Fotoğraf 1: Aziz Nesin, kendi adını taşıyan vakıftaki bir çocukla...

 “Aydın” kavramının gerçek karşılığını ifade eden; “düşün, yazın ve eylem adamı kimliği”  ile büyük usta Aziz Nesin, İzmir’in işgal günlerindeki ilk Kuvayı Milliye kıvılcımlarından birisi olan “Albay Süleyman Fethi Bey” in,İngiliz-Fransız destekli Yunan işgalcilerine karşı gösterdiği yiğit direnişini, “Borçlu Olduklarımız” adlı kitabında belgeleriyle anlatıyor.

Aziz Nesin’in “Borçlu Olduklarımız” adlı kitabının önsözünde yazdıklarından bir bölüm:

     “...Bu kitapta sizlere, yakın geçmişimizden sekiz olayı anlatıyorum. Burda anlattıklarım birtakım kurgusal olaylar değildir. Hepsi de yaşanmıştır, gerçektir. Bu sekiz olayı, yerleriyle, zamanlarıyla, yaşayan kişileriyle, adlı adınca yazdım. (...) Yaşamınız boyunca gerçekçi olmanızı, gerçekleri araştırıp öğrenmenizi dilerim; çünkü ancak gerçekçi insanlar, kendilerine, yurtlarına, halklarına, insanlara ve dünyaya gerçekten yararlı olabilirler.”

  

 Fotoğraf 2-3-4: *İzmir işgalini haber olarak veren gazeteler.

   Mondros Mütarekesi’ni izleyen işgal günlerinde İzmir limanına gelen İtilaf Devletleri Donanmaları, şehrin işgali için emir beklemektedir.  İzmir Vali Vekilliği ve 17. Kolordu Kumandanlığı görevlerini yürüten Nurettin (Sakallı) Paşa’nın, İzmir’e yönelecek herhangi bir işgal girişimini kabul etmeyeceği, direnişe geçeceği bilinmektedir. İngilizler, İstanbul Hükümeti’nden, kendilerine sorun çıkaracağını bildikleri Nurettin Paşa’nın mülki ve askeri görevlerinden alınmasını talep ederler. Sadrazam Damat Ferit, İngilizlerin bu isteğini hemen yerine getirerek Nurettin Paşa’yı mülki ve askeri görevlerinden uzaklaştırır. İngilizlerle işbirliği içinde olan Kambur İzzet Paşa, İzmir’in işgalinden tam on gün önce, Valilik Konağı önünde tayin fermanı okunarak valilik görevine başlatılır. 

İzmir’in güvenliğinden sorumlu olan 17. Kolordu Komutanlığı’na da, emekli edilmiş yaşlı bir paşa olan Ali Nadir Paşa getirilmiştir. İngilizlerin ve İstanbul Hükümeti’nin işbirliği ile gerçekleştirilen bu ön hazırlıklar sonrasında, İzmir limanındaki İngiliz Donanması’nın kumandanı AmiralCalthorpe, 14 Mayıs 1919 sabahı, yeni vali Kambur İzzet’e bir nota vererek; “İzmir tabyalarının İtilaf kuvvetleri tarafından işgal edileceğini” bildirir. Vali Kambur İzzet, -İstanbul Hükümeti’nden aldığı emir doğrultusunda- bu notayı cevapsız bırakır, hatta olumlu bir tavırla karşılar. Amiral Calthorpe, aynı günün akşamı, ikinci bir nota vererek bu sefer de Yunan kuvvetlerinin İzmir’i işgal edeceğini bildirir. Vali ve İstanbul Hükümeti, bu nota karşısında da sessizliklerini sürdürürler.

İzmir halkının Yunan işgaline karşı tepkisini, göstereceği bir direniş eylemini engellemek amacıyla; İtilaf Devletleri işgal güçleriyle Damat Ferit Hükümeti’nin ve İzmir valiliğinin yaptığı görüşmeleri ve işbirliğini kamuoyundan gizleyen Vali Kambur İzzet Paşa, 14 Mayıs 1919 günü İzmir’de yayınlanan Duygu ve Anadolu gazetelerinde Yunan işgalini haber olarak veren yazıları da tekzip eder ve bu iki gazetenin kapatılması emrini verir. Fakat 15 Mayıs 1919 günü Yunan işgal kuvvetleri, İngiliz donanmasının desteğinde İzmir rıhtımına çıkarak şehirde sivil ve asker katliamına başlar.

