1971 yılında kurulan ve dünyadaki bilimsel eğitim sıralamasında ilk 200 üniversite içerisinde yer alan Boğaziçi Üniversitesi şimdilerde iktidarın hedefinde. Kurulduğu günden günümüze kadar laik, eşitlikçi ve özgürlükçü kimliği ile kurumsallaşarak kendi geleneklerini oluşturan boğazın en güzel yerine kurulu bu üniversitenin bilim, sanat, spor ve kültürel aktivitelerle sürdürdüğü eğitim, eleştirel ve özgürlükçü kimlik iktidarın hoşuna gitmiyor. Bütün üniversitelerde yaptığı gibi kendine bağlı ve sadık rektör ataması ile Boğaziçi’ni hizaya getirmeyi amaçlayarak kurduğu kışla düzenini sürdürmek istemekte ve farklı seslere tahammülsüzlüğünü bir kez daha ortaya koymaktadır. Oysa dünyadaki üniversiteler 11. yy.’dan bugüne kadar bilimin ve özgürlüğün sözcülüğünü yapmışlar, değişimin, dönüşümün önünü açmışlardır. 1088 yılında kurulan Bologna, 1150 yılında kurulan Paris 1167 yılında kurulan Oxford Üniversiteleri kurumsal kimlik ve gelenekleri ile halen ayakta ve en prestijli üniversitelerdir. Çağımızı şekillendiren aydınlanma düşüncesi, akılcılık, doğmalardan arınma, felsefe, bilim ve sanata kafa yoran entelektüeller bu üniversitelerin ürünüdür.

Bu bağlamda özerklik ve bağımsızlık üniversitelerin olmazsa olmaz koşuludur. Zira bilim, sanat, estetik ve yaratıcılık faaliyetleri ancak özgürlüğün olduğu ortamda doğar. Bu özerklik iktidara ve tüm topluma karşı bir özerklik olup aynı zamanda üniversitenin kendi işleyişine ilişkin kurallar koyma, kendi yönetim ilkelerini de oluşturma yetisini de içerir. Özerk ve özgür üniversiteler bilginin üretimi için kendi geleneklerini oluşturmuşlardır. Geleneği oluşmayan üniversitelerin gösterişli binalar, araç gereç, kütüphane ve sosyal alanlarla donatılmış olmasının hiçbir anlamı bulunmamaktadır.

Bilimden ödün vermeden, eleştirel davranan, siyasal iktidarın ve toplumun her türlü baskısına karşın doğruyu söyleyebilen bilim adamların varlığıdır üniversiteyi üniversite yapan. Emir komuta zincirine tabi, bürokrat ve memur anlayışlı akademisyen unvanlarını kuşanmış kişilerden oluşan eğitim kurumlarının sadece okul olacağı, üniversite olmayacağı bilinen bir gerçektir. Bir kamusal alan olmalarına karşın üniversiteler hiçbir zaman resmi ideolojinin taşıyıcısı olmamalıdır.

Bugün ülkemizde 200 aşkın üniversite mevcuttur. Köklü birkaç üniversitemiz dışında her ilde ve birçok ilçede kurulan bu üniversitelerin neredeyse tamamı kurumsal kimlik ve gelenekten yoksun, merdiven altı tabir edilen, diploma tedarikçiliğini üstlenmiş ve işsizliği 4-5 yıl öteleyen kurumlar (yüksek lise) haline dönüşmüştür. Boğaziçi, ODTÜ, Bilkent., Hacettepe, Cerrahpaşa ve İTÜ gibi bir elin parmakları kadar az sayıdaki üniversiteler dışında bilim ve sanat üreten dünya literatürüne katkı vermiş üniversite bulmak neredeyse olanaksızdır. Dünya ve yurt olayları ile ilgili tavır koymaktan korkan iktidar kuyrukçusu üniversiteler her zaman siyasal iktidarlara yaslanmayı seçmişlerdir. Devlet her zaman üniversiteleri zapturapt altına alarak avucunun içinde tutmayı, kendine itaat eder konumda tutarak resmi ideolojiye bağlı davranmalarına öncelik vermiştir.

