TÜRKÇE İLE FELSEFE YAPILMAAAAZ… -2-

Türkçe ile felsefe yapılabileceği üzerine çok kısa da olsa açıklama yapma gereği duyuyorum.

Sanat Felsefesi ve Estetik üzerine düşünce üreten bir akademisyen ve ressam olarak Felsefeyi; “insanı, toplumu, doğayı, evreni, hayatı ve yaşamı tanımak, anlamak, sorgulamak ve yorumlamak” diye tanımlıyorum. İlkel aşamasında bile insanlık, ilkel dili ile kendine özgü ilkel felsefe dili geliştirmiştir. Günümüzde Afrika’da, Amerika’da, Avustralya’da yaşayan ilkel kabileler bunun en güzel örneklerini yaşatmaktadırlar. Örneğin, Kızılderili atasözü “Sular yükselince balıklar karıncaları yer; sular çekilince karıncalar balıkları... Kimin kimi yiyeceğine, suyun akışı karar verir” derken, felsefenin mecaz-eğretileme dilini kullanmaktadır. TÜRKÇE İLE FELSEFE YAPILMAAAAZ… diyen feylesof, Türkçeyi ilkel kabile dilinden bile aşağı görmekte ve bize bunu dayatmaktadır..

Edebiyat dilinin üst söylemlerine gerek duymadan, Türkçeyi en yalın hali ile kullanan, felsefenin eğretileme dilinin ustası Yunus Emre’yi, TÜRKÇE İLE FELSEFE YAPILMAAAAZ… diyen feylesofa hatırlatmak gerek. Yunus Emre, Arapçadan, Farsçadan tek bir sözcük aşırmadan Türkçeyi en duru hali ile kullandığı deyişlerinde ve şiirlerinde, felsefenin evrensel eğretileme dilini eşsiz bir ustalıkla üretmiştir. Felsefenin eğretileme dilinin en güzel örneklerini vererek, Türk dili ve kültürü tarihinde özgün bir yer edinmiştir.

“Et oldum/ Kemik oldum/ Yunus oldum/ Göründüm” özdeyişinin yanı sıra “Bir avuç toprak/ Biraz da suyum ben/ Neyimle övüneyim/ İşte buyum ben”  ayrıca “Sordum sarı çiçeğe/ Annen baban var mıdır? Çiçek dedi derviş baba/ Annem babam topraktır… Sordum sarı çiçeğe/ Sen beni bilir misin/ Çiçek dedi derviş baba/ Sen Yunus değil misin” diyen Yunus Emre’nin, öte dünyaya ait ‘uhrevi’ bir dilden özenle kaçındığı ve yaşadığımız bu dünyaya ait ‘dünyevi’ bir dil kullanımında özenli ve ısrarlı olduğu dikkat çekicidir. Öte dünyaya ait ‘uhrevi’ motiflerle -meleklerle, şeytanla, zebanilerle…- ya da peygamberlerle, halifelerle, enbiyalarla… mübarek-kutsal kişilerle ve kitaplarla değil, yaşadığımız maddi-özdeksel dünyaya ait ‘et, kemik, toprak, sarıçiçek’ gibi ‘dünyevi’ motiflerle örüntülenmiş yalın Türkçesiyle konuşurken, her bir Türkçe sözcüğü, felsefenin eğretileme dilinin temeline harç olarak koymuştur. Metafizik-irreel felsefe dilinden özenle kaçınmış, başta materyalist-reel felsefeler olmak üzere Varlıkbilimsel (ontoloji), Bilgibilimsel (epistemoloji), Eksistansiyalist (varoluşçu)…  felsefelerin temeline de harç koyan bir tavır sergilemiştir. Daha da ileri gidersek, Yunus Emre’nin, ‘oldum’ sözcüğü ile zamana-sürece-tarihselliğe dikkat çekerek, Marks’ın Diyalektik Tarihsel Materyalist Felsefesinin temeline de harç koyduğu iddia edilebilir.