Basına sansür uygulayarak Yunan işgal hareketini gizleyen Vali Kambur İzzet ve 17. Kolordu’nun subaylarını askeri kışlaya toplayarak etkisiz, hareketsiz hale getiren Ali Nadir Paşa; Yunan işgaline, yerli azınlıkların desteğiyle Yunan askeri birliklerinin Türk mahallelerinde yaptığı yağma ve katliamlara zemin hazırlamıştır. Saray, Damat Ferit Paşa Hükümeti ve Batı kamuoyu; İzmir’in işgaline ve Yunan ordusunun İzmir’de yaptığı sivil ve asker katliamına karşı genel bir sessizliğe bürünerek yaşananları, görmezden, duymazdan gelmiştir. (Kamil Erdeha, Milli Mücadelede Vilayetler ve Valiler, s:392, 405. Remzi Kitabevi. İstanbul-1975)(Ahmet Talat Onay, Milli Mücadele Yazıları, Hazırlayan: Cemal Kurnaz, MEB Yayınları, İstanbul-1995.)(Sina Akşin, İç Savaş ve Sevr’de Ölüm, s: 122, 123.  Türkiye İş Bankası Kültür Yay. 2010-İstanbul)(S. Nafiz Tansu, Anlatan: Hüsamettin Ertürk-Teşkilatı Mahsusa Başkanı, s: 216, 217. İstanbul-1969.)

Fotoğraf 5: Süleyman Fethi Bey'in, I. Dünya Savaşı sırasında, 1917 yılında Viyana'daki hastanelerde yatan yaralı Türk askerlerini ziyaret ederken çekilmiş bir fotoğrafı.

   İzmir’in işgal edildiği 15 Mayıs 1919 günü, Hasan Tahsin (Osman Nevres) ve Albay Süleyman Fethi Bey adlı iki yurtseverin direnişleri, bu iki kıvılcım; İtilaf Devletleri işgal kuvvetlerinin ve işbirliği içindeki Saray ve Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin tahmin edemediği bir hızla bütün Anadolu’ya sıçrayan bir Kuvayı Milliye Hareketi- Milli Mücadele ateşinin yayılmasına yol açar.

AZİZ NESİN’İN KALEMİYLE SÜLEYMAN FETHİ BEY

[(...)Süleyman Fethi, 1877 yılında Üsküdar’da doğdu. Babası Şeyh İzzî Efendi, başarılı bir öğrenci olan oğlu Süleyman Fethi’yi askeri okullara gönderdi. Süleyman Fethi, 1896 yılında Harp Okulu’nu sınıfının onuncusu olarak bitirdi ve Harp Akademisi’ne seçildi. 1899’da kurmay subay olarak mezun oldu. Hicaz’da katıldığı muharebelerde yaralandı.  Üstün başarılarıyla, genç yaşta üst rütbelere ulaştı. 1912 yılında Harbiye Nezareti’nde, Danışman Yardımcısı olarak görevlendirildi. 1914 yılında Albay rütbesine yükseldi. I. Dünya Savaşı’nda gösterdiği fedakârlık ve üstün başarılar nedeniyle nişan ve madalyalar aldı. Savaşta aldığı ağır yaraları nedeniyle 1916 yılında Wiesbaden kaplıcalarına tedavi için gönderildi. Yurda döndüğünde IV. Kolordu ‘nun İzmir Askerlik Şubesi Başkanlığı’na tayin edildi. İzmir’in, İngiliz ve Fransız destekli Yunan ordusu tarafından işgali sırasında gösterdiği direniş ile Kuvayı Milliye Hareketi-Milli Mücadele’nin ilk kıvılcımlarından birisi olarak efsaneleşti...]

                                                                                                                      

 Fotoğraf6. Süleyman Fethi Bey.(Aziz Nesin Age. s:11)

 “* İLK DİRENİŞ

Aziz Nesin

 *(Aziz Nesin, Borçlu Olduklarımız,  sayfa:9/23. Adam Yayınları, Özel Basım-Ocak-2005. İstanbul)

‘Varlığımızı önceki kuşaklara borçluyuz; borcumuzu bizden sonrakilere ödeyeceğiz.’

‘ (...)  1919 yılının 15 Mayıs’ı; işte o kara gün Yunan ordusu İzmir’i işgal etmişti.

Albay Fethi Bey, her günkü gibi o sabah da, İzmir’in Karantina denilen semtindeki evinden çıkıp işine gitmek için hazırlanmaktaydı. Eşi Edibe Hanım, düşmanın İzmir’i işgal ettiği böyle bir günde askerlik şubesine gitmemesi, bir süre evinde kalıp durumu gözlemlemesi için rica etmekteydi. Fethi Bey’in, eşi Edibe Hanım’a cevabı kısa olmuştu:

−Ben askerim! İşime böyle bir günde gitmezsem, başka ne zaman gideceğim!

  Fethi Bey evinden çıktı. Görevi başına gitti. Masasına daha yeni oturmuştu ki, başlarında iki Yunan subayı bulunan erler içeri girdi. Yunan subaylardan biriFethi Bey’e, esir olduğunu söyledi. Fethi Bey, İzmir işgal edildiğine, savaş da olmadığına göre, esir olamayacağını söyledi. Ama Yunan subaylara söz anlatmanın olanağı yoktu. Fethi Bey’i zorla odasından çıkardılar. Silahlı Yunan erleri arasından Kordon denilen rıhtım yolundan geçirdiler; Pasaport denilen yere getirdiler. Pasaport’un rıhtım boyunda esir diye getirdikleri başka Türk subaylarını da tek sıra olarak yan yana dizmişlerdi. Fethi Bey’i bu sıranın başına koydular. Efzun denilen özel kılıkta giyimli Yunan erler de rıhtım boyuna dizilmişlerdi. Yunan savaş gemileri limandaydı. Kıyıya asker çıkaran Yunan gemileri rıhtıma yanaşmıştı.

   İşgalden sevinç duyan yerli Rumlar alanı doldurmuş, bayram havası yaşıyorlardı. Kimi Rumlar da yapıların damlarına, çatılarına çıkmışlardı. Balkonları, terasları doldurmuşlardı. Sevinç çığlıkları atıyorlardı.

   Bir Yunan subayı, yanında bir Efzun eriyle, tek sıra dizilmiş olan Türk subaylarından biri önünde duruyor, onlara kollarını yana kaldırtıp indirterek “Zito Venizelos!” diye bağırttıktan sonra Türk subaylarına bir de kollarını yana kaldırtıp indirtmesinin hiçbir anlamı yoktu elbet. Ama aşağılamak, küçültmek için Türk subaylarına böyle yaptırtıyorlardı. “Zito Venizelos!” diye bağırtan Yunan subayının yanındaki Efzun erinin elinde süngü takılmış tüfek vardı. Söylenileni yapmayan, karşı gelen Türk subayı olursa Efzun eri onu süngüleyecekti.

   Yunan subayının karşısına geldiği her Türk subayı, kollarını yana kaldırıp indirerek “Zito Venizelos!”  dedikçe, yapıların damlarındaki, çatılarındaki, evlerin balkonlarındaki Rumlar, alanı dolduranlar alay ederek kahkahalar savuruyorlardı.

   “Zito Venizelos!” diye bağırtılan bu Türk subayları, sonradan bir yolunu bulup Anadolu içlerine geçecek, işgalci Yunan ordusuyla çarpışacak ve bu üzünçlü bir anının acısını onlardan çıkaracaktı. Ama şimdi “Zito Venizelos!” diye bağırmak zorundaydılar. Çünkü karşılarında, süngüsünün ucunu göğüslerine dayamış Efzun eri duruyordu. Her “Zito Venizelos!” diye bağıran Türk subayının düşmana olan hıncı daha da bileniyordu.

                                   Fotoğraf 7: Süleyman Fethi Bey.(Aziz Nesin Age. s:13)

   Yunan subayı sırayla gele gele Albay Fethi Bey’in karşısına gelmişti. Fethi Bey, Yunan subayının dediğini yapmıyordu. Ne kollarını yana kaldırıp indiriyor, ne de “Zito Venizelos!” diye bağırıyordu. Bakışlarını karşısındaki Yunan subayına dikmiş, ateş saçan gözlerini kırpmadan dimdik bakıyordu. Yunan subayı buyruğunu birkaç kez yineledi. Fethi Bey’e “Zito Venizelos!” dedirtmek için birkaç kez boşuna bağırdı. Fethi Bey sanki onu duymuyordu, kayadan bir yontu gibi dimdikti.

