BİSTOPYA MI DİSTOPYA MI?

Aman efendim sakın yanlış anlaşılmasın; yarışma manasında bir ütopyadan bahsetmiyoruz, Allah Muhafaza! Bildiğiniz Thomas Morevari Ütopya, yani “olmayan, düşlenen yer” manasında. Düşlenmek dahi istenmeyenine (felaket ve karanlıkların hükmettiği) ters-ütopya veya distopya diyoruz. Mevzumuzdaki ütopya ise bisikletli ütopya: Bistopya! “Arkadaş ne fanteziymiş be!” diyebilirsiniz; haklısınız. Bu manada akla ziyan beledi hizmetlerimiz hiç eksik olmuyor efendim. Nitekim bunlardan biri de bu bistopik mavi bisiklet yolu (şimdilerde iyice silindi gitti maalesef). “Yav arkadaş siz normal yol yapamadınız şimdi de bisiklet yoluna mı kaldınız?” demeyin sakın; gelişmiş, medeni ülkelerde yayalardan sonra en önemli yollar bunlar efendim. Gelişmişliğin göstergesi bu, sakın şaşırmayın.

Ama müsaadenizle bu meseleyi arz etmek isterim. Bolu’nun bisiklet yolu beledi bir mucize eseri yayaların yolunun tam ortasından geçiyor. Tıpkı şehri Bolu’yu ortadan cart diye ayıran E-5 karayolu gibi. Ve fakat E-5’te her türlü trafik aksesuarı varken, yayaların ortasından geçen bisiklet yolunda herhangi bir işaret namevcut. Bistopya diyor, bisiklet yolu projesini tasarlayanlar buna. Efendim yazmakla bitmez. Yurtdışında tahsil görmüş bir hanımefendinin Avrupai terbiyeyle ve de gayeyle inşa ettirdiği bir yol bistopya. Kendisi de ta Viyanalardan bisiklet sırtında gelmiş memleketimize, kolay mı? Ama Allah var projenin ismi nefis “devir bisiklet devri”. Ama şehir öyle bir şehir mi, onu sormak gerek. Reisimizin Şanzelize (Avenue des Champs-Élysées) vaadiyle kapattığı, ama içinden hem araba, otobüs hem de bisiklet geçen sözde yayalaştırılmış meşhur İzzet Baysal caddesini hacamat etmek böyle oluyormuş meğerse. Değil iki tekerli bisiklet, motosiklet, kırkayaklı çıkma golf araçları da var bir buçuk porsiyon yaya alanının içinde. Yaşlılar ve mülteciler için bir nevi ro-ro seferleri yapıyorlar efendim. E peki niyet ne idi, akıbet ne oldu? Çok açık. Bisikleti, sağlıklı yaşam diskuru ile sevdirmek, özendirmek veyahut da Avrupa’ya şirince görünerek...falan filan… Peki ya netice?

Elin adamı bütün bir şehri bisiklet ve yaya yolu haline getirerek insanlaştırıyor (bkz. Hollanda), biz ise kısacık bir parkuru düzenlemekten aciziz (pes!). Neden acaba? Çünkü herşeyi karikatür gibi yaşıyoruz; yani “-mış gibi” yapıyoruz hep. “Oyuncak gibi göstermelik bisiklet yolu yapacağına, kutu gibi şehri bisiklet cennetine çevir de görelim” diyesi geliyor elbet insanın içinden; sizi anlıyorum efendim. Hâlbuki şehrin hemen her yerine bisiklet yolları yapmak mümkün. Hatta belirli noktalar kiralanabilen bisiklet istasyonları bile konulabilir. Ama memleketimiz fakr-u zaruret içinde, harap ve hatta bitap. Şimdilik bu kadarını yapabildik, inşallah paramız olunca daha fazlasını yaparız.

