'IZA' BÜTÜN DÜNYA BUĞDAYLARININ ATASIDIR

Buğdayın anavatanı ülkemizin bereketli topraklarıdır...

2,5 milyon yıl önce avcı toplayıcı olarak yaşayan insanoğlu sadece 12 bin yıldır tarım yaparak yaşıyor. Dünya buzul döneminden çıktığında ilk yabani buğday tarla halinde sadece Diyarbakır- Şanlıurfa arasında Karacadağ ‘da yetişmeye başladı. .

Karacadağ’da avcı toplayıcı olarak, kırk, elli kişilik gruplar halinde yaşayan ilk insanlar, M.Ö 10.000 ‘de tohumu toprağa ekmeyi keşfedince, bu topraklardaki neolitik dönemde başladı ve buğday, insan gruplarının göçleriyle Anadolu’dan   bütün dünyaya yayıldı. Neolitik devir insanları, göç ederlerken tohumlarını da yanlarında taşıyorlardı.

Buğdayın Anadolu topraklarında Karacadağ’dan başlayan ve doğudan batıya yayılmasının hikayesi yapılan arkeolojik kazılardan çıkan sonuçlar incelenerek ortaya çıkarıldı. Ülkemizdeki neolitik yerleşim yerlerinde bulunan, ancak yandığı için günümüze kadar ulaşabilen buğday tanelerini inceleyen arkeo botanistler, neolitik dönemin yaşamına dair çok önemli veriler elde etmenin yanında, buğdayın yüzyıllara yayılan göç hikayesini de anlama olanağına kavuştular. 

Neolitik alanlarda yapılan kazılardan elde edilen verilere göre; buğdayın M.Ö 12.000’de Karacadağ’da başlayan yolculuğu, doğudan batıya doğru ilerleyerek, M.Ö 9.000’de Diyarbakır Çayönü’ne, M.Ö 7.100 de dünyanın ilk toplu yerleşim yeri olan Konya Çatalhöyük’e ulaşıyor.

Bursa, Aktopraklık’ta, Marmara bölgesindeki Neolitik kültürünün izleri M.Ö.6.600’e tarihleniyor... Aynı tarihlerde Avrupa’daki topluluklar avcı toplayıcı. Yerleşik yaşıyorlar ama tarımı bilmiyorlar ve hayvanlar henüz evcilleşmemiş.

M.Ö.6.200’ e gelindiğinde Kırklareli Aşağıpınar, Avrupa’ya giden neolitik kültürün kara yolu kapısı olarak ortaya çıkıyor. .

Neolitik Kültür, yağışlı ve ormanlık Trakya bölgesine geldiğinde dönüşüm geçiriyor. Avrupa’ya, burada gelişen yeni yaşam bir biçimi yayılıyor. Neolitiğin Diyarbakır Karacadağ’dan Trakya’daki Aşağıpınar’a gelmesi   3.000 yıl sürüyor. Buradan İngiltere’ye gitmesi 500 yıl, İskandinavya’ya gitmesi ise 600 yıl alıyor. Birkaç farklı yol olmakla birlikte Avrupa’ya giden ana yol Kırklareli, Aşağıpınar’dan geçiyor…

Buğdayın batıya yolculuğu sürerken, buğday taneleri eş zamanlı olarak doğuya doğru da ilerliyor. Doğuda, bereketli hilalin diğer ucunda MÖ 4000 yıllarında    şimdi güney Irak’ın bulunduğu Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki bölgede antik Sümer kültürü ortaya çıkıyor.

M.Ö 2350 yıllarına kadar Mezopotamya’da hüküm süren Sümerler, tarihte ilk defa yazıyı kullanıyorlar, saban kullanarak toprağı işliyorlar, tekerleği geliştirip iki tekerlekli arabalar yapıyorlar, baraj ve su kanalları sistemi ile sulu tarıma geçiyorlar. Buğdaya da ilk adını “Zizı Sümerler veriyorlar.                   

