FLAŞ HABER

(Tam on yıl önce kaleme aldığım bu yazımı noktasına virgülüne dokunmadan yeniden yayına sunuyorum)

Bilindiği üzere yıl içerisinde günün aydınlık ve karanlık geçen sürelerinin birbirine eşit olduğu iki tarih vardır.  Mart Ayı’nın yirmi birinci ve Eylül’ün yirmi üçüncü günleri… Kısadan uzuna evrilen aydınlık mart yirmi birde karanlık ile eşitlenir. Eylül yirmi üçte ise en uzun gün olan yirmi bir Haziran’dan itibaren azalmaya başlayan aydınlığın süresi karanlığınki ile denk olur… Bu eşitlik durumu coğrafi terminolojide “ekinoks” olarak ifade edilir.

1980 yılı geldiğinde özellikle 24 Ocak kararlarının ardından yapılmaya başlanan bir takım planlar seksenin ikinci ekinoksunu öncekilere oranla çok daha farklı kılmaya yönelikti. Yıllar sürecek bir karanlık… İnsanların vicdanlarında yüreklerinde ve bedenlerinde açtığı yaraların dışında 12 Eylül 1980’nin ardından bölgede ve yakın coğrafyada yaşanan gelişmeler bu darbenin daha iyi anlaşılması yönünden ele alınabilecek önemli veriler olarak düşünülebilir. Sosyalist Bloktaki rejim değişiklikleri, iki körfez harekatı, Balkanlar’da yaşanan etnik kökenli konvansiyonel savaşlar, yaygınlaştırılmak istenen mikro milliyetçilik akımları, Büyük Orta Doğu Projesi, Ilımlı İslam yutturmacası, son günlerde ayyuka varan postmodernist düşünce ve sanat akımları…

Pentagon ile ilgili olarak bilinen önemli bir kural vardır. Burada masaya yatırılan konular, çıktıları minimum otuz sene sonra alınacak şekilde tanzim edilir. Tersinden ifade edilirse ABD herhangi bir konuya ilişkin yatırımlarını, eskizlerini, altyapı çalışmalarını minimum otuz yıl önce yürürlüğe koyar.2010’u idrak ettiğimiz bölgenin bu günlerine ilişkin planlar Pentagon’da yapılıyorken de az evvel sözünü ettiğimiz hesaba göre tarih 1980’dir. Ne rastlantı… “Hoca bütün bu saydığın olayları 12 Eylül darbesi ile ilişkilendirmek paranoid bir reaksiyon olmasın” gibi bir soru dilinizin ucuna gelebilir. Bu soruyu bir başka reaksiyon türü olan kimyasal reaksiyonlardan verilebilecek bir örnekle yanıtlamak olanaklıdır. Kimyasal reaksiyonlardan kimileri zincirleme reaksiyonlardır. Girenler ve ürünler söz konusudur. Bir reaksiyon diğerini tetikleyebilir. Her reaksiyonun içinde farklı işlevlere sahip elementler yer alabilir. Bir süre sonra işlevlerini diğerlerine devredebilirler. Ayrıca herhangi bir reaksiyon sürecinde kimi katalizörler yer alabilirler tepkimeye girmezler ancak tepkimeyi hızlandırırlar. Unutulmamalıdır ki seksenlere gelindiğinde Türkiye, Sovyetler ve Doğu Bloğu Ülkeleri’nin hemen yanı başında ABD’nin “Hürriyet Savaşında” onunla beraber olan, güçlü ordusu ve kontur gerillaları ile en önemli müttefiklerinden biridir. Bana inanmıyorsanız Kore Harbinden sonra bestelenen ve tangocu Celal İnce tarafından seslendirilen şarkının sözlerine birlikte göz atalım:

Amerika, Amerika,
Türkler dünya durdukca,
Beraberdir seninle,
Hürriyet savaşında.

Bu bir dostluk sarkısıdır,
Kardeşliğin yankısıdır,
Kore'de olduk kan kardeşi,
Sönmez bu dostluğun ateşi.