   Yunan subayı ummadığı bu direniş karşısında öyle kızmıştı ki, o kızgınlıkla birde elini uzatıp, Fethi Bey’in omuzlarındaki albaylık apoletlerini sökmek istedi. Fethi Bey, Yunan subayının elini şiddetle iterek;

−Onları sen takmadın ki sen sökesin! diye bağırdı.

   Yunan subayı,  Zito Venizelos, demesi için son bikez daha Fethi Bey’e bağırdı. Fethi Bey oralı değildi. Yunan subayı, yanındaki Yunan erine komut verdi. Efzun eri, Fethi Bey’in göğsüne dayalı süngüsünü hızla itti. Süngü, albayın göğsüne saplanmıştı. Süngünün açtığı yaradan kan fışkırıyordu. Ama Albay Fethi Bey’in yüz kaslarında en küçük bir kıpırtı, bir acı belirtisi yoktu. Yine öylece dimdik duruyordu. Efzun eri, Türk albayını süngülerken, alanı doldurmuş ve damlarda, çatılarda, balkonlarda, pencerelerde toplanmış Rumlar’ın çığlıkları göklere yükseliyordu.

Efzun eri, kanlı süngüsünü Albay’ın göğsünden çekti. Yunan subayıyla birlikte, sırada bir sonraki Türk subayının karşısına geçti. Sıradaki her Türk subayına, Yunan subayı istediğini yaptırttı. Sıradaki  Türk subayları bitince, Yunan subayıyla Efzun eri yeniden sıranın üst başına geçtiler. Sırayla gele gele yine Albay Fethi Bey’in karşısına geldiler. Yunan subayının sözlerini İzmirli bir Rum, Türkçe’ye çevirdi:

−Kollarını yana açıp indirirken Zito Venizelos, diye bağıracaksın!

   Fethi Bey’de yine ne ses, ne bir kıpırtı vardı. Yunan subayı bikez daha yanındaki Efzun erine komut verdi. Efzun eri, ikinci kez Fethi Bey’i süngüledi. Fışkıran kanlardan Fethi Bey’in giysisi kan içinde kalmıştı. Yerli Rumların bağrışmalarından, haykırışlarından yer-gök inliyordu.

   Yunan subayı  ve elinde kanlı süngüsüyle Efzun eri, Fethi Bey’den sonraki Türk subayının karşısına gittiler. Bikez daha bütün sırayı dolaşıp Türk subaylarına istediklerini yaptırdılar. Gele gele üçüncü kez Albay Fethi Bey’in karşısına gelmişlerdi. Ama bu kez alanı dolduranların bağrışmaları, sövgü haykırışmaları, kahkahaları, homurtuları, uğultuları birdenbire kesilmişti. Onca kalabalık sanki birden donup kalmıştı. Kimseden soluk çıkıyordu. Ordaki binlerce Rum merak içindeydi: Türk albayı üçüncü kez de direnecek mi, yoksa ölüm korkusuyla “Zito Venizelos!” diye bağıracak mıydı? Sonunda süngü zoruyla Türk albayı amana gelecek miydi? Kimseden çıt çıkmıyordu. Görünmez bir taş kesilmiş o sessizlik içinde Yunan subayının sözleri ve bir yerli Rum’un çevirisi alanın her yerinden duyuluyordu.

−Kollarını kaldırıp indirirken Zito Venizelos diye bağıracaksın!

   İki kama ucu gibi parlayan gözlerini Yunan subayına dikmiş olan Fethi Bey’in dudakları bile kıpırdamıyordu. Üçüncü kez süngülenmeyi göze almış, yine direnmişti. Yunan subayının buyruğuyla Efzun eri, Fethi Bey’i üçüncü kez süngüledi; bu kez süngüsünü daha hınçlı, daha hızlı dürtmüştü. Fethi Bey’den yine ses çıkmadı, ama alanı dolduran insanlardan birden bir uğultu yükseldi; şaşkınlık mırıltılarının oluşturduğu bir uğultuydu.