 

M.Ö 2000 yılına gelindiğinde Hititler, Anadolu topraklarında ömrü M.Ö 1250 yılına kadar sürecek Hitit Devleti’ni kuruyorlar...

Başkentleri Hattuşa olan (Boğazköy- Çorum) Hititler, Orta Karadeniz, Kapadokya üzerindeki hâkimiyetlerini zamanla genişletmiş, güçlü oldukları dönemde sınırlarını Batıda İzmir’e Güneyde Suriye’ye kadar uzatmışlar ve Mısırla boy ölçüşecek bir imparatorluk halini almışlardı.

Bolu yöresini de etki alanı içine alan Hititler, demiri işleyebilen iyi savaşçılar olmalarının yanında aynı zamanda iyi çiftçilerdi… O çağlarda insanları ve hayvanlar alemini hayatta tutan temel besin tahıldı, buğdaydı. Buğday uzun yıllar çürümeden saklanabiliyor ve kıtlık dönemlerinde hayatın devamını sağlıyordu.

Hititler, hükümranlıkları altındaki halkları doyurmak zorundaydılar. Bu nedenle tarlaların işlenmesi, buğdayın ekilmesi, tohumlukların dağıtımı, hasat ve depolama işleri çok sıkı kurallara bağlıydı. Başkentleri Hattuşa’ da bir futbol sahası büyüklüğünde buğday depolama alanları olduğu tespit edilmiştir. Hititlerin büyük bir imparatorluk olmalarını sağlayan en önemli unsur, insanları doyuracak tarım sistemine sahip olmalarıydı.

Hitit kültüründe ekmek, çok önemli bir yere sahipti ve tanrılara adak olarak sunulan ekmek çeşitleri vardı. Hatta, Hitit çivi yazısı «ekmeği yiyeceksiniz, suyu da içeceksiniz» kelimelerinin çözülmesi ile okunabildi «Nında-an eczaneni watarra ekutteni"       

Günümüzde, yere düşen ekmeği nimet diyerek öpüp başına koyma âdetimiz de Hititler’den kalmadır. Oysa ekmekten başka bütün yiyecekler de nimet, onlar yere düşünce aynı muameleyi yapmıyoruz.

Sümerce’ de buğday anlamına gelen Ziz kelimesi, aynı şekilde Hititçe’ye de geçmişti.

Hititçe’de Ziz adı, Frigler’de sonra Lidya ve Pers medeniyetlerinde   Ziz olarak devam etti.M.Ö. 334'den sonra Bitinya Krallığı ‘nın daha sonra Glatların, Romalıların hakimiyetindeki Bolu yöresinde buğdaya Ziz dendi ama “Ziz” Bolu’nun Seben bölgesine geldiğinde yüzyıllar içerisinde ağızlarda Iza adına dönüştü. 

İlginç olan, eskiden bütün Bolu bölgesinde ekilmesine rağmen adının sadece Seben de Iza olarak bilinmesi. Iza buğdayı, Bolu’da, Mudurnu’da, Göynük’te kaplıca, kavlıca olarak biliniyor. Iza adı sadece Seben’ de kullanılmış ve günümüze kadar gelmiş. 

Bu arada belirtelim, Hititlerden günümüze sadece Iza adı değil, toprağı işleme şekli de miras kalmıştır. Öyle ki, 1950 yıllara kadar Bolu yöresi köylüsü ile Hitit köylüsü aynı şekilde çiftçilik yapıyordu. Aynı sabanla, öküz, at gücüyle tarlayı sürüp ekiyor, ekinleri orakla biçiyor, harman yapıyor, buğdayı değirmende un haline getiriyordu.

Bugün anlaşılıyor ki ektikleri buğday da aynıydı. Iza buğdayı.


 

Peki, Iza nasıl bir buğday, diğer buğdaylardan onu ayıran ve çok özel kılan özellikleri nelerdir?

