Gündem:
7 Haziran 2015'den 24 Haziran 2018'e

OY VERİN GİTSİNLER….

5 Haziran 2015 tarihli köşe yazımın başlığı buydu

“Edi Bese” demelisin,

“Ya Basta” demelisin,

“Artık Yeter” demelisin,

Oy verin gitsinler demiştim,

Gittiler de, ancak ilk önce Recep Tayyip Erdoğan’la görüşen CHP milletvekili Deniz Baykal su koyverdi.

Ardından Devlet Bahçeli sahneye ileride koyacağı tiyatronun ilk sahnesini oynamaya başladı ‘Erken Seçim’ .

Erdoğan ‘istikşafı’ görüşmeler denilen AKP ile CHP arasında CHP’’den Haluk Koç’un inisiyatifinde geçen görüşmeler sayesinde ‘ki bu 33 gün sürdü’ 45 gün içinde hükümet kurulamazsa ülkeyi erken seçime kararını rahatça uyguladı.

1 Kasım’da erken seçim kararı alındı.

DİSK’in barış mitinginde dönemin Başbakanı Davutoğlu’nun öfkeli çocukları katil İŞİD bomba patlattı. 105 kişi hayatını kaybetti, sakat kaldı.

İstikrarsızlık ülkeye hâkim oldu,endişelenen halk bir kez daha AKP dedi.

Oysaki 7 Haziran seçimlerinde iş bitmişti.

Davutoğlu tasfiye edildi, sarayın sadık kullarından Binali Boşbakan yapıldı. Bahçeli ile Reis mutabakatı resmen ve alenen bu günlerde başladı.

Hükümet kuruldu.

FETÖ ile Reis arasındaki ittifak biteli bir yıl olmuştu. Dönemlerinde orduya, yargıya, polise devlet kadrolarına çok örgütlü bir şekilde sızmış olan cemaatin tasfiyesi güç olacaktı.

Sanıldığından da güç oldu. FETÖ’nun kanlı son iktidar oyunu 15 Temmuz 2016 gecesi başladı.

Darbe teşebbüsü bastırıldı ama 254 cana mal oldu. Ülke şoka girdi. Yıllarca konuşulacak bir konu hala sıcaklığını koruyan konu ‘AKP’nin darbeden öncesinden haberli olup olmadığı’ açıklığa kavuşmadı. Darbeyi darbe gecesi “Bu bize Allahın bir lütfüdür” şeklinde saptayan Erdoğan 20 Temmuz 2015 tarihinde kendi darbesini ilan etti.

OHAL başladı, KHK’lar dönemine geçildi. Mevcut nispi demokrasi de rafa kaldırıldı.

12 Eylül rejimini aratmayacak türden bir baskı rejimine geçildi. Binlerce kamu emekçisine, akademisyene sorgusuz, sualsiz görevden el çektirildi. Kayyum demokrasisine! geçildi. Birçok bilindik firmaya “kayyum” atandı,mallarına el konuldu.

 Cezaevinde ölenler intihar edenler arada kaynadı gitti, soruşturma bile açılmadı.

FETÖ’nün asıl AKP içerisinde yuvalanmış olduğu gerçeği herkes tarafından biliniyordu. Baba AKP’lilerin her nedense damatları hep FETÖCÜ çıktı, yurt dışına tüydüler, artlarından yalandan davalar açıldı.  Bu arada serbest AKP ekonomisinden de kötü sinyaller gelmekteydi. Yabancı sermaye Türkiye’yi güvenli liman görmediği için ülkeye yatırım yapmaktan kaçınıyor, dış finansal güçler ise kısa vadeli sıcak paralarını çekiyor, faiz artınca gene geliyor, bu kez daha kısa kalıyor, bu döngü de ülke ekonomisini adeta sarhoş ediyordu.

Reis faiz lobileri diyor, yabancılara sövüyor ama öte yandan da bağımlı olduğu sıcak paranın tekrar ülkede at oynatması için doksan dokuz formül düşünüyordu.

Koltukta oturuyor, saraylarda lüks ve ihtişam, debdebe içerisinde damatlar, kızlar oğlanlar yaşayıp gidiyorlardı, ama aslında ülkede hiçbir şeye hâkim değildi. Onun için kendini içgüdüsel de olsa her konuda fikir beyan etmek zorunda hissediyor. Ama kamuoyu söylenenlere çoğunlukla dudak büküyordu.

Aslında ‘the end’ deme noktasındaydı. Etrafı da görüyordu bunu. İşte Erdoğan iktidarı bu noktada çok şaşırtan bir çizgiye evrildi. Bahçeli’nin de katkılarıyla yeni anayasa, cumhurbaşkanlığı sistemi icat edildi. Türkiye’ye özgü bir sistemdi bu.

OHAL kalıcı hale gelecek, örnek alınacak ülke Sudan olacaktı… Müslüman Kardeşler Örgütünün son halkası, dünyada Kuzey Afrika ve Ortadoğu’dan kovulan İhvan hareketinin son halkası AKP ‘Rabia’ direnecekti.

 Tabii bu noktada ortaya bir ‘beka’ sorunu çıkmalıydı ki, taşlar yerine otursun. Önce Kürt sorunu derinleştirilmeli, bu noktada adeta bütün dünyaya meydan okunmalıydı. Argünmanlar hazırdı. İnsan eti yiyen cihatçılardan müfrezