Son bir aydır en önemli gündem maddesi Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atamasıyla yaşanıyor. Kurumun geleneklerine aykırı olarak dışarıdan rektör ataması krize dönüştü. Akademisyen, öğrencilerin ve kamuoyunun büyük tepkilerine yol açtı. Öğrenciler ve öğretim üyeleri, Anayasada düzenlenmiş en demokratik protesto hakkını kullanırken insanlık onuruna yakışmayan davranışlarla karşı karşıya kalmışlardır.

Üniversitelerin işlevleri

Üniversiteler en genel anlamıyla çağdaş ve evrensel kurallara göre bilgi ve bilimin üretildiği kurumlardır. Üniversitenin bu işlevleri yerine getirebilmesi için bilimsel, idari ve mali anlamda özerk kurumlar olması gerekir. Bilimsel özgürlük ve yönetsel özerklik içinde ancak bilimsel bilgi üretilebilir. Bu nedenle üniversitelerin her türlü dış etkiden (idari, mali, dini) ve baskıdan bağımsız, özerk kurumlar olmalıdır. Bilimsel, mali ve idari özerklik, devletin gözetim ve denetimi özerkliğe engel değildir. Üniversitelerin topluma karşı sorumlulukları vardır. Ancak bu kurumlar siyasi otoriteye, ekonomik güç odaklarına, din odaklarına bağlı olamaz. Olursa bu kurum üniversite olamaz.

Üniversite, Erinç Yeldan Hocamızın belirttiği gibi; ekonomik çıkar ve maliyet ilkelerine göre standartlaştırılmış bir ürün, fikir ya da tasarım peşinde olan işletmeler değildir… Üniversitelerin birer arazi ve siyasi rant kurumu haline dönüştürülmesi, planlarına karşı direnilmesi, çağdaş bilim ve eğitim geleneklerinin korunma mücadelesidir.

Rektör Atanması (İçeriden – Dışarıdan)

Türkiye’de 1993 Üniversite Reformundan sonra, genelde rektörler üniversiteler tarafından seçilmişlerdir. 12 Eylül faşist müdahaleden sonra bütün üniversitelerde seçimler ve üniversite özerkliği kaldırılmıştır. YÖK kanunuyla kısmi seçim/atama yöntemi getirilmiş, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, KHK ile tek kişinin (Cumhurbaşkanı) atama yetkisine bırakılmıştır. AKP iktidarı döneminde rektör atamalarındaki tek ölçüt siyasi yandaşlık olmuş; bu süreçlerde bilimsel yetkinlik, liyakat değil, siyasal bağlılık ve sadakat en temel kriter olmuştur.

Dışarıdan rektör atanabilir mi? Elbette atanabilir. Çok yakında dünyanın en saygın üniversitelerinden biri olan Göttigen Üniversitesi Rektörlüğüne bir Türk bilim insanı olan Prof. Dr. Metin Tolan atanmıştır. Prof. Tolan üniversite senatosu tarafından oy birliğiyle seçilmiş, üniversite mütevelli heyeti bunu onaylamıştır. Atamada önemli olan, üniversitenin ilgili kurullarından geçip geçmediği ve üniversitenin paydaşlarının ( akademisyen, öğrenci ve personel ) katıldığı demokratik katılım süreçlerinden geçip geçmediğidir.

Provokatör - Terörist

Bugün ülkemizde yaşanan bu sorun, iktidarın üniversiteye bakış açısından kaynaklanmaktadır. Anayasada düzenlenmiş en temel demokratik hakkını kullananları terörist, provokatör, sapkın olarak ilan ederek, ayrıştırıcı ve nefret söylemi kullanmaktadır. Bu yaklaşımla bir yandan toplumu ayrıştırırken, diğer yandan üniversitelerin çok uzun yıllarda biriktirdiği demokratik kültürü, kurumlaşma geleneğini ve görece özerkliğini zedelemiştir. Bu açıdan sorun sadece Boğaziçi Üniversitesi sorunu değil, tüm üniversitelerin sorunudur. Aslında bu müdahale meslek örgütleri (Baro, TTB), dernekler, yüksek yargı, medya gibi kurumların yeniden şekillendirilmesinin akademiye yansımasıdır.

Nefret söylemi öyle ileri boyutlara vardırılmış ki, iktidar yandaşları da buna katılmışlardır. B.Ü’den bir gezi kalkışması çıkartılmış, terör örgütü üyeliği, kamu malına zarar verme , kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma gibi suçlamalar yapılmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı Cuma hutbesinde fetva vermiştir.

Prof. Dr. Ayşe Buğra ( Karı / Provokatör)

Nefret söylemi içinde en acı olanı Cumhurbaşkanının Prof. Buğra için söylediği sözlerdir. Yaptığı açıklamada,” Soros temsilcisi Osman Kavala’nın karısı…”, “Boğaziçi Üniversitesi’nde bu provokatörlerin içerisinde yer alan bu kadın…” diye açıklama yapmıştır.

Prof. Buğra, emeklilik yaşına gelmiş, bilgisi, birikimi uluslararası saygınlığı ve ilişkileri açısından akademisyen ve öğrencilere yol gösteren ve kazanım sağlayan bilim insanlarına verilen EMERİTUS unvanlı öğretim üyesidir. Bu nedenle Boğaziçi Üniversitesi’nde kürsüsü bulunmaktadır. Bu nitelikleri taşıyan bir bilim insanının provokatör olarak suçlanması en acı olanıdır.

Sonuç olarak, üniversiteler otoriter ve totaliter rejimler için her zaman ayak bağı olmuştur. Bu nedenle siyasal iktidarlar hep denetim altında tutmak istemiştir. Amaç, rejimin amaçladığı türden bir gençliğin yaratılmak istenmesidir. Yapılan eylemler gerekçe gösterilerek yapılan tüm baskıların temel nedeni budur. Üniversitelerdeki öğrenci direnişleri özgürlük taleplerinin kaleleri olmuştur.  Bu nedenle rektör atamalarının üniversite bileşenlerinin (öğretim üyesi, öğrenciler, çalışanlar, vb) karar süreçlerine katıldığı, demokratik yöntemlerle seçileceği bir yapıya kavuşturulmalıdır. Özgür, özerk, bilimsel, katılımcı, saydam ve üretken üniversiteler, ancak bu yapılarda ortaya çıkar. Yoksa, çağımızda üniversiteleri, orta çağın karanlık dönemindeki yapılara dönüştürmüş oluruz.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122