Azmimizdir hür yaşamak,
Dünyada sulhu sağlamak,
Dalgalanır hep bu uğurda,
İstiklal aşkı ruhumuzda.


Ankara ile Washington,
İzmir'in ile San Francisco'n,
Benzer derler birbirine,
Doyulmaz güzelliklerine.

O muhtesem beldelerin,
Pınarların nehirlerin,
Ünlü şelalen niyagara,
Haykırır gücünü dünyaya.

Amerika, Amerika,
Türkler dünya durdukca,
Beraberdir seninle,
Hürriyet savaşında.

           ABD Kore’ye Vietnam’a, (Sözde Küba’lı mülteciler yolu ile) Domuzlar Körfezi’ne, Irak’a müdahale ederek dünyada sulhu ne derece sağladı  bilemem ama şimdi ben; “Kore Savaşı’nın hemen ardından bu şarkının plak yapılarak Türkiye’ye yollanması, okullarda müzik öğretmenlerine ders materyali olarak verilmesi (Hasanoğlan Köy Enstitüsü mezunu olan babam da bu öğretmenlerden biridir) yaklaşık otuz yıl sonra Türkiye’ye dayatılacak olan 24 Ocak kararlarının yani ‘Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ in alt yapı çalışmasıdır” dersem paranoyak mı olurum bunu okuyucunun takdirine bırakıyorum.

Türkiye önemlidir. Kimi zaman tarihsel konjonktür bu önemi katlayarak artırmıştır. Koskoca dünya coğrafyasında yaşanan köklü siyasal değişimler göz önüne alındığında Türkiye’deki değişimlerin dünyadakilere etkisini küçümsememek adına önemli bir örneği hatırlamamız yararlı olacaktır. 1959’da yapılan bir anlaşma ile 1961 yılında ABD tarafından gönderilen Jüpiter Füzeleri gizlice ülkemizde konuşlandırılır. Bu durum aslında Sovyetler ile ABD arasında başlayacak ve daha sonra dünyaya yayılacak bir nükleer savaşın nedenleri arasındadır. Zira Sovyetler önemli bir tehdit altına girmiştir. Misilleme olarak Sovyet Füzeleri de Küba’ya yerleştirilir. Asli amaçlarından biri de Küba’da Castro Devrimini yenilgiye uğratmak olan ABD, Sovyetler’e meydan okur. Dünya bir nükleer savaşın eşiğine gelmiştir. Kriz aşılır ama sonuçlarından biri de şudur: Ne Küba ne de Türkiye tek başına dünya savaşı çıkaracak güce sahip değillerdir ancak süper güçlere bu savaşı göze aldıracak kadar jeo stratejik önemi olan topraklara sahiptirler. Bu sebeple bu coğrafyada yaprak kımıldasa bunun çok geniş alanlarda yansımalarının olması doğaldır.12 Eylül darbesinin de etkilerini bu anlamda değerlendirmek yanlış olmaz.12 Eylül belki dünyadaki sosyalist hareketi doğrudan gerileten sebepler arasında gösterilemez ancak bu gerileyişin ilk göstergeleri arasında düşünülebilir. Çok değil 12 Eylül’den on yıl önce 68 kuşağı hareketleri dünyayı değiştirme mücadelesine dönüşmüşken 12 Eylül’den yaklaşık on yıl sonra sosyalist rejimler birer birer çözülmeye başlamış ise bu darbenin de bu süreçte önemli işlevleri vardır diye düşünmekten alamıyor insan kendini…

-saydı, -seydi kipleri ile biten cümlelerden yola çıkarak tarihsel çıkarımlar yapmak kuşkusuz olanaklı değildir. Bununla birlikte kimi zaman meselelere güçlü vurgular yapabilmek adına içtenliğimizin dışına çıkmamayı becerebiliyorsak pekala başvurabileceğimiz bir yoldur bu… Gelin bu yolla aşağıdaki sorulara yanıt arayalım.

Bugün Türkiye’de yetmişli yılların politik bilincine, sahip antiemperyalizm mücadelesinde gözünü budaktan esirgemeyen kitleler varlığını sürdürseydi,

ABD  “Ben tek süper gücüm istersem Irak’da bir milyon kişiyi öldürürüm istersem Ahmedi Necat’ı tokatlarım bunun için lojistik destek amaçlı olarak ülkenizdeki üslerimi kullanırım başım sıkışırsa uçaklarımı da oradan kaldırırım, dediğinde bu kitlelerin Dolmabahçe 6.Filo şenliklerinin kat kat üstünde eylemlilikleri söz konusu olsaydı ve yığınlar hep bir ağızdan ABD’ye “Üslerini de al git!” şeklinde haykırsalardı,

ABD “Büyük Orta Doğu Projemi hayata geçirmek için her tür fırıldaklığı yaparım başbakanınızı bile bu projenin eş başkanı ilan edebilirim, bu bölgeyi etnik farklılıklardan da yararlanarak istediğim gibi yönetebilirim” dediğinde, yığınlar hep bir ağızdan  “yankee go home! Vietnam’da Ho amca Küba’da da Castro ve Che sana haddini güzelce bildirdi. Bizi de Ulusal Kurtuluş Mücadelemizden beri Manda altına almaya çalışmaktasın bunu da farklı yollarla büyük ölçüde başardın ama artık yeter!”deselerdi,

ABD “ Antidemokratik rejimlerin yaşandığı ülkelere demokrasi götürüyoruz bunda ne var” dediğinde kitleler dev bir koro gibi “Biz senin demokrasiden ne anladığını iyi biliriz. Komünizmle mücadele adına Nato Ülkelerinde örgütlediğin yapılanmanın silahşorleri bu ülkede yüzlerce katliama imza attılar üstüne üslük sen yine bu ülkede on yedi yaşında çocuklar asılırken senelik izine mi çıkmıştın?” dedikten sonra Mahsuni’nin dizelerini dillendirselerdi:

 “Amerika katil katil!”

 ABD’nin  “Canım ben dinler arası uzlaşma ve kültürlerarası diyalogdan yanayım” demagojilerinin hemen ardından  “Biz senin din, mezhep ve etnik kimlik farklılıkları ne amaçla ve nasıl provoke ettiğini iyi biliriz, bir ülkeye girmeden önce o ülkenin askeri gücünü bir tarafa bırakıp bu özelliklerini masaya yatırırsın Pentagon’da… Ayrıca senin başkanın değil mi on bir eylül saldırılarının sonrası ‘ yeni bir haçlı seferi başlamıştır’ beyanatı veren ?”  diye hesap sorabilselerdi bizimkiler avazları çıktığı kadar…

ABD’ nin zorbalık ve zulümden her bahis açışında Jandarması İsrail’in Gazze’de yaptıklarını milyonlarca kişi parmakları ile işaret edebilseydi katledilenlere saygı adına büyük bir sükunet içinde

ABD’nin dünya barışından her söz edişinde, CNN Televizyonu’nun verdiği savaş arası silah ve uçak reklamlarının ne anlama geldiğinin bilincinde olan liseli öğrencilerimiz olsaydı ve kağıdı kalemi eline alıp okul bültenlerinde yazsalardı bunu…

…Peki ne olurdu bunlar bugün, seksen öncesindeki kitlesel eylemler türünde gerçekleştirilebilseydi? Kesin olan şu ki tam da ekinoksa beş varken gerçekleştirilen darbe geçekleştirilememiş olurdu… Bir şey daha yaşanmazdı... Otuz yıl önce, ekinoksa beş kala tamamen Amerikan destekli bu darbeyi yapanları, otuz yıl sonra gene ekinoksa beş kala tamamen Amerika yanlısı bir siyasal iktidarın yargılayacağı iddiasından doğan trajikomedi…

Okurlardan“Aman hoca sen de darbeyi tamamen Amerika’ya bağlayanlardansın Amerika’nın işi gücü yok da bugün Türkiye’yi ve Orta Doğu’yu tamamen kontrol altına almak için otuz yıl önceden  darbe yaptırsın” diyen varsa ben bağlamadım, kendileri söyledi:

Endişelenmeyin efendim bizim çocuklar

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122