Ülkemizin üniversite tarihi özgürlük, özerklik ve aykırı seslere tahammül edemeyen akademisyenlerin tasfiye öyküleri ile doludur. Yakın zamanda 12 Mart, 12 Eylül ve 15 Temmuz sonrası KHK ile yapılan akademisyen tasfiyeleri en canlı örneklerdir.

12 Eylül’ün apoletli generallerinin ürünü olan 2547 sayılı YÖK yasası üniversite özerkliği ve bilim özgürlüğüne en büyük darbedir. Üniversiteler tek tipleştirilmiş, sıradanlaştırılmış ve ithal İslamcı/milliyetçi ideolojiye bağlı kafaların yetişmesine aracı kılınmıştır. YÖK kurulduğu günden bugüne değin üniversitelerde kışla düzeni sürmekte olup, bilim üretmekten tümüyle yoksun üniversiteler rejim değişikliğinin de aracısı olmuşlardır. Laiklik üniversiteden kovulmuş medrese özentili profesör ve doçent unvanını taşıyan binlerce kişiye sağlanan kadrolarla üniversite sıradanlık ve seviyesizlikle kuşatılmıştır. Nepotizmin (adam kayırmacılığın) bir araya getirdiği, özgün çalışmaları bulunmayan, sipariş ve intihallere konu tezlerin pazarlandığı, dil bilmeyen, hiçbir nosyonu olmayan bu güruh, akademisyen unvanı ile üniversitelere yığılmıştır. Ortak özellikleri ise biat ve itaat eden, şimdiye kadar dünya bilim literatürüne hiçbir katkı vermemiş taşra kültürünün taşıyıcısı olmalarıdır.

Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenci olabilmek için yaklaşık bir buçuk milyon kişinin katıldığı üniversite sınavında ilk bin içine girecek kadar zeki ve çalışkan olmak gerekmektedir. Bu gençler parlak zekası ile araştıran sorgulayan, körü körüne itaat etmeyen ve alternatif çözümler üretebilecek yaratıcı gençlerdir. Kendilerini yönetecek rektörlerini seçmeyi hak görerek demokratik değerlerin sınırları içerisinde bunun uğraşını vermektedirler. Egemen anlayış ve kültüre karşı çıktıkları için iktidarın hedefi olmuşlardır. Siyasal iktidarın muhaliflerini “zillet ittifakı” olarak tanımlamasına koşut olarak rektörlük atamasına karşı çıkan öğrencilere terörist yaftasını yapıştırması, onları “başı ezilecek yılan” olarak nitelemesi boşuna değildir. İktidarın kullandığı milliyetçi/İslamcı ve ötekileştirici dil, anayasada sıralanan en demokratik hakları kullanan bu öğrencilere karış gösterilen hoşgörüsüzlük ve şiddet sarmalı rejimin nereye evrildiğinin göstergesidir. Siyasallaşmış yargının bu linçe ortak kılınması, popülizm ve şovenizmin fütursuzca kullanılarak öğrencilerden iç düşman yaratılması başkaca nasıl açıklanabilir.? Bugün Boğaziçi Üniversitesi’ndeki öğrenci ve akademisyenlerin başına boca edilen teröristlik yakıştırması ve cadı avı yeni kimlikler üzerinde inşa edilen üniversite modelinin dışa vurmuş halidir. Boğaziçi Üniversitesinin akademisyen ve öğrencilerinin demokratik taleplerini hiçe sayarak onları seçkinci/elitist ve ceberrut laikler olarak tanımlayan bu anlayış toplumsal uzlaşmayı istemeyen çatışmacı ve bloklaşmış bir toplumun inşasının bitmeyen adımlarından biridir. Bu denli yetenekli gençleri dinlemeyi ve anlamayı hiç düşünmeyen iktidar, sindirme, hedef gösterme ve lanetleme ritüellerini sürdürerek çözülen tabanını toplamaya çalışmakta dağılma eğilimi güçlendikçe kaybetme korkusu ile sertleşmektedir. Başkaca nasıl açıklanabilir bu gençlere reva görülen eziyet…

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122