1979 yılı sonbaharında kayıt olduğum Boğaziçi’nde, ilk yılım uyum sağlamakla geçti, dersler, okul, arkadaşlar tanışma. Anadolu’dan gelen pek çok öğrenci gibi yurtta kalmak istiyorum, yurtlar ücretsiz. On beş günlük bir bekleme süresi sonunda yurda kabul ediliyorum.

Boğaziçi’nde o yıllarda hepsinde sırayla kaldığım üç yurt vardı. Yurt talebi fazlalığından eski bir spor salonunu yurt yapmışlar, üçüncü yurt, ilk yurdum burası, 40 kişilik bir koğuşta kalıyoruz. Birkaç ay burada kaldıktan sonra aynı bölümdeki bir arkadaşımın istek yapmasıyla ikinci yurtta yer açılan 10 kişilik bir odaya geçiyorum.

Okulda ikinci yılımı, odalarının pencereleri denize bakan, okulun en görkemli binası, Kolej ilk kurulduğunda yapılan ilk bina olan Hamlın Hall’da, yani birinci yurtta geçiriyorum.

Yurtları sürveyan denilen, üniversitede yüksek lisans ya da doktora yapan ve bu görevlerinden ötürü yurtta ücretsiz kalan öğrenciler yönetiyor. Yurtlara giriş saatleri esnek, kapılarda bekçi, girişleri kontrol eden kimse yok. Sadece gece yarısından sonra kapılar kilitleniyor. Yurtlarda istisna olarak uygulanan bir kural var; aynı odada kalan öğrenciler hepsi bir araya gelerek imzaladıkları bir dilekçe ile yurt yönetimine başvurarak, istemedikleri bir oda sakinini odadan gönderebiliyorlar. Yurtlarda her gün sıcak su var. O sırada İstanbul’da başka okullarda okuyan arkadaşlarımdan biliyorum, devlet yurtlarında haftada bir sıcak su nadiren veriliyor.

Yurt odalarının seçim ve yerleştirme işleri, her eğitim yılı başında büyük toplantı salonunda yapılan kura ile yapılıyor. Kayırma yok, her şey açık ve adil. Odanın kişi kapasitesi kadar arkadaşınızla bir araya gelip oda kurasına katılıyorsunuz. .Odanın nispeten iyi olması okuldaki kıdeminize bağlı, 4 yıl 8 dönem okursanız iki kişilik odalar için kuraya katılma hakkınız var. Eğer oda arkadaşlarınız içinde rahatsız, engelli olan durumu raporla desteklenen arkadaşınız varsa nispeten iyi odalardan birinin kurasına girilebiliyorsunuz. Okulun en iyi yurduna iki yıllık öğrencilerden oluşan bizim gibi bir grubun, okulda son yıllarını boğaza nazır bir odada geçirebilmelerinin yolu da bir arkadaşımızın kalp rahatsızlığının olması. Yoksa iki yıllık okulun kıdemi bu altı kişilik odaya yetmiyor.

***

Okuduğum Ön Lisans, iki yıllık. Turizm yanında bilgisayar, orta kademe yöneticilik ve elektronik, elektrik bölümleri var. Ön Lisans bölümü, yeni açılan bir okul ve ilk mezunlarını üç yıl önce vermiş. Bölümlerden mezun öğrencilerin sektörlerinde ara elamanlar olması düşünülmüş. Turizm ve bilgisayar eğitimi bizim okuldan başka, o yıllarda sadece Ankara’da bir üniversitede var. Dört yıllık turizm ve bilgisayar mühendislikleri için yıllar geçmesi gerekiyor. Esasen bugünkü anlamda bilgisayar da yok, okula, yurtdışından gelen beş monitörü kullanmak için geceden kuyruğa giren, bilgisayar bölümden oda arkadaşlarım var.

Turizm bölümü, Ankara ve İstanbul’daki Turizm Otelcilik Liselerinin devamı diye düşünülmüş ama bizim altmış kişilik bölümde bir tek Turizm Meslek lisesi mezunu yok. Bölüm arkadaşlarım içinde benim gibi taşra okullarından gelen öğrenciler de azınlıkta. Turizm Bölümünde okuyanlar, genellikle İstanbul’un iyi okullarından, kolejlerden mezun, turizmi meslek olarak seçen arkadaşlar. Büyük bir çoğunluğunun benim gibi turizmi ikinci, üçüncü tercihleri olarak seçtiklerini sonradan öğreniyorum. Bizim bölümde ve yurtlarda kalan diğer bölümlerdeki arkadaşlarım arasında, başka üniversitelerde okurken boykotlar çatışmalar, siyasi kutuplaşmalar ve kavgalar nedeniyle derslere devam edemeyen ve tekrar sınava girerek okullarını bırakıp, daha huzurlu bir okul ortamı için bizim okulu seçenler de var. O yıllarda Boğaziçi Üniversitesinin bölüm puanlarının epey yüksek olmasının bir nedeni de huzurlu bir üniversite ortamının olması.

