmed Arif efsanesi vardır, duruşu yaşamı mücadele anlayışı, yaşanamamış bir gençlik metaforu...Diğeri Anadolu insanının mizahla karışık erotizmidir…İdeolojik politik hiçbir yanı yoktur…

Arabesk elbette göç sonrası yaşanan bir olgu hatta yaşam biçimi. Ayrıca bir sinema olayı zira her yeni çıkan kaset ya da albümün filminin çekildiğini de biliyoruz ancak öncelikle az evvel dile getirdiğimiz dört unsur üzerinden sürdürelim.

1950’lerin özellikle Mısır müzikleri dinletildiğinde ortalama kulağa sahip sıradan bir müzik dinleyicisinin 70’lerin en popüler arabesk şarkılarının sözlerini üzerine mırıldandıklarını görme şansınız pek yüksektir. Kimilerinin “Aaaaa bu şey yaa işte aynısı” dediklerine çok tanık olmuşumdur. Tamam hadi bu durumu “Müzik müziğe benzer” ya da “Her türde benzer durumlar oluyor sadece arabeskte değil” diye geçiştirelim. Zaten belli ki Başsoy arabesk müziği “sınıfsal  temele” oturtmaya çalışırken müzik üzerinden değil, sözler üzerinden hareket ediyor. İşin müzik boyutunu pek dikkate almıyor. Çünkü melodiler, makamlar, tınılar, tonlar ebette sınıfsal karakter göstermiyor. O zaman ne yapacaksınız? İlk yapılacak iş sözlere başvurmak. Ana unsurlardan biri olan müzik gitti.

Tamam… Sözlere bakalım. Ezilme, horlanma, yoksulluk içerikli şarkı sözleri arabesk müzik için ayırt edici ve onu sınıfsal temele oturtacak unsurlar mı acaba?

Veysel “Beni hor görme gardaşım/ Sen altınsın ben tunç muyum? diyor. Orhan Gencebay ise “Hor görme garibi…Mahzuni “Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana” Ferdi Tayfur ise  “Garipler çile çeker”…(Örnekler o kadar çok ki)Biz eğer bir yapıtı, Başsoy’un  yöntemi ile besteci yorumcu ve müzik boyutlarından soyutlayarak sadece sözlere indirgersek  örneklerdeki sözlerin içerdiği benzer temalardan hareketle Veysel ve Mahzuni,  ile  Gencebay ve Tayfur’un aynı tür müzisyenler olduğunu gayet rahat ifade edebiliriz. Hatta Cem’in efsane Tamirci Çırağı şarkısını bile sadece söz üzerinden ele alırsak “arabesktir” diyebiliriz. Ama hepimiz gibi Başsoy da biliyor ki ozanlık başka şey arabeskçilik başka, Cem Karaca başka Hakkı Bulut başka. Peki bu başkalığın nedenleri ne?

Yukarıdaki paragrafın son cümleleri ile birlikte işin besteci ve icracıtarafına da gelmiş bulunuyoruz. Yani en önemli unsur, müziği yaratan kişi…Öyle ya aslolan o…Diğeri de yığınlara ulaştıran. Bakalım şu arabesk denilen ve Başsoy’a göre  “Sınıfsal kin” üzerine oturmuş müziğinyaratanları ve icracılarıkimler?

1970’ler ve seksenler (bir tür dışında) hemen her türden müzisyen, besteci ve yorumcu için eziyet, sürgün ve cezaevi yılları olmuştur. İlk akla gelenler, Aşık Mahzuni, Ruhi Su, Ali Asker, Zülfü Livaneli, Melike Demirağ, Cem Karaca, Şanar Yurdatapan, daha sonraları Ahmet Kaya, Grup Yorum üyeleri…  Saymaklabitmez. Ancak her ne hikmetse Başsoy’un “Sınıfsal kin” üzerine oturtmaya çalıştığı arabesk müziğin besteci ve yorumcularından herhangi bir tanesinin siyasal bir nedenle en ufak bir baskıya maruz kaldığını ben anımsamıyorum. Mesela seksen öncesinde Rüçhan Çamay, Doğan Canku hatta Nükhet Duru hakkında bile komünizm propagandası ile ilgili takibat yapıldığı basına yansımıştı. Üstelik onların müziği “Arabesk kadar sınıfsal! temelli”de değildi. Ama “sınıfsalkin üzerine oturmuş” sözler ile müzik yapan arabeskçilerin hiçbirine bir şey olmadı (Kimseye bir şey olsun istemeyiz o ayrı konu). Mesela  kimse  onları “ Siz garip gureba, yoksulluk edebiyatı yapıyor ve halkı isyana teşfik ediyorsunuz” diye mahalle karakoluna bile çağırmadı. Mesela Orhan Kemal gibi bir yazarın yoksulluk üzerine yaptığı vurgu nedeniyle komünistlikle suçlandığı bir ülkede “Yakarsa dünyayı garipler yakar” diye şarkı söyleyenlere hiç bir şey yapılmaması devletin ideoloji ile gariban edebiyatı arasındaki farkı kavramış olmasından mıydı acaba?