Iza hakkındaki bilimsel bilgileri Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Biyoloji Bölümünden ve Türkiye’nin sayılı buğday uzmanlarından Prof. Dr. Nusret Zencirci’nin yıllardır yaptığı çalışmalardan öğreniyoruz.

Bu araştırmalara göre; On (14) dört kromozomlu buğday olan Iza Seben yöresinde uzun yıllar ekilmiş ve bugün Seben’de, Seben’e özgü bir yapıya kavuşmuş. Yüzyıllar boyunca geleneksel yöntemlerle köylüler tarafından ekilen Iza buğdayı, kaynatılıp işlenmiş ve bulgur olarak tüketilmiş.

Arkeolojik bölgelerde bulunan tohumlara göre Iza buğdayı atası olan T. monococcum ssp. aegilopoides türünden evrimleşmiş.

IZA buğdayının (Triticum monococum ssp. monococum) buğday geliştirme çalışmaları için potansiyel bir gen kaynağı olduğu anlaşılmış durumda.

Iza buğdayı yassı başağı üzerinde sıkı bir şekilde yerleşmiş başakçıklar içinde tek bir tane olduğundan dünyada tek çekirdekli anlamında “einkorn” olarak da bilinmekte. Sıkı kavuz yapısıyla hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı bir tür olan Iza buğdayı, kurak iklim şartları ve fakir topraklarda dahi yetişebilmekte.          

Iza, ekmeklik buğdaylardan daha fazla çinko, demir, bakır ve selenyum içermekte. Protein bakımından ise ekmeklik ve makarnalık buğdayların her ikisinden de zengin. %16,2 -28,5 arasında protein içeren Iza buğdayında 2 kat daha fazla karotenoid ve 3-4 kat daha fazla lutein bulunmakta.

Iza buğdayı düşük glisemik indeksinden dolayı şeker hastaları için modern buğdaylardan daha uygun. Ayrıca yaşlanmaya bağlı sarı nokta hastalığına karşı koruyucu bir etki göstermekte.

Kolay harmanlanabilen ekmeklik ve makarnalık buğdayların ortaya çıkmasından sonra, öteki Siyez, Kaplıca, Kavılca diye adlandırılan kavuzlu buğdaylara olduğu gibi, Iza’ya olan ilgi ve önem de azalmış... Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar ile Iza’nın besleyicilik ve sağlığa katkısı bakımından değeri anlaşılınca Iza’nın önemi yeniden artmaya başlamış.

Iza buğdayı, Seben yöresinde geçmişten günümüze bulgur yapımında ve hayvan yemi ihtiyacını karşılamak üzere kıraç, verimsiz tarlalara ekilirdi. Yörede bir tarlanın verimsizliği belirtmek için “o tarla da Iza bile yetişmez” şeklinde bir deyiş bile vardır.

Yöremize has bir ata tohumu olan ve dünyanın ilk buğdaylarının genetik özelliklerini tanesinde taşıyan Iza ya sahip çıkmak, onu korumak, tüketicilere sağlıklı Iza ürünlerini sunmak, Iza buğdayından katma değeri yüksek ürünler elde etmek ve yöre çiftçisine katkı sağlamak için yapılan çalışmaları artırmak gerekmektedir...



 

Meraklılara Not:

*Buğday tarihi ile ilgili bilgiler için ise Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Tohum Belgeseli Notları’ından (Atlas Dergisi 313.sayı Nisan 2019)

* Hititler’de buğday ve ekmek ile ilgili bazı bilgiler için Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Hititolog, Sayın, Prof.Dr. Güngör Karauğuz ‘un “Hititler Döneminde Anadolu Ekmek” adlı kitabından

*Iza’ nın yapısı ile ilgili bilgilere için Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Biyoloji Bölümünden ve   Sayın Prof. Dr. Nusret Zencirci’nin hazırladığı sunum ve yayınlarından yararlanılmıştır.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122

RIZA BEY APARTMANI

Haberi Oku