Turizm bölümü, yeni bir bölüm olduğu için basılı kaynaklar sınırlı, ama genç, yaşları bizim yaşlara yakın, yurtdışında eğitim görmüş genç öğretim görevlileri ders veriyor. Ön lisansta hazırlık sınıfı yok, ancak çok yoğun bir İngilizce eğitimini Amerika’lı hocalardan alıyoruz.

Turizm eğitimi o yılların Türkiye’deki yatak kapasitesinin yönetici personel ihtiyacını karşılayacak sayıda mezunlar veriyor. Türkiye’deki otel yatak kapasitesi, o yıllarda söylendiği şekliyle “ Girit adasındaki elli bin yatak” kapasitesi kadar. Ülkenin içerisindeki anarşi ortamı yabancı turizmi, ekonomik kriz de yerli turist hareketini zaten olumsuz etkilemiş durumda.

***

1979 yılı sağ sol çatışmalarının en şiddetli yaşandığı yıl, ülkede her ay onlarca genç öldürülüyor, liseden beraber mezun olduğumuz bir arkadaşımızın öldürüldüğü haberini alıyorum. Ülkede politik ortam çok gergin, siyasi cinayetler işleniyor, ülke adım adım darbeye sürükleniyor.

İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi’nden Sosyolog Cavit Orhan Tütengil 7 Aralık 1979 günü otobüs durağında öldürülüyor. Bu olay bütün Türkiye’de olduğu gibi öğrenciler arasında büyük bir üzüntü ve infial yaratıyor. İstanbul’daki bütün üniversitelerde okuyan öğrenci grupları, İstanbul Üniversitesi öğrencilerini destek olmak üzere cenaze törenine katılma kararı alıyorlar.

O gün, Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verilen hocanın cenazesine, Boğaziçi üniversitesinden bir grupla birlikte ve üzerimde Kapalıçarşı’dan aldığım parka ile katılıyorum. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin bir protesto yürüyüşüne katılmalarının bir ilk olduğunu, diğer okul öğrencilerinin alaycı laf atmalarından öğreniyorum.

O yıl cinayetler durmuyor, yaz stajımın başlayacağı günlere kadar başka cenaze törenlerine de katılıyorum. Boğaziçi öğrencilerinin yürüyüşlerini organize eden, en önde ateşli sloganlar atan “ağabeyimizi”, beş, altı yıl sonra çok ünlü bir giyim markasının mağazasında müdür olarak göreceğime, kalbi solda atan bir genç olarak, o zamanlar söyleseler tabii ki inanmazdım.

Okulda özgür ve demokratik bir ortam var. Öğretim üyeleri, öğrenci ilişkisi dostane. Şimdilerde protesto gösterilerinin yapıldığı ve Güney kampüs denilen alan, o zamanlar zemini toprak bir top sahasıydı. .Öğrenci işleri müdürü bir profesörü, başka hocaları, öğrencilerle futbol maçı yaparken görmeniz normal bir olaydı. Öğrenci işleri müdürü öğrencinin sorunlarını çözmek için inisiyatif kullanmaktan çekinmeyen biri olduğunu duyuyorum. Bu duruma, okuldan mezun olduktan sonra yaz aylarında hakkım olmamasına rağmen yurtta kalma sorunumu bizzat çözmesiyle daha yakından şahit oluyorum.

Öğrencilerin siyasi durumunu, bölünmüşlüğünü anlatmak için kantinlerin isimlerini yazmak bile yeterli gelebilir. Siyasi kantin, sosyete kantini, normal kantin. Siyasi kantinin duvarlarında solun bütün fraksiyonlarının afişlerini görmek mümkünken, sosyete kantininin duvarlarında kayak merkezlerine yapılacak tur afişleri asılı. Okulda sosyal demokrat bir hava hakim ve solun bütün fraksiyonları olmasına rağmen, kavga ve şiddete dönüşen çekişmeler yok. Ülkenin kavgalar, siyasi çekişmeler, okul boykotlarının olduğu 1979 yılında Boğaziçi inanılmaz bir şekilde oldukça sakin. Okulda birkaç nöbetçi asker devriyesi dışında sıkı güvenlik önlemleri yok. O nöbetçi askerler de ,güneşli günlerde okulun rehavetine kapılıp ağaç gölgelerinde uyuyorlar.

(Devam edecek…)

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122