Madem yazdık, oldu olacak dinleyici kitlesi meselesine de değinelim ve buradan bir sınıfsal karakter çıkacak mı bakalim; Söyle diyor:” Arabeski yenilginin kutsanması, adaletin ilaha havale edilmesi olarak yorumlayanlar oldu” Evet bu doğru! Hatta yoz müzik, lümpenlik diyen de oldu…Sevgili Başsoy; arabesk müzik o yıllarda entelektüel sol çevrelerce böyle tanımlandı…Ancak  bu müziği yaratanlar, icra edenler  bu eleştiriye karşı  kendilerini şöyle savundular: “Bizi  herkes dinliyor batakhanedekiler  de, Ankara İstanbul ve diğer büyük şehirlerdeki diskotekdekiler deLüks barlarda entellerde dantellerde.”Dönemin popüler dergileri incelenirse bu tip beyanlara sıkça rastlanır... Yani Toprak ağaları ve mayolu kadınlar da arabesk dinliyordu. Arabeskin dinleyici kitlesini sağcısı, solcusu, lümpeni, mümini zengini yoksulu burjuvası proleteri bunlar oluşturuyordu. Kırk milyonluk ülkede kasetler plaklar milyon satıyordu. Hatta  neoliberalizmin Türkiyedeki mümessili  o yılların başbakanı Turgut Özal ve  Eşi Semra Hanım da hayran kitlesi arasındaydı.Sıklıkla konser ve  gazino programlarına gittikleri ve kendilerine uzatılan mikrofon ile arabesk şarkılara eşlik ettikleri de oldu…Protokole mikrofon uzatmak biçimindeki  bu arabesk davranış da onların döneminde gelenekselleşti. Ancak arabesk şarkıcıların gazino ve konserlerde sırnaşık bir şekilde protokole mikrofon uzattığı yıllarda, Ruhi Su kanser tedavisi görmek amacıyla yurt dışına çıkmak için izin alamıyor ve ebediyete yürüyordu. Arabeskçiler senede üç beş halk konseri yaparken her akşam para babalarının tefecilerin bankerlerin müdavimleri olduğu muhtelif gazinolarda sahne alıyorlar ve tepelerinden  Özal’ın serbest bıraktığıdolarlar yağdırılıyordu…Yani halk onları sadece senede iki üç  yaptıkları halk konserlerinde izleyip, bir de yılbaşında TV ye çıksınlar diye beklerken(Gerçi sonradan  Özal’ın oğlunun televizyonlarında epey boy gösterdiler. Hani şu “ anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz ! diye açılan malum tv kanalı ) onlar gazinolardaki  mütegallibeye icraat yapıyorlardı. O yıllar, bizim halk ozanı dediğimiz Mahzuni’nin kuru soğana muhtaç olduğu yıllardı.

Yıllar geçti … Arabeskin mimarları üstadları şimdi ne yapıyor derseniz hakkın rahmetine kavuşanlar var. Şirketler sahibiolup iş adamı konumuna gelen itibarlı ilişkileri nedeniyle de kafasına silah sıkılanlar var.Devlet sanatçısı olanlar var. 2015 yılında bizzat Tayyip Erdoğan’ın isteği ile T.C. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü alanlar var (Ne ilginç “sınıf kini” müziğinin pirine, duayenine Erdoğan’dan ödül). Akil adam olanlar var. Bir ara Negrinegri derken şimdi geri geri diyenler var.

Son söz olarak, bestecisinin (Bu arada bestelerin bir bölümü de başkalarından para ile alınır altlarına kendi adları yazılırdı – Orhan Gencebay hariç), söz yazarının, yorumcusunun, dinleyicisinin profiline değindiğimiz bu toplamı sınıf olgusu ile ilişkilendirmek ne derece mümkündür? Bunun takdirini okuyucuya bırakalım. Bir de bu sınıf kininin sinema yanı var ki; şimdi o konuya girersek  toplumcu sinemanın efsaneleri olan Metin Erksan ve Yılmaz Güney ile “usta yönetmen”  İbrahim Tatlıses’i kıyaslamış oluruz. Bu vebali taşımak zor olur.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122