DEMOKRASİNİN BEŞİĞİ ŞANTAJA BOYUN EĞMEDİ

Yunan kabilelerin kurmuş olduğu Yunan şehir devletleri demokrasinin ilk temellerinin atıldığı yer. MÖ 756 ile MÖ 156 arasında hüküm süren uygarlık Roma İmparatorluğunun işgali ile son bulmuştur MÖ 156.

Ezop, Aristofanes,  Sofokles, Aristo, Eflatun, Sokrates, Heredot, Ksenefon gibi büyük filozoflar yetiştiren site devletleri Atina, Sparta, Tebai ve Nakşa’dır.

Yunan site devletlerinde yönetim şekli ise “en önemli insanlar” tarafından yönetim anlamına gelen aristokrasi olarak biliniyor.

Ancak MÖ 756 yılında Yunan antik döneminde özgür insanların kendilerini yönetecek kişileri kendilerinin seçmeleri “arkaik dönem” denilen döneme damgasını vuruyor ve yeryüzünde ilk demokrasi deneyimlerinden biri olarak kabul ediliyordu.

Bugünkü Yunanistan’a verilen demokrasinin beşiği unvanı milattan önceden geliyor.

İşte Yunan halkının demokrasiye olan bağlılığı bu binlerce yıllık birikiminin eseri.

İkinci Dünya Savaşında,  önce İtalya sonra da Alman işgaline karşı mücadele eden ELAS adlı anti faşist cephe ülkeyi İtalyan ve Almanlardan temizledi.

Mücadele bu temizlik harekâtından sonra İngiliz hâkimiyet bölgesi haline gelen Yunan ülkesinde İngilizlere yöneldi.

Yunan halkı, Anti-Faşist ELAS öncülüğünde emperyalist işgalcilere ve yönetim boşluğunda tekrar ülkeye dönen Krala karşı süren mücadele sonucunda oluşan yeni anayasa ile seçimler yapılmaya başlanarak parlamenter demokrasiye geçebilmişlerdir.

Yunan demokrasisinde en önemli durak noktasını oluşturan olaylardan biri ise 1967 yılında yönetime el koyan Albaylar Cuntasının ülkede 1974 Kıbrıs savaşına kadar Yunanistan’ı Türkiye’deki 12 Eylül Cuntasından farksız baskı ve şiddet yöntemleri ile yönettiği dönemdir.

Binlerce solcunun tutuklandığı, gözaltında işkencelerde hayatını kaybettiği Albaylar Cuntası dönemi 1974 Kıbrıs savaşına kadar sürdü.

Albaylar ülkeden kaçtılar ve solun önemli kesimlerinin de içerisinde bulunduğu kurulan geçici yönetim ile tekrar parlamenter demokrasiye dönüldü.

Yapılan seçimleri sağ eğilimli Yeni Demokrasi Partisi kazandı.

Yunanistan’ın demokrasi mücadelesinde önemli kavşaklar çok kısaca bunlar.

Ama şimdi Yunanistan siyasi tarihinde çok önemli bir kavşağa geldi.

Güncel bir kavşak noktası bu…

Syriza gerçeği…

On üç farklı sol siyasal oluşumun birlikteliği olan Syriza 2015 seçimlerinden birinci parti olarak çıktı.

Lideri Aleksis Çipras.

Kuruluşundan 11 yıl sonra partisini iktidara taşıyan Çipras geçtiğimiz Pazar günü kreditörlerin borçlu olan Yunan ekonomisini diz çöktürme çabalarına karşı Yunan halkına gitti.

Yunan halkı kreditörlerin şantajına boyun eğmedi, % 61 ile Syriza ve Çipras’ın arkasında durdu.

Kreditörler ne istiyordu ?

Yunan halkı ve Syriza ne istiyordu?

 

Bu sorulara geçmeden önce Osmanlı’da ve Türkiye’de benzeri durumlarda neler oldu, kısaca hatırlayalım.

Mahmut Nedim Paşa (Nedimof)

Sadrazam

1875 yılında sadrazamlığa getirildi.

Döneminde yüksek askeri harcamalar Osmanlı Maliyesini sarstı.

Osmanlı Maliyesi yüksek faizle alınan dış borçlara bağımlıydı.

Mahmut Nedim Paşa çareyi dış piyasalarda satılmış olan Osmanlı devlet faizlerini % 50 oranında düşürdü

Bu karar Avrupa’da Osmanlı tahvillerini satın alan ve yüksek faizden yararlanarak Batı Avrupa bankaları ve küçük iç rantiyeci sınıflarının büyük tepkilerine neden oldu. Özellikle Fransa’da rantiyeciler Nedim Paşanın kararına karşı sokak gösterileri bile yaptılar.

Sultan Abdülaziz 1876 yılında Mahmut Nedim Paşayı sadrazamlıktan azletti.

Abdülaziz başarısızlıklarla dayanamadı ve bileklerini keserek intihar etti.

Bazı tarihçilerde Abdülaziz’in suikasta kurban edildiğini söylerler.

