KİMSEMİZ YOK! BİR AVUÇ ŞEKERE, BİR PARÇA EKMEĞE HASRETİZ

BirGün Gazetesi, Türkiye'de yoksayılan yoksulluğun, açlığın resmini çekti. O haberi sizinle paylaşıyoruz.

“5 bin 485 kişi yoksulluk yüzünden canına kıydı”, “65 yaşa sokağa çıkma izninde mendil sattı”, “İstanbul'da her 7 haneden biri belediyeden yardım istedi”, “Yoksulluk, işsizlik hat safhada”… 

Bu haberler, gelir dağılımı eşitsizliğinde 33 Avrupa ülkesi içinde ikinci olan ülkeden yani Türkiye’den…. Yoksulun her geçen gün daha da yoksullaştığını “tezatlar şehri” İstanbul gözler önüne seriyor. 16 milyonluk megakent hem ülkenin en yüksek gelirine sahip şehri hem de gelir dağılımdaki adaletsizlikte zirvede. İktidar kanadı ise yoksulluğu ve yoksunluğu derinden hisseden, işsizlik çıkmazıyla boğuşan, pandeminin ağır darbe vurduğu milyonları görmez, çözüm üretemez halde. Bunu; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un ülkede yoksulluğun sorun olmaktan çıktığını öne sürüp, “Artık refahı paylaşma aşamasına geçtik” demesi ile maaşı 25 bin TL’ye yaklaşan vekillerden AKP’li Şahin Tin’in, “Midesine kuru ekmek giriyorsa aç değil demektir” minvalindeki sözü kanıtlar nitelikte. Tüm bunlara ek olarak, geçen günlerde TBMM Çocuk Hakları Komisyonu’nda “yoksulluğun” sosyal yardımlardan faydalanmak için yeterli olmadığını dile getiren Sosyal Yardımlar Genel Müdürü Bülent Tekbıyıkoğlu’nun sözlerini hatırlayalım: “Özellikle düzenli yardımlarda bazı şartlar da aranıyor. Yoksul olacak ama engelli, kronik hasta, öksüz olacak.” Sosyal yardım için “yoksulluğu” yeterli saymayan ve aşırı yoksulluğu “sıfırladığını” iddia edenler; Samsun’da eline “iş” ve “aş” yazarak, intihar eden yurttaş hakkında ne düşünüyordur? Sosyal medyada, “Açım, kiramı ödeyemedim, zor durumdayım” yazarak yardım için sesini duyurmaya çalışan yığınla insanın görmüyor mudur? Sekiz milyon yurttaşın sağlık sigortası primini ödeyemez halde olması ile 30 milyon kişinin açlık sınırının altında yaşaması onları hiç mi etkilemiyor? Bu soruların hepsinin yanıtı net…

Türkiye’de yoksullar, artık “öteki Türkiye’yi” temsil etmiyor; zira ülkenin sahici yüzünü onlar ortaya koyuyor! Kentin Soluğu’nda bu hafta “kent yoksulları” var. Her geçen gün daha da yoksullaşan, “evsizlik” riski ile karşı karşıya kalan, bir ekmeğe dahi ulaşamayanlar… Ben yutkunarak sordum, onlar yanıtladı, ortaya ülkenin “sahici yüzü”nün fotoğrafı çıktı.


TÜM TÜRKİYE DUYSUN BENİ

İlk görüşeceğim aile; Sultangazi’de yaşayan Okur ailesi… Evlerine ulaşmak için bir süre semtin sokaklarında adımlıyorum. Bu esnada sık sık dışarıdan dükkâna benzeyen oysa tekstil atölyesi olduğunu anladığım yerlerden gelen gürültüyü işitiyorum: Ütünün çıkardığı sese son derece “içli” şarkılar eşlik ediyor… Okur Çifti’nin evine vardığımda saat 12.00’yi gösteriyor; kapıda Cabbar Okur ile eşi Neslihan Okur karşılıyor beni. İçeri buyur ediyorlar. Burası bir apartmanın zemin katında yer alıyor. “Manzarası” kaldırımdan yürüyen insanların ayakları… İki göz odalı bir ev. Küçük bir salondayız, bir iki koltuk, küçük bir televizyon ve evi ısıtmaya çalışan bir soba… Mutfak perişan halde.

