BOLUBEYİ'NİN ÇİÇEĞİ

Ah efendim son günlerde neler yaşıyoruz neler. Onca ölümlerden, bombalardan, kurşunlardan, tuzaklardan, çatışmalardan, yargısız infazlardan memleket yangın yerine döndü adeta. Size lüzumsuz gibi gelecek ama aylar önceki meşum bir hadise yaşandı şehrimizde. Elbette bugünkülerin yanında hiç birşey. Hadisenin en bi özü şu: Hafif toraman veya obezce (bunu şimdi uydurdum) bir kedinin, kedi olmayan bir vatandaşımız tarafından şikâyet edilmesi üzerine kayıplara karışması!

Hadise şu şekilde gerçekleşiyor; Bolu’da yıllardır şehrin orta yerindeki bir pasajda (meşhur Bolubeyi Pasajı) yaşamını sürdüren, esnafın, halkın, bilumum zevat-ı muhteremin sevgisine mazhar olmuş “Çiçek” adlı kediciğimiz yaşarmış. Gel zaman git zaman bu kedicik bir insan evladını fevkalade rahatsız eder olmuş nedense. Bu evlad-ı fatihan hiç üşenmemiş, gitmiş mahkemeye bu kediceğizi şikâyet etmiş. Ne işler oluyor şu hayatta Yav (miyav mı desek?). İnsanların hiç işi gücü yok Allah’ın kedisiyle, kurbağasıyla kafayı bozuyor. Ama öyle demeyin sinirlenince köpeği vuran polis abilerimizi ve de semtindeki (Beykoz) hayvanlara zehirli et veren vatandaşlarımızı okuyor, görüyoruz.

Efendim mevzudan kopmayalım. Bolu dediğin kutu gibi yer. Bir belediyecilik harikası olarak bir buçuk porsiyon yaya trafiğine, yarım porsiyon da araç trafiğine açık, meşhur İzzet Baysal Caddesinde toraman kediciğimize yer bulunamıyor. Yer mi yok?! Pes! Ah efendim bunlar milletin düşmanı (pardon kedi milletinin) düşmanı. Halk tarafından seçilmiş (pardon sevilen, beslenen) bir kediye bile tahammülleri yok! Ne mağdur edebiyatı oldu be! Valla bu şekilde Çiçek seçime girseydi kesin kazanırdı!

Velhasıl efendim Bolubeyi Çarşısı’nın, İzzet Baysal caddesi esnafının yardım ve yataklık ettiği Çiçek ne zamandır (hakikaten ne zamandır?) kayıp; faili malum da olabilir meçhul de… Artık hangisi kısmetse. Yani insanların bile gözaltında, mahpuslarda kaybı sorulamaz, sorgulanamazken bir kedi için mi kederleneceğiz şimdi, hem onca dert sarmışken memleketi yani! Haklısınız elbette, ama bu da bir can değil mi? Her can için umutla yaşamaz mı insan? (Bilmem yaşar mı? Demek ki bazıları yaşamıyor)

Hülasa bu elim hadise bizi bazı hükümler vermemiz hususunda zorlamakta. Misal, Şehr-i Bolu ahalisinin, bir tür Gundi (bir nevi köylü; mujik gibi) hayat tarzına aşina oluşu… Şehrin içinde inekler, tavuklar vb. bilumum hayvanat, insancıklarla birlik ve beraberlik içinde zaten yaşamaktadır. Ama dikkatinizi celbedeyim; bu hayvancağızların hepsi bir meta değeri üretmekte: Süttür, yumurtadır falan feşmekân. Yol-su-elektrik misali.

Hani iki sene evvel İsyan-ı Haziran’da öğrenmiştik ya; “kapitalizm satamadığı ağacı keser”, Bolulu da meyve vermeyen ağacı, fare tutmayan kediyi, süt vermeyen ineği işte... Ahali bir tür fayda-maliyet hesabı mı yapıyor nedir? Ne calculus (bildiğin hesap-aritmetik) bir halkmış arkadaş!

Yani şehrimizin ahalisi kendine bir meta değeri/fayda sağlamayan hiçbir hayvanat ve nebatla tebelleş olmayı sevmiyor. Kediyi etkisiz hale getiriyor, güneşi engelleme suçuyla ağacı kesiyor falan filan. Bunu anlamak için yeni yapılan binalara bakmanız yeterli. Bir santim bahçe bulursanız alıp başınızın üzerine koyun. Yav arkadaş insan hiç mi ağaç, çiçek dikmez? Hayret! O zaman şehrimizin yeni sloganı şu olsun: Betonlaşan tabiatın şehri, BOLU!

Gundilere göre kediler, mikrop saçan, tedirginlik yaratan mahlûklardır. Hâlbuki kedi dediğin pek sessiz, eşref-i mahlûktan daha pirüpak bir hayvan. Ama yavrularını koruma telaşıyla fare kapan anne kediler varsa durumlar değişiverir. Calculus böyle bir şey efendim. Bu meyanda şehrimizde “a siz kedi mi besliyorsunuz?” lafına sık rastlayabilirsiniz. Ya da sokaklarda hortlak görmüş gibi kedilerden kaçarcasına yolunu değiştirenlere.