Efendim şehirciğimiz öyle bir şehir ki, bırakın parkı, bisikleti, ağaç fakiri mübarek. Dışarıdan bakınca İsviçre’de küçük bir şehir zannedilen, beton ve asfalt kâbusu bir şirin vilayetimiz, Bolumuz. Sanki Heidi’nin köyü, Saint-Bernard’ın yurdu. Ne gezer. Siz hiç Bolu’da yeni bir apartman yapıldığında, bahçesinin, ağacının, hiç olmadı çiçeğinin de ona eklendiğini veya böyle bir fikrin beslendiğine şahit oldunuz mu? Ben olamadım maalesef; keşke olsaydım. Tersine Bahçelievler, Borazanlar gibi mahallelerde eski güzelim, yemyeşil bahçesi olan evlerin plazalaştığına ve çarçabuk halka arz edildiğine şahit olmaktan bol bol buhrana girdim efendim. Allah sizi inandırsın “a ne güzel evmiş, ne ulu bir ağaçmış” demeye korkar olduk. Ertesi haftasında melun bir kepçe olay mahalline intikal ederek derhal dönüştürme işlemine başlıyor. Bir nevi nazar yani. Otopark, parke, garaj, beton dolu, “hiç ağaçlı” tuhaf tasarımlı apartmanlar, siteler. O güzelim köyleri bozup bozup nakde çeviren bir makinaya fevkalade imkân tanıyan imar kanunumuz varken, daha çok fırın ekmek yemek gerekecek belli ki. Rant güzel, peki ya gelecek?


Rantı bir yana olayın içtimai boyutu daha vahim. “Bu nerden çıktı şimdi?” diyeceksiniz. İzah edeyim efendim. Süratle, sureti değişen şehirciğimizde, vatandaşlarımız hem zihnen hem de bedenen buna pek hazır görünmüyorlar maalesef. Bakın bir örnekle meseleyi açıklığa kavuşturalım. Efendim yaz hali malum havalar sıcak; insanın fazlalıklardan en çok kurtulmayı istediği zamanlar. Bir gün yolda kısa ve fakat avret mahallini örten (hem örtmese ne olur ki?) pantolonumla yürürken yaşlı bir amcazade gözüme çarptı. Öyle güzel bir dirençle, kendinden beklenmeyecek bir çeviklikle bisikletiyle rampayı tırmanıyordu ki; vallahi hayran kalmıştım. Bisikletli amcazade yanımdan geçerken o an tam da idrak edemediğim bir cümle kurdu. Birine bir şey diyor herhalde dedim geçiştirdim. Ama baktım ki çevrede benden başka da kimse yok. Öyleyse amcazade teknik manada bana laf atmış oldu denilebilirdi. Laf atma bilhassa eril bir davranıştır memleketimizde; erkekler arasında olunca felakete ve hatta barbarlığa dönüşür. Neyse ben amcazadenin ne dediğini sonradan idrak ettim ki, şaşırayazdım. Şiveli bir cümlede “takriben” şunları sarf etti: “Bayanlan mayanlan didik, şimdi erkekler olu karabacak!” hoppala! Amcazade benim kısa pantolona takmıştı belli ki. Yeni bir kavram kazandık literatürümüze:  Karabacak sendromu! “Elbette ağda yaptıramadığımıza içerledi herhal; yoksa amcazadenin altın gibi bir kalbi var aslında, bakma sen”  diyebilirdik fakat bu bir skeç değildi. Bir şeyi daha merak etmiştim bu vesileyle, amcazademiz bisiklet süren aksakallı meşhur Rus yazar Lev Tolstoy’u görse acaba ne derdi? Bence selamün aleyküm; ya sizce?