Tek başına Yunus Emre, Türkçe ile felsefe yapılabileceğini kanıtlamış özgün bir kişiliktir. TÜRKÇE İLE FELSEFE YAPILMAAAAZ… diyen feylesofun, Türk düşün dünyasından sadece Yunus Emre’yi örnek vererek yukarıda kısaca değindiğim ayrıntılara kafası basmaz. Ama ‘yine de insanlık bende kalsın’ diyerek kısaca açıklama yapmak zorunda kaldım.

Feylesofumuz, felsefe de bilirmiş, bilgiliymiş, entelektüelmiş… edasıyla, cahil kitlelerin gözünü boyayarak açıkça Türkçe üzerinden Türk kimliğine ve kültürüne saldırmaktadır. Bir önceki yazımızı “Feylesofun, diline pelesenk ettiği ‘Bu ülkede 36 millet var’ söylemine paralel olarak, Türkçeye, Türk kimliğine ve Türk kültürüne duyduğu düşmanlığın amacı, Osmanlıcayı paravan olarak kullanıp, dinci gerici eğitimle azınlık dili olan Arapçayı çoğunluğun anadili haline getirmektir…” diyerek bitirmiştik. Devam edelim.

Osmanlıca, milliyetçi söylemleri arkasından sürükleyebilecek güce sahip olduğu düşüncesi ile göz boyamak için paravan olarak kullanılmaktadır. Asıl amaç, ibadet dili demagojisi ile Arapça’nın resmi dil olarak benimsenmesinin ve feylesofun hilafet-halifelik hayallerinin önünü açmaktır. Osmanlıca gösterip Arapça vurmak,  dindar ve kindar gençliğin yetiştirilmesi amacına yöneliktir. Okullarda ve camilerde Arapça dil kullanımına yönelik yaptırımların yetersiz kalacağını düşünen feylesofun, ‘Bu ülkede 36 millet var’ söylemine paralel olarak, Türkiye’nin demografik-nüfus yapısını da değiştirmek gerektiği yönünde adımlar attığını görüyoruz.

Suriye iç savaşına dönüşen, emperyalizmin direkt destek vererek ‘Arap Baharı’ demagojisi ile  işbirlikçi gerici kalkışmanın başladığı 15 Mart 2011’den bugüne, ülkemize yaklaşık iki milyonun üzerinde Arap mülteci akını olmuştur. Bazı kaynaklara göre, bu rakamdan çok daha fazla doğurgan Arap çiftlerin ve çocukların çoğunlukta olduğu göç dalgası yaşandığı iddia edilmektedir. Planlı bir biçimde mülteci kamplarına yerleştirilmesi gereken Arap Mültecilerin, yurdumuzun dörtbir yanına plansız biçimde dağıtılması –özellikle Türkçe dil sorunu göz önünde bulundurularak düşünüldüğünde- üzerinde dikkatle durulması gereken en önemli sorunlarımızdan birisi haline getirilmiştir. İlk bakışta plansız gibi görünen ‘mülteci Arapların yurdumuzun dörtbir yanına dağıtılması sorunu’ aslında, Türkiye’de Arapça’nın resmi dil haline getirilmesi için son derece iyi kurgulanarak planlanmış bir organizasyon olduğu anlaşılacaktır.

Dört yıl gibi çok kısa bir zaman diliminde üç milyona (!?) yakın Arap mültecinin yurdumuza yerleştirilmesine karşın, biz Türklerin, Almanya’da altmış yılda ancak üç milyona yaklaştığımız –hatta üçüncü kuşağımızın Almanlaştırıldığı- düşünüldüğünde, ne kadar hızlı ve acımasız bir demografik-nüfus yapısı asimilasyonuna uğradığımız açıkça ortaya çıkmaktadır.

TÜRKÇE İLE FELSEFE YAPILMAAAAZ… diyen feylesofun, Arap nüfusunu ve dilini anadil olarak Türkiye’de egemen kılma ve hilafet-halifelik planını bozmak için mücadele etmemiz gerekmektedir.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

AİLELER ENDİŞELİ
Son aylarda ülkemizde ve Bolu’da genç intihar olaylarında meydana gelen ürkütücü artış akıllara gençler...

Haberi Oku