"Mars'a gönderilen uzay aracından çekilen büyüleyici Dünya fotoğrafları" gibi başlıklara sahip bir çok habere denk gelmişsinizdir. Ya da "Teknoloji devi CEO'sundan uzay araştırmalarına dev yatırım." gibi... Yaşadığımız yerküreden adeta umudu kesmiş gibi gözümüzü uzak diyarlara dikmemizin en belirgin iki sebebi var. Biri hayatlarımızın en büyük musallatı kar harsı, diğeri ise insanlığın en kadim içgüdülerinden biri olan merak. İnsanlığın uçsuz bucaksız evren ile sınavı bu iki büyük olgu eşliğinde şekilleniyor. 

Dünyanın sayılı dolar milyarderleri her geçen gün uzay keşifleri ile ilgili yeni girişimlerde bulunuyorlar. Uzaya ilk pizza servisinin yapılması, NASA'nın düzenlediği "Aya gidecek astronotlar için tuvalet tasarımı" yarışması, İtalyan astronotun uzayda aldığı duşun canlı yayınlanması gibi bir çok gariplikle baş başa kaldığımız bir dönemde yaşıyoruz. Canlı yayınlanan roket fırlatma görüntüleri, adınızın yazılı olduğu bir kağıt parçasının uzay aracı vasıtası ile Mars'a göndermek gibi etkinlikler belki eğlenceli ama tüm olan bitenin arkasındaki dolabı iyi görmek lazım.

Piyasaların çok önemsediği finans kuruluşu Goldman Sachs analistleri, 2040 yılına gelindiğinde "Uzay Sektörü"nün toplam hacminin 1 trilyon dolara çıkacağını ön görüyor. Evet, güzel para... Peki bu uzay sektörü ne anlama geliyor diye soracak olursanız çok kısa sıralarsak; uzay turizmi, uzaya gönderilen araçların üretimi ve gönderilme işlemleri, devletin uzay araştırmalarına ya da araştırma yapan şirketlere teşvikleri, uzayda çıkartılacak olası maden vb. gibi mamüller ve olası işlemlerin yaratacağı finansal ve hukuksal alanlar diyebiliriz. Şüphesiz ki insanlığın merak duygusu olmasaydı mağaralarımızdan bile çıkamazdık, hayatımızı kolaylaştıran birçok inovasyonun temelinde bu kıymetli olgu var fakat insanlığın geleceğini şekillendirecek bu devasa alana, birçok büyük şirket başka hevesler ile gözünü dikmiş durumda. Örneğin dünyanın sayılı zenginlerinden Richard Branson'un sahibi olduğu Virgin Galactic isimli firma uzaya göndereceği turistleri taşıyacak aracın iç kabin tasarımlarını geçtiğimiz günlerde paylaştı ve ilk yolculuğunu 2021 yılının başında yapmayı planlıyor, biletler 250 bin dolar. Bunun benzeri uzay turizmi girişimleri gündeme gelse de asıl iştahları kabartan nokta uzay madenciliği. Gezegenler bir yana sayısız asteroitten elde edilecek nikel, demir, altın hatta adını şu an bilmediğimiz ve bize değerli diye yutturulabilecek tonlarca madeni bir düşünün. Şimdi hepsinin gramını bilmem kaç dolarla çarpın! Dünya devi tüm şirketlerin ağzını sulandıran bu tablo bol sıfırlı rakamlar vaat ettiğinden şimdiden devletleri sıkıştıracak tüm hamleler planlanmakta. Nasıl ki dijital teknoloji şirketleri çeşitli vergi avantajlarından yararlanmak için merkezlerini başka ülkelere taşıyorlarsa söz konusu uzaya yatırım yapmak isteyen şirketlerde dolambaçlı yollardan karlılıklarını devlet güvencesi ile arttırma derdinde. Örneğin ABD'de devlet NASA'ya yıllık 30 milyar dolara yakın bir bütçe ayırıyor ve NASA'da bunun bir kısmı ile Boeing ve SpaceX gibi dev şirketler ile ticari anlaşmalar yapıyor. Yani kapitalizm uzayda taşeron sisteminin temelleri şimdiden atmaya başladı. Bir de utanmadan, serveti 180 milyar doları geçen, Amazon'un da sahibi, dünyanın en zengin ismi Jeff Bezos gözümüzün içine bakarak "Bu Dünya'yı mahvediyoruz artık buralarda yaşanmayacak, ben şirket kurdum parayı vereni uzaya götüreceğim" diyor. Buna karşı Greta Thunberg adlı bir genç çıkıyor, bu dünyada birlikte yaşamı savunuyor ve umutlarımızı tazeliyor: "İnsanlar ölüyor, ekosistemimiz çöküyor, kitlesel yok oluşla karşı karşıyayız ama siz sadece para ve ekonomik büyümelerinizden bahsediyorsunuz. Bu ne cesaret!"

Merceğimizi biraz daha yakınlara çevirip memlekete baktığımızda ise her alanda olduğu gibi uzay faaliyetleri de efelenme üzerine kurulu. Bizimde altı uydumuz var onlardan neyimiz eksik, hele bir 2023 gelsin... Çin ve ABD geçen ay Mars'a uzay aracı gönderdi ve Birleşik Arap Emirlikleri de bu ay göndermeyi planlıyorken "İsmini Mars'a Gönder Kampanyası"na Türkiye'den gelen rekor başvuru ile övünülüyor. Bilim ve teknolojiden gün geçtikçe uzaklaşılması, okullardaki müfredatlarında giderek gericiliğin hakim olması, memleket olarak bizi bu konularda söz söyleyemez duruma düşürüyor, söz söyleyebilecek yurttaşlarımız ise beyin göçünü tercih ediyor. "Bizden neden teknoloji devleri, bilim insanları yetişmiyor" diyenler ise bu devletin resmi politikası haline gelmiş bilim karşısındaki ilgisizliği düşünsünler. Örneğin bu topraklarda tasarlanan ilk roketin hikayesine bir bakalım. 1959 yılında Kirkor Divarcı, Türk Hava Kurumu ve İstanbul Teknik Üniversitesi'nin şartlarını zorlayarak, Bandırma Havacılık ve Uzay Araştırma Derneği kurup yılmadan usanmadan çalışmalarına devam etmiş. Hatta nişanlısı ile evlenmek için biriktirdikleri 400 Lirayı füze çalışmaları için feda ederek 1963 yılına dek birçok başarılı-başarısız denemede bulunmuşlar. Maalesef bu maceraperest bilim insanlarının yüzüne bile bakılmamış, bırakın teşviki, sürekli hor görülmenin yanı sıra ABD ya da Sovyet ajanlığı ile suçlanmış ve tüm çalışmaları 1963 yılında evinde çıkan faili meçhul bir yangın sonucu heba olmuş. Bu topraklarda teknolojinin serüveni hala matbaanın geç gelmesi ile aynı makus talihi paylaşıyor.

Bitirirken tüm bu uzay faaliyetlerinin kamusal bir anlayışa hizmet edebileceğini hatırlatmadan olmaz elbette. Uzay için yapılan her yatırımın insanlığın ortak değeri bilim serüvenimize yaptığı katkılar, bilinmezi keşfetme yolculuğu bakımından önemi büyük fakat sırf çok merak ediyorum diye tüm bütçenizi, çoluğunuzun çocuğunuzun rızkını harcamazsınız. İşte hükümetlerin göstermesi gereken irade, maddi kaynakları akademi, meslek odaları, STK gibi kurumlarca ulaşılabilir bir konuma getirmek ve toplumun tüm kesimlerine açmak. Yıllarca devletlerin desteklediği projeler ile birçok gözlem evi, uzay teleskop kuruldu. Bu projelerden sağlanan veriler, Dünya genelinde tüm bilim insanlarının ortak erişimi ve katkısı sayesinde sağlıktan, malzeme bilimine birçok alana katkı yapıp yaşantılarımıza olumlu bir fayda sundu. Bilim insanları istihdam edildi, yatırımlar yapıldı, hatta eğitim müfredatları bu şekilde bilimsel nitelik kazandı. Her ne kadar uzay teknolojilerinin dışında olsa da ilginç bir Estonya örneği var örneğin. Devlet tüm faaliyetlerini elektronik ortama geçirmek hem de yerel yönetimlerinde teknolojik alt yapı kurmak için inanılmaz büyük bir yatırım yaparak birçok yazılımcıyı, mühendisi hem istihdam etti, hem de kolektif çalışma yapmalarını teşvik etti. Bunun sonucu sürücüsüz toplu taşıma hizmeti vermeyi başaran belediyeler bu faaliyetlerini ücretsiz hale getirdi. Yani 2018'den beri Estonya'nın birçok yerinde toplu taşıma ücretsiz. Bu çabalar şüphesiz günümüze ait bir sosyal demokrasi anlayışına işaret ediyorken, Bolu'muzda kendisine sosyal demokrat diyen her kademedeki yönetici şovenist söylemler ve duvar resimleri yerine biraz böyle işlere kafa yormaları gerektiği kanaatindeyim.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122