Şimdi buraya kadar ki kısım hakikaten komik; ama netice itibarıyla vahim. Niye derseniz; amcazade bugün beğenmediği kıyafet, davranış veya benzeri unsurlara laf atabilme, dil uzatabilme cüretini normal, yani anayasal bir hak olarak biliyor. Bir çok vatandaşımız da böyle biliyor siz hiç merak etmeyin efendim. Sokakta tipini, kıyafetini, tarzını, dünya görüşünü sevmediği insanlara şiddet gösteren nice misaller var; girmeyelim mevzuya. Ağır ve hazin. İşte bunun adı tam da başlıktaki gibi “Distopya” veya “sıradan faşizm” oluyor. Herkes birbirine düşman veya her an düşmanlaşabilir; her yer komplo, her yer ihanet. Zaten “ihbar et hayatını yaşa, rahat et” yasası da çıktı. Oh ne güzel! Yeni düsturumuz şudur: İhbarda ferahlık vardır! Ne dehşet verici dimi? “Herkesin herkesle savaşı”; aman Allahım! Tam da İngiliz feylesof Thomas Hobbes’un meşhur “İnsan insanın kurdudur” hükmünün gideceği koordinatlar. Kendisi daha 17. Yüzyılda buyurmuş bunları, düşünün yani. Zaten distopyanın da böyle olması gerekmiyor mu?

Ütopya veya bistopya olsaydı neyse derdik. Orada Heidi’nin köyünde herkes kardeş kardeş yaşıyor, süt senin tereyağı benim, manda kaymağı oh mis! Aman canım böyle distopya mı olur, çizgi film gibi…

O halde bir kez daha soralım: Bistopyada mı yaşamak istersiniz Distopyada mı? İyi düşünün derim.

 

Kitabiyat: Kitap Önerisinin Gizli Çekiciliği

Aydan Çelik, Bi Tur Versene: Bisiklet Yazıları/Çizileri, Optimist Yayıncılık, İstanbul, 2012.

Mevzu bisikletten açıldı madem, bu seferki kitabımız bisikletle ilgili olsun. Aydan Çelik uzun yıllardır bisiklet yazıları yazan, çizen, tasarlayan çok yönlü, sportmen, mimar, iktisatçı üretken bir insan. “Bisiklet insan aklının yarattığı en uçuk icatlardan biridir” cümlesini sarf edince, tabiatıyla neden böyle olduğunu açıklamanız gerekir ki Aydan Çelik tam da bunu yapıyor kitap boyunca. Dolaşmış dolaşmış, hem çok gezmiş hem çok bilmiş; daha ne olsun! Bisiklet sevgisinin ne menem bir şey olduğunu, özgürlüğünü, insaniliğini, başından geçen bisikletli, eğlenceli maceraları şirin yazılarla anlatıyor. Kitabın sadece içindeki “Bisiklet Manifestosu”nu bile okuyunca ne demek istediğimi anlarsınız. Hatta bir tanesini hemen zerk edelim: “Bisiklet nedir? Köroğlu’dur: Otomobil icat olur mertlik bozulur”. Aydan Çelik görselleri de büyük bir titizlikle hazırlamış, nefis bir mizah var kitapta. Manifestodan son bir düstur: “Bisiklet nedir?” “Devrimdir: gerçekçi olur, imkânsızı ister”. İyi okumalar, okutmalar efendim.


 

Meraklısı için bağzı kaynaklar

 

Bistopya Hakkında

http://www.sabitfikir.com/soylesi/merve-cevik-ile-soylesi-boluda-bir-bistopya

http://www.boluolay.com/bolu/bisiklet-yolu-icin-bolu-halk-ne-dedi-h24291.html

http://www.boluolay.com/bolu/bu-onun-projesi-h24135.html

http://www.boluolay.com/bolu/baskani-ittiler-h24170.html

 

http://www.boluolay.com/bolu/bisiklet-yolu-mu-muhabbet-yolu-mu-h24262.html

Aydan Çelik Kitabı Hakkında

http://www.aydancelik.com/

http://www.optimistkitap.com/upload/file/Bi_Tur_Versene.pdf

http://www.idefix.com/kitap/bi-tur-versene-aydan-celik/tanim.asp?sid=DW74H301TT4VH82FOMQ5

https://www.youtube.com/watch?v=soLBo8mTn4M

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

İTHAL ET
LEVENT KIRCA

Haberi Oku