Bu vesileyle iki hadise anlatacağım müsaadenizle. Öteden beri mahallemizin kedi personeline yıllardır elimizden geldiğince genç yaşlı demeden gıda yardımı yapmaktayız. Yine bir gün, mutat kedi iaşe programı çerçevesinde kedi kardeşlerime, yardım ve yataklık etmekteydim ki, yaşlıca bir teyze bana yaklaştı ve dedi ki “yavrum, yazık! Bu kediler hiç para kazanmıyorlar ki!”; bir an çok komikmiş gibi gelen bu ifadenin ne kadar çarpıcı bir hakikate temas ettiğini idrak etmem biraz zaman aldı ne yalan söyleyeyim. Yav hakikaten de eşref-i mahlûkatın dünyasında kediler hiç maaş veya ücret almıyorlar ki! Ne yer ne içerler, neyle geçinirler? Doğru yani. Biz de bu mağdur, mazlum ve sefil hayvancağızlardan rahatsız oluyoruz ne ayıp! İdrakim o an tavan yapmıştı, hala da öyle yani.

Başka bir hadisenin kahramanı, hayvan hakları için savaşan bir teyzemiz. Bu teyzemiz bir vakitlerde, belediye reisinin bir toplantısına katılmak ister; ister de reis buna pek sıcak bakmaz ve der ki kadına kükreyerek “ey hatun kişi sen hangi sıfatla katılırsın bu divana?”. Kadıncağız vatandaş olarak katıldığını anlatmaya çalışsa da nafile… Bunu dert edinen teyzemiz, çalışır didinir ve veteriner olmaya karar verir; sırf bir sıfatla o toplantılara katılmak azmi ve arzusuyla. Helal olsun!

Bir de teyzemizin şöyle bir yanıt verdiğini hayal etsek mesela; reis beye dese ki “siz hangi sıfatla ve hakla bizi yönetiyorsanız, biz de o sıfatla ve hakla sizden hesap soruyoruz”. Ne güzel olurdu dimi? Efendim bu pek tabii kaliteli demokrasilerin olduğu memleketlerde olabilecek bir şey. Pardon yani.

Neticede şunu kabul edelim; hem türcü hem de kıyıcıyız. Kendimizin dışında hiçbir türün bize eşit olduğunu kabul edemiyoruz ve hatta düşünemiyoruz bile, hep biz üstünüz yani eşrefiz (öbürleri de şerefsiz mahlûkat oluyor böylece). Bu yüzden sokaktaki kedinin varlığı, belgesellerde izlediğimiz Afrika’nın Kalahari’sinde ceylan peşinde koşan aslandan daha gerçek ve daha canlı gelmiyor bizlere. Aslanlar, çitalar bir film gibi ekranlarda yer alırken yanı başımızdaki kedinin, daldaki kumrunun varlığı bizi gündelik hayatın içinde fevkalade rahatsız ediyor (Aslan demişken bir avcı tarafından şehit edilen dünyanın en meşhur aslanı Cecil’i de saygıyla analım).

Efendim ziyadesiyle uzattık; sürç-ü lisan affola.

 

Kitabiyat: Kitap Önerisinin Gizli Çekiciliği

Hazır Kemal Alemdar vesile olmuşken biz de bir kitap önerelim bari. Ayşe Akaltun’un derlediği, yakın zamanlarda raflara çıkan nefis bir kitabımız var. Adı: Erkekler (NotaBene Yayıncılık). Kitap, hem bilimsel-deneme türü yazılar, anılar, söyleşiler hem de edebi-kurgusal parçaları olan iki kısımdan oluşuyor. İki kısmı ayrı ayrı veya karışık olarak okuyabilirsiniz. Ben Gündüz Vassaf’ın anılarından derlediği bölümden (Erkeklik Kartpostallarım) başladım, gerçekten harika; ayrıca Murat Taş’ın nefis bir üslupta yazdığı Mutfak adlı denemesi, Can Kaya ile yapılan samimi bir röportaj, Mahir Ünsal Eriş’in Askerlik üzerine yazdıkları bu kısımda yer alıyor. İkinci kısımda ise hiç ummadığınız sürprizler içeren öyküler ve kurgular bulabilirsiniz. Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun bir öyküsü (Asıl Sihir) var ki mutlaka okunmalı. Keza Yavuz Ekinci’nin “Döşeğimde Çürürken”, Mehmet Fırat Pürselim’in  “Balık Atlası” öyküleri hem kurgu hem de üslupları ile okunmayı fazlasıyla hak ediyorlar bence. Öyleyse şimdiden iyi okumalar.

 

 

Meraklısı için bağzı kaynaklar

 

Beykoz’da Zehirlenen Hayvanlar Hakkında

http://t24.com.tr/haber/beykozda-kopek-ve-kedileri-zehirli-etle-olduruyorlar,304459

Bolu’da Çiçek Kedi Hakkında

http://www.medya14.net/genel/cicek-firarda-h585.html

 

http://www.bolugundem.com/cicek-direniyor-14119yy.htm

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/91521/Esnaf__pasajin_kedisi_icin_seferber_oldu__Cicek_i_yedirmeyiz.html#

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26746944.asp

Erkekler Kitabı Hakkında

https://notabene.com.tr/kadin-cinsel-politika/383-erkekler-9786059020589.html

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122

BAKANLIKTAN TAKSİ GENELGESİ
İçişleri Bakanlığı, 81 il valiliğine taksilerle ilgili genelge gönderdi. Genelgeye göre denetimler artırılacak.

Haberi Oku