Çok kısa dönem V. Murat döneminden ve bir sürü saray entrikasından sonra

31 Ağustos 1876 yılında II Abdülhamit kılıç kuşandı.

Osmanlı İmparatorluğu borçlanmayı alışkanlık haline getirmişti.

Yaşanılan her sıkıntıda dış borca yönelen Osmanlı maliyesi aldığı bu borçları da verimli kullanamıyordu.

Öyle ki alınan kredi miktarı 239 milyon lira olduğu halde faizlerin önden kesilmesi yöntemi ile maliyenin eline sadece 127 milyon lira geçmişti.

Osmanlı-Rus 1877-78 savaşlarından sonra Osmanlı iyiden iyiye mali bunalıma girdi.

Hiçbir borç ödemesi yapma olanağı kalmayan maliye alacaklılarla masaya oturdu.

Avrupa ülke ve bankaları, Galata bankerleri ülkenin gelirlerini kontrol etmek maksadı ile II. Abdülhamit’e Duyun-u umumiye’ yi kurdurdular.

Cihan Padişahı (!) II: Abdülhamit 1881 yılında kurulan Duyun-u Umum iye’ye damga, alkollü içki, balık avı, tuz, tütün ve ipekten alınan vergilerin tüm gelirleri devretti.

Bu vergileri toplama ve alacaklılara ödeme görevi de yeni kurulan Düyun-u Umumiye İdaresi’ne verildi.

Ama dış borç krizi bununla da bitmedi Osmanlı İmparatorluğu dış borç almaya, aramaya devam etti.

Osmanlı İmparatorluğunun har vurup harman savuran saraylara, saltanata harcanan dış borçlarını genç Türk Cumhuriyeti üstlendi.

Duyun-u Umumiye kapatıldı. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu cumhuriyet Osmanlı’nın borçlarını ilk borç alındıktan tam yüzyıl sonra 1954 yılında bitirebildi.

İşte Osmanlı istibdat dönemleri ille Cumhuriyetin farkı…

Cihan padişahı (!) II. Abdülhamit özleyicilerine ithafımdır.

 

Peki, yakın tarih?

1950 den sonra ülkeyi yöneten sağ iktidarlar, Atatürkçü(!) geçinen cuntalar, Menderesler, Demireller, Erbakanlar, Türkeşler, Cuntalar II Abdülhamit’den aşağı kalmadılar.

Ülke borçlandıkça borçlandı, 2001 yılına gelindiğinde bankaların içi boşaltılmış, dış kreditörlerden dış borç alınamayacak hale gelinmiş.

200O Kasım 2001 Şubat krizi patladı.

Mart 2001 yılında Ecevit koalisyon hükümeti Dünya Bankasının guvernörü Kemal Derviş’i ithal etti.

Ecevit’in daha sonraları en büyük hatam Kemal Derviş’i ülkeye getirtmekti diye tanımladığı Derviş acı reçeteyi ülke halklarına tatbik etti.

Türkiye’de emperyalist ülkelerin küreselleşmeci politikalarının önünde ne kadar engel varsa kaldırttı.  Türkiye’yi her türlü tefeci, banker, kreditör vs’nın at oynatabileceği bir av sahası haline getirdi ve tekrar hizmet ettiği çevrelere döndü.

AKP iktidarının önünü açan emperyalist çevrelere av sahası yaratan Kemal Derviş yine gündemde, çünkü özel sektörün ve kamu maliyesinin, hazinenin dış borçları çevirebilme yeteneği günden güne azalmakta…

 

Evet, aslında Çipras Syriza ve Yunan halkı ne istiyor sorusunu tersten cevapladık.

Evet, Yunan halkı kaynaklarını kontrol eden bankerleri, rantiyecileri ve bunlarla işbirliği yapan siyasi çevreleri istemiyor.

Sağ iktidarların av sahası haline getirdikleri ülkelerini bu çemberin dışına çıkarmak istiyor.

Avrupa Birliği ile Almanya, Fransa ve Yunan bankerleri ile onurlu bir anlaşma istiyor.

Borçların 50 seneye yayılmasını ve faizlerde % 50 ıskonto istiyorlar.

Bu konuda % 61 irade gösterdiler.

Acı ilaç içmek istemiyorlar, kreditörlerin istedikleri emekli maaşlarında düşmeyi, eğitim, sağlık vs. konularda özelleştirmelere karşı oldukları nı açıkça dile getirdiler.

Acı ilacı içeceklerse de bunu müşterek biz kendi kararımızla içeriz dediler.

Şimdi Çipras’ın eli çok güçlü

AB, Almanya panikte çünkü sırada İspanya, Portekiz ve İrlanda var.

Çipras, Syriza ve Yunan halkı onurlu yaşamayı  seçti, yoksa Dünya Bankasında çalışan yunan asıllı üç beş tane Kemal Derviş bulmaları içten bile değildi.

Ne diyelim,

Ülkesini seven kaynaklarına sahip  çıkabilen bir siyasi kadro bize de nasip olsun...

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

NE DEDİ?

Haberi Oku