HANGİSİ EĞİTİM VE BİLİM EMEKÇİLERİ İÇİN REFERANS  OLMALI 24 KASIM MI, 5 EKİM Mİ?

Ülkemizde Eğitim ve Bilim emekçileri arasında öğretmenler günü kutlanmasında bu iki tarih arasında zaman zaman bir tartışma yaşanmaktadır.

24 Kasım Ulusal öğretmenler günü nedeniyle bu tartışmaya bir katkı sağlamak istedim. Ancak eğitimdeki ve demokrasimizde ki gelinen noktaya baktığımızda kendi adıma kutlanacak çok da bir durum olmadığını, bu tartışmanın da bu nedenle biraz hüzünlü olacağını söylemek isterim peşinen.

5 EKİM DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ

Tartışmaya 5 Ekim Dünya öğretmenler gününün tarihsel sürecine bakarak başlayalım isterseniz.

5 Ekim neden Dünya öğretmenler günü?

İkinci dünya savaşından sonra, özellikle 1960 lı yıllarda, Batı ülkelerinde demokrasinin gelişmesiyle birlikte, katılmalı süreçlerin kendiliğinden yaygınlaşması her düzeyde düzenlemeleri beraberinde getirmiştir. 

Tüm seviyelerde ve her ulusun yapıcı sosyal diyalog pratiğinin gelişmesi, karar vermede profesyonel katılımcılığın sağlanması yönünde bir takım gelişmeler yaşanmıştır. 

Eğitim alanında kalitenin arttırılması, profesyonel katılımın sağlanmasının ise ancak öğretmenlerin ve sendikaların dinlenmesi ve seslerinin duyurulması ile mümkün olacağı tespitine varılmıştır.

İLO VE UNESCO TAVSİYE METNİ OLUŞTURDU

Ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ‘nün kendi uzmanlık ve sorumluluk alanına giren sorunlar konusunda sıkı işbirliğine giderek bir uzman heyetle birlikte bir tavsiye metni oluşturmuştur.

“Tavsiye “ nin ele aldığı konular ve sorunlar genel olarak değerlendirildiğinde bir yandan öğretmenlik mesleğine hazırlama ve eğitim politikası gibi UNESCO ‘nun sorumlu olduğu konuları; öte yandan da öğretmenlerin ekonomik ve toplumsal durumu ile çalışma koşulları gibi ILO’nun uzmanlık alanına giren sorunlarını görmekteyiz. 

 

TAVSİYE METNİN öğretmenlik mesleğini ve bu mesleğin emekçilerini ilgilendiren birçok konu ve sorunu, öteki uluslararası belgelerde görülmeyen bir ayrıntı ve bir bütün olarak düzenlendiğini görüyoruz.  Bu metin Paris’te hükümetler arası bir konferansta, öğretmen örgütlerinin gözlem ve görüşleri de göz önüne alınarak Öğretmen statüsüne yönelik “Tavsiye” kararı olarak 5 EKİM 1966 tarihinde oybirliğiyle kabul edilmiştir.

“ Öğretmenlerin Statüsü Tavsiye Kararı “adı verilen bu belge; önce eğitim alanında her türlü ayrımcılığa ve eğitimin en temel insan hakkı olgusundan hareketle,

Öğretmen rolünün sadece eğitim ortamları ile sınırlandırılamayacağını, ikili bir işlevi olduğunu, insan kişiliğinin ve çağdaş toplumun gelişimine katkısının kabul edilmesini ve öğretmenlere üstlendikleri bu role uygun bir statü sağlama isteği ile hazırlanmıştır.

“Tavsiye” 146 madde de eğitimin planlanmasından, ders materyallerinin seçimi, ders işlenişi, disiplin süreçleri, nitelikli hizmet içi eğitim, öğretmenin istihdamı, ücret ve çalışma koşulları, iş güvencesi, çalışma saatleri, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeleri ve daha birçok konuda öğretmenin ve öğretmen örgütlerinin profesyonel katılımını zorunlu kılmıştır.

“Tavsiye” nitelikli bir eğitim için öğretmene özgürlükçü ve örgütlü bir perspektif sunmuş, sendikaları tüm bu süreçlerin merkezine almıştır.