Fotoğraf8-9:  Süleyman Fethi Bey’in madalya beratı ön ve arka sayfası. (Aziz Nesin, Age. s: 18, 19)

   Tam yirmi iki kez... Evet, yirmi iki kez Yunan subayı, Albay Süleyman Fethi Bey’in karşısına dikilip, O’nu “Zito Venizelos!” diye bağırtmaya zorladı. Hayır! Fethi Bey sesini bile çıkarmadı. Yirmi iki kez süngülendi. Süngülenirken gözünü bile kırpmıyordu. Yalnız her süngülenişinde daha çok kan yitirdiği için yüzü daha çok soluyor, ak donuk bir renk alıyordu. Yaralarından akan kanlar, ayaklarının dibinde gölleniyordu. Süngüleye süngüleye bile Üsküdarlı Albay Süleyman Fethi Bey’e “Zito Venizelos!” dedirtemediler. Ama yaralarından çok kan yitiren Türk albayının gücü gittikçe azalmaktaydı. Ayakta zor durabildiği belliydi. Yirmi iki yarasından kan akarken, yine de düşmanın karşısında dimdik durabilmek için insanüstü bir çabayla son gücünü harcıyordu. Kanı çekilen yüzü, dudakları aka kesmişti. Yunan subayı yirmi ikinci kez haykırdı. Yerli Rum, O’nun sözlerini yine çevirdi:

−Zito Venizelos, diye bağıracaksın!

Hayır, Fethi Bey yine bağırmadı. Efzun eri, subayının buyruğuyla Fethi Bey’i yirmi ikinci kez süngüledi. Artık ayakta durmaya direnci kalmamıştı. Fethi Bey ayaklarının dibinde göllenmiş kanının üstüne düştü, oraya yığıldı.

Fotoğraf10: Süleyman Fethi Bey.(Aziz Nesin Age. s:17)

Eşi Edibe Hanım, yakınları, İzmir’i işgal eden Yunan birliği komutanından, Albay Fethi Bey’i kendilerine vermelerini istediler. Ama Yunan komutanı, yaralı Türk albayını vermedi.  Fethi Bey’in yakın dostu Ali Şefik Bey, İzmir’deki Fransız Başkonsolosluğu’na başvurdu. Ancak Fransız Başkonsolosu’nun yardım ve aracılığıyla Fethi Bey Yunanların elinden alınabildi.

   Ölmek üzere olan Fethi Bey hastaneye yatırıldı. Bütün gece başucunda bir Türk hemşiresi bekledi.

   1919 yılının 15 Mayıs’ını 16 Mayıs’a bağlayan gece, sabaha karşı, Fethi Bey;

−Makamımı görüyorum! Diye inledi.

   Bu, O’nun son sözü oldu.

   Şehit Üsküdarlı Albay Süleyman Fethi Bey’in na’şı,  dostu Ali Şefik Bey’in Küçük Fettah Sokağı’ndaki evine getirildi. Evde büyük bir masanın üstüne konuldu. Kadınlı erkekli ev insanları, sabaha dek, Şehit Albay’ın başında saygı nöbeti tuttular. Ertesi gün Şehit Albay Fethi Bey için çok büyük bir cenaze töreni düzenlendi; öyle ki bütün Türk İzmir halkı ayağa kalkmıştı, yer yerinden oynadı. İşgalciler bile bu coşkulu saygı gösterisini önleyememişti.

   Fethi Bey, İzmir’deki Mevlevi tekkesinin mezarlığına gömüldü. Süngü yaralarıyla delik deşik olmuş albaylık giysisi de sonradan askeri müzeye verildi.

            Fotoğraf 11: Süleyman Fethi Bey’e verilen Başarı -Liyakat Belgesi.  (Aziz Nesin Age. s:20)

   Fethi Bey’e çok yalın bir mezar yapıldı. Mezar taşına kabartma bir kılıç ve bir kalpak resmi yontuldu; kılıç altın yaldızla yaldızlandı.

Üsküdarlı Kurmay Albay Süleyman Fethi Bey’in ancak destan kahramanlarına yaraşır bir yiğitlikle direnmesi yüzünden şehit edilişi, dost düşman herkeste büyük bir saygı uyandırmıştır. O’nun, ölümü göze alarak yiğitçe direnişi karşısında düşmanları bile saygı duymuşlardır. İzmir’e, resmi ya da özel bir nedenle gelen yabancı askerler, eski komutanlar bugün bile Albay Fethi Bey’in mezarını ziyaret eder, O’nun büyük yurtseverliği karşısında saygıyla eğilirler.”

                                                                                                                Aziz Nesin

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.