Ardından sohbete başlıyoruz; “sohbet” derken, yaşadıklarını, yaşayamadıklarını, çaresizliklerini dile getiriyorlar. İlk sözü Neslihan Okur alıyor, sık sık “Türkiye duysun beni” diyor. Senelerdir bu civarda oturuyorlar ancak aktardıklarına göre, daha önce başlarını sokabilecekleri bir ev bile yokmuş. Bir gün orada, bir gün şurada… İnşaatlarda bile kalmışlar… Neslihan Okur, “Eşimin ailesi, ona sahip çıkmadı” diyor ve ekliyor: “Cezaevine girdi, o zaman da sahip çıkmadılar. Aç mısın, açıkta mısın diye bile sormadılar. Benim ailem de aynı… Ne eşimin ailesi, ne de benim ailem, bize hiç yardımcı olmadı. Kendim toparladım eşimi… Bize hiç kimse, ‘Kalkın, toparlanın’ demedi.”

ÇARESİZLİKTEN ÇOCUĞUMU YURDA BIRAKTIM

Neslihan Okur 32, eşi Cabbar Okur 28 yaşında. Biri Iğdırlı, diğeri Adanalı. Yolları ise bu megakentte kesişmiş… Çiftin 11 yaşında bir kız çocuğu, 3 yaşında da bir oğlan çocuğu var. 11 yaşındaki Çocuk Esirgeme Kurumu’nda, diğeri ise bu evde, hemen yanımda sessizce uyuyor, gözünü hiç açmıyor. Neslihan Okur, “kimsesizliğe” sitem ediyor: “Çocuğumu kucağımda ölmesin diye daha iki haftalıkken Çocuk Esirgeme Kurumu’na verdim. Çünkü sokakta kalıyordum, başka çarem yoktu.”




EVDE SADECE FARELER OYNUYOR

Gelelim “esas” konuya… Geçinemeyen, çaresiz kalan, sesini duyuramayan, yoksulluk ile yoksunluktan “ziyadesiyle” payını alan ailelerden biri bu aile… Gerçek Türkiye’nin “büyük fotoğrafı”nın bir parçası işte bu evde, karşımda duruyor. Oturdukları evin kirası 450 TL. Neslihan Okur’un eşi Cabbar Okur, kimi zaman yollarda su satıyor, kimi zaman çöplerden kâğıt toplayarak evine ekmek götürmeye çalışıyor. Neslihan Okur da evlere temizliğe gidiyormuş ta ki temizlik esnasında düşüp bileğini sakatlayana kadar… Neslihan Okur, şunları anlatıyor: “Geçinmem çok zor. Eşimin düzenli bir işi yok, işe gidemiyor. Çöpe giderse kâğıt toplayıp, kazanıp getiriyor. Bazen yolda seyyar satıcılık yapıyor. Allah vermeyince de vermiyor, bazen yola gidince eve boş geri geliyor. Devlet desen sadece 733 TL veriyor, çocuk maaşı… Bunun hesabını yapsana? 450 TL kira ödüyorum, elektriği, suyu, yemeği de var. Döndüremiyorum, ev desen sadece fareler oynuyor! Mutfağın içi böcek dolu, normal bir hayat yaşamıyorum. Ben evlere temizliğine gidiyordum, düştüm. 150 TL kazanıyordum. Şimdi fizik tedaviye de gidemiyorum, durumlar el vermiyor. Öyle tencere tavayı çeviriyordum. En son dört ay önce et yedik, kurban ayında geldi, bir de bir abi getirdi, ondan sonra da hiç et girmedi eve. Bazen insan istediğini yiyemiyor. Faturalarımı ödemem çok zor oluyor. Bazen bekletiyorum, çok geç ödeyebiliyorum. O zaman da faturalar birikiyor. Ama gücüm yok artık, çok yoruldum.”

Neslihan Okur, sözlerini şöyle noktalıyor: “Temiz, düzenli bir evde sağlıklı bir yaşam sürerek, çocuklarımı büyütmek istiyorum. Bana dayanma gücü veren zaten evlatlarım. Çarem yok, ne yapayım? Erzak gönderen de oldu ama yemekle olmuyor ki hiçbir şey. Yarın bir gün bu çocuk okuyacak, ben eşime düzenli iş bulamazsam, ne yapacağım? Kendimden vazgeçtim, çocuklarımın bir geleceği olsun istiyorum. Çalışırım, gücümün yettiği kadar yetiştirmeye çalışırım. Yıllardır pisliğin içindeyim, ev desen zaten temiz değil, temizlesen de olmuyor. Evin her tarafı fare dolu. Destek de vermiyorlar. Verdikleri bir tek 733 TL… Edirnekapı’dan iki aydan iki aya yardım alıyordum, iptal ettiler. Bir tek Sosyal Hizmetler’den alıyorum, bir de Kaymakamlık elektriği karşılıyor. Ne kömür getirdiler ne de başka bir şey.”