Şüphesiz bu tavsiye kararları ülkelere hukuksal bir yükümlülük getirmiyor, tavsiye niteliği taşıyor.

Ancak yine de ülkelerin bu konuda çalışmaları ve sonuçlarını değerlendirmesi, sürecin izlenmesi için bir uzman heyeti kurulmuş, zamanla ülkelerin geri bildirim konusunda isteksiz davranması ve bildirimlerin nitelik açısından yetersiz olması uzman ekibin çalışmasını da zorlaştırmıştır. Sonuç genel için böyle olsa da öğretmen statüsü tavsiye kararları gelişmiş ülkeler açısından esin kaynağı olmuştur.

100’DEN FAZLA ÜLKEDE 5 EKİM KUTLANIYOR

5 Ekim’in Dünya Öğretmenler Günü ilanı ise metnin kabul edilmesinden (1966) çok sonra ancak 1994 yılında UNESCO tarafından gerçekleştirilmiştir. Halen 100 den fazla ülke de bu tarihi öğretmenler günü olarak kutlamaktadır.5 Ekim’in hikâyesi budur.

 

24 KASIM İSE

24 Kasım ise genel açısından daha bilindik bir hikâye.  24 Kasım 1928 de Atatürk ‘ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür ve bu tarih 1981 ‘den beri ulusal öğretmenler günü olarak kutlanmaktadır.

Tabi 5 EKİM mi 24 Kasım mı tartışması yürütülürken tartışmanın nasıl çarpıtıldığını da göreceğiz.  5 Ekim Dünya öğretmenler gününü benimsemiş kesime ülkemizde en kolay itiraz ‘’ ATATÜRK ‘’ karşıtlığı yaftası üzerinden yapılmaktadır.

Oysa Atatürk’le birlikte kuruluş felsefesinde eğitimin ve öğretmenin statüsü çok açık tanımlanmıştır.

Kuruluş döneminde eğitim; aydınlanmacı, kamusal ve laik bir sistem olarak ele alınmıştır.

Atatürk’te 5 Ekim sürecinde olduğu gibi öğretmenin ikili işlevi üzerine birçok kere vurgu yapmıştır. Bu vurguyu şöyle özetleyelim:   "Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır, ’’ Öğretmenler cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister’’.  Eğitimin misyonu ve öğretmenin rolü çok açık.

Görüldüğü gibi aslında 1966 yılındaki öğretmen statüsü tavsiye kararı ile Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde eğitime yüklenen misyonu gerçekleştirecek öğretmen statüsü arasında niteliksel bir fark yoktur.

O HALDE,

 İtiraz 5 Ekim daha çok, tüm eğitim ve bilim emekçilerinin uluslararası alanda birlik dayanışma ve örgütlü mücadelesinin simgesi bir gündür. Öğretmenlerin konumlarını güçlendirmeyi, haklarını korumayı amaçlayan bu anlamıyla uluslar arası düzeyde yapılmış bir toplu sözleşme niteliği taşır.

İTİRAZ, 1980 DARBE ZİHNİYETİNEDİR

12 Eylül Cuntası ülkede bütün hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmış, başta TÖBDER olmak üzere bütün öğretmen örgütlerini kapatmış, dernek yöneticilerini gözaltına almıştır.

Üstelik 24 Kasım’ın da öğretmenler günü olarak kutlanması talimatını öğretmenlere ve topluma kabul ettirmek istemiştir.

Bilim ve eğitim emekçilerinin örgütlenmelerinin dağıtıldığı, 1402 no sıkıyönetim yasası ile akademisyenlerin üniversitelerden kovulduğu bir sürecin mimarlarının ilan ettiği bir günün kutlanması ne derece doğrudur?

Darbecilerin demokrasiyi askıya almasıyla birlikte, yeni bir toplum mühendisliği süreci başlatmış,  aynı zaman da emekçiler üzerinde sermayenin de darbesi diyeceğimiz, tüm sendikaların kapatıldığı, grev, toplu sözleşmenin yasaklandığı uygulamalar hayata geçirilmiştir. Diğer taraftan da muhafazakârlaşmanın önünü açan zorunlu din eğitimi dersi anayasal güvenceye kavuşturulmuş, anayasanın 24. Maddesinde yer alan düzenlemede okullarda zorunlu din eğitiminin yanı sıra okul öncesi eğitimde veli rızasına bağlı olarak din eğitiminin verilebileceğini,  yani sübyan okullarının da açılmasının önünü açan düzenlemeleri yapmıştır.

Dolayısıyla itiraz 12 EYLÜL darbecilerinin kuruluş felsefesinden uzak Atatürk anlayışına ve 24 Kasım aldatmacasınadır.

 

PEKİ GÜNÜMÜZDE

Bu mühendislik öylesine başarılı olmuş ki artık daha köklü değişiklikleri gerçekleştirebilecek kitleleri yaratabilmişlerdir.

Uzunca bir suredir de özellikle son 13 yıldır pedagojik meseleler, maalesef politik mesele olarak tartışılmaya başlandı.

Öyle ki bu dönemde eğitim alanında yaşanan tartışma yoğunluğu ancak Cumhuriyetin kuruluş yıllarıyla kıyaslanabilir. Sebebi tabi ki, eğitimsel olanın doğasıyla ilgili… Çünkü radikal siyasal toplumsal dönüşüm hedeflendiğinde, eğitim hep ilk akla gelen ve kapsamlı bir mücadele için en elverişli ideolojik aygıttır.

Dolayısıyla eğitimin sil baştan düzenlenmesi bir zorunluluktu.

Elbette hedefleri, kuruluş yıllarında eğitimin aydınlanmacı, devletçi –sekiler niteliği olmalıydı. Değişim bu niteliklerden başlamalıydı öyle de oldu.

Eğitim sistemimizde yapılan yapısal ve içerikle ilgili sayısız değişiklikler sistemli olarak, Laik ve bilimsel eğitime, piyasacı bir anlayışla saldırı olarak gerçekleştirildi.

 4+4+4 yapısal değişikliğiyle de taçlandırıldı.

Yeni sistemin öğretmenlerine de yol haritası verildi; 

Dindar ve kindar bir nesil olmalıydı, ölü yıkamayı da öğretirseniz daha ne olsundu.

Tabi misyonu bu olan öğretmenin statüsü ne olabilir ki?

 

Sonuç; En geniş açıdan

 Sadece 2014 yılında 18-24 yaş arasında 350 bin genç eğitim ortamını terk etmiş, Bu sayı eğitim çağındaki gençlerin %38 inin okulunu terk etmesi gibi vahim bir sonucu göstermektedir.  

Bu durumun çocuk işçiliği ve çocuk yaşta evlilikler gibi ekonomik ve toplumsal sonuçları, onarılmaz yaraları da beraberinde getirmiştir. Eğitilenlerin niteliğine bakıldığında ise durum yine çok parlak değildir.  

OECD ülkeleri arasından 67 ülkede,15 yaş çocuklarıyla yapılan ve ulusların eğitim politikalarına referans aldıkları PISA araştırma sonuçlarında, ülkemiz, kendi dilinde okuduğunu anlama becerisi, matematik ve fen bilimlerinde ki yeterlilik açısından ortalama 45.sıra yer alabilmiştir.

Tabi bütün bunların yanında hem ülkesinde, hem uluslar arası alanda yapılan vahşi terör saldırılarına gösterilen saygı duruşu ve yas tutulmasına karşı höykürenlerin insani gelişmişlik düzeyleriyle ilgili bir ölçü yok.

  Yapılan değerlendirme kişisel olacak onu bu nedenle   meşrebinize bırakıyorum .KUTLAMAYI DA..

  

Zehra Kulalı Gezici   Eğitim Sen Bolu Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122

DİSK,HAYAT PAHALILIĞINA KARŞI SOKAĞA ÇIKIYOR
DİSK, 24 Kasım'da hayat pahalılığına karşı iş yerlerinde bildiri okunacağını, 25 Kasım'da...

Haberi Oku