30 TL İLE SÜT MÜ ALAYIM BEZ Mİ?

Neslihan Okur’un eşi Cabbar Okur, yeri geliyor seyyar satıcılık yaparak, yeri geliyor kâğıt toplayarak, para kazanmaya çalışıyor. Aktardığına göre, işe çıktığında en fazla 30 ile 40 TL arasında kazanabiliyor. “Bir aile 30 TL ile geçinebilir mi?” diye soruyor ve şöyle devam ediyor: “Çocuğun sütü var, bezi var. Bu şekilde durumumuzu toparlamaya çalışıyorum ama yetersiz geliyor. Şu anda da zorluk yaşıyoruz.”

Cabbar Okur, kendi tanımlamasıyla “aylık iş”e de girmiş. Bir ayakkabı fabrikasında çalışırken işten çıkartıldığını söylüyor, “Virüs nedeniyle oldu” diyor. Bunun üzerine de defalarca iş aramaya gitmiş ama ne fayda… “Hiçbir şekilde bulamadım, sabıkam olduğu için” ifadesini kullanıyor: “Bir dosyam vardı, icralık olmuştum. 2009’da televizyon aldım, ödeyemedim, hacizden dolayı da 1,5 ay Maltepe Cezaevi’nde yattım. Başka dosyam da var.”

Cabbar Okur, 2016’ya kadar aralıklı olarak sokaklarda kalmış… Nedenini ailesinin yardım etmemesine bağlıyor. “Oysa evliydim” ifadesini kullanıyor: “İki taraf da bize yardım etmedi, yeri geldi inşaatta, yeri geldi bir arabanın içinde yattım. Bize kimsenin destek sunduğunu görmedik. Adana’ya dönmeyi hiç düşünmedim çünkü artık her yerde yaşam böyle… Oraya da gitsem sonu böyle olacaktı.”

ÇÖPÇÜLÜK YAPARIM DEDİM, ALMADILAR

Cabbar Okur, “Yapacağım bir iş, düzenli bir hayat istiyorum” ifadesini kullanıyor: “Bize destek vermelerini istiyoruz, kızımı yurttan geri almak istiyorum. Kimse bana, ‘şöyle davran’ demesin, sadece düzenli hayat istiyorum. Kaç kez devletin kapısına gittim, hiç destek vermediler, hep dışladılar. Sultangazi Belediyesi’ne gittim kaç sefer, bir erzağı bile iki ay sonra getirdiler. Hâlâ destek vermiyorlar. ‘İş sağlayın, çöpçülük yaparım’ dedim, kabul etmediler.”

HALI YERİNE YERE SERİLİ SATILIK AFİŞİ…

Okur Çifti’nin evinden ayrılıyor, bir başka ev ziyareti için yola koyuluyorum. Geçtiğim sokaklarda yine tekstil atölyelerinden gelen sesleri duyuyorum. 15-20 dakika sonra Sultançiftliği’nde oturan Çağlar Ailesi’nin evinin önünde oluyorum. Mehtap Çağlar ve çocukları, kapıda karşılıyor beni. Çağlar’ın eşi ise su satmak için bu soğuk havalarda yollarda. Okur ailesinin olduğu gibi bu evi de soba ısıtıyor, bu ev de zemin katta, bu evin hali de içler acısı… Rutubet girer girmez kendini hissettiriyor. Girişte halı yok, yerden su geldiği için çözümü büyükçe bir satılık ev ilanı afişini yere sermekte bulmuşlar. Bir odada döşekler var, diğer odada boydan boya asılan ipler çamaşır kurutmak için asılı… Kapılar delik deşik…

Konuşmak için salona geçiyoruz. İnsan söze nereden başlayacağını, nasıl soracağını bilemiyor… Bir süre salonda sessiz kalıyoruz, sonra başlıyoruz konuşmaya.




ÖDENEMEMİŞ FATURALAR DUVARDA ASILI

Dört çocuk annesi Mehtap Çağlar, 34 yaşında. Ancak yılların ve geçim derdinin onu aşırı yıprattığı ortada. Evin iki aylık kirasını ödeyememişler, duvarlarda ise biriken faturalar asılı. Yaşam “şartlarını” soruyorum, şöyle yanıtlıyor Çağlar: “Ben evlendim evleneli durumumuz böyle. Ama en ağırı bu dönem… Dört tane çocuğum var. Evlendim evleneli kirada oturuyoruz, üç senedir de bu evdeyiz.. Durumumuz hiç iyi değil, gördüğün gibi…”

AĞLIYORUZ, SOĞUKTA NEREYE GİDERİZ?

Çağlar Ailesi, iki aylık kirasını ödeyememiş. Evlerinden atılmaları an meselesi… Şöyle diyor, Çağlar: “İki aylık kiram birikti, veremedim. Kiramız 400 TL. Ama 800 TL’yi bulup da veremiyorum. Ev sahibi, ‘Elektriği ve suyu ödeyemedin, kiranı da ödeyemedin, ev bul, çık’ diyor. Ama param yok ki, nereden bulup çıkacağım? Çocuklarımla bu soğukta nerede kalacağım? Bu kış günü nereye çıkacağımızı şaşırdık. İnan, faturalarım bile burada duruyor, ödeyemedim. Ev sahibi, ‘Eşyalarını dışarı yığarım’ diyor. Geç haber verdi, ‘Oğlum askerden gelince bu evde oturacak’ dedi. İki gündür ağlıyoruz can sıkıntısından. Paramız yok, pulumuz yok, şaşırdık kaldık. Gidecek, kalacak yerim yok.”

VİRÜS VAR DİYE SU ALMIYORLAR

Çağlar, eşinin pandemi öncesinde bir tekstil firmasında çalıştığını ancak koronavirüs salgını sürecinde işten çıkartıldığını aktarıyor: “Eşim bu soğukta su satmaya gitti. Saat 8’de çıkıyor akşam 7 gibi geliyor. Önceden tekstile gidiyordu, ‘virüs var’ diye işten çıkardılar. Bazen satıyor, bazen satamıyor. Günde 30-40 TL getirebiliyor. Virüs var diye su almıyor insanlar, el ele değiyor diye. Yolda duruyor; ışıklarda, bu soğuklarda, yağmurda, çamurda bekliyor, su satacağım diye. ”

EKMEĞİ BİLE ZOR BULUYORUZ

Mehtap Çağlar, eşinin 1,5 ay önce koronavirüse yakalandığını ve çok zorluk çektiklerini anlatıyor. Destek alamamaktan yakınıyor, “Erzak getiren olmadı” ifadesini kullanıyor: “Eşim koronavirüsü geçirdi 1,5 ay oldu, çok zor durumdaydık. İnan, yemin ederim, bir avuç şeker, bir parça ekmek göremedik, 14-15 gün… Kimsemiz yok. Ekmek açtım sobanın üzerinde, çocuklarıma yedirdim. Bir tabak yemek getirecek, bir bardak su verecek kimsemiz yok. Dört çocuğumla öteki odada kaldık. Virüs girdi, gireli bir parça ekmeği bile zor buluyoruz. Elektriğimizi kestiler, yalvararak geri açtırdım. Kimse arayıp sormadı. Başvuru yaptım devlete, ‘Haddinden fazla insan başvuru yapıyor, bekleyin’ dediler. ‘Gelecekler’ dediler, hâlâ bekliyoruz. Bir kutu erzak bile gelmedi.”

BİRİ EBA’YA GİRSE DİĞERİ GİREMİYOR

Çağlar Ailesi’nin üç çocuğu, eğitimlerini “uzaktan” sürdürmeye çalışıyor. Evde tek telefon var; yani biri EBA’ya girse, diğeri giremiyor. Bu yüzden de yaşıtlarından geri kalıyorlar. Anne Mehtap Çağlar, “Eğitimlerini alamıyorlar, bir tabletimiz bile yok ki” şeklinde konuşuyor.

İLACIMI DAHİ ALAMAZ HALDEYİM

Mehtap Çağlar, yoksulluğun dışında bir yandan da hastalıkla mücadele ediyor, ilacını dahi alamadığını söylüyor: “Kafamda da damar tıkanıklığı çıktı, beyin ilacı kullanıyorum. İlacımı bile alamıyorum, alsam bile çok zor durumda kalıyorum.”

Peki, ne isterdi bu hayatta? Cevaplayıp bitiriyor sözlerini: “Evimin halini siz de görüyorsunuz, Bir evim olsun isterdim. Çocuklarımla sıcak yuvada oturmayı isterdim, başka da bir şey istemem. Keşke bir el uzatılsa, bizi duysunlar.”

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122

'KANLICA MANTARI' TESCİLLENDİ
Bolu’da oldukça yaygın olan Bolu Kanlıca Mantarı, coğrafi işaret alarak tescillendi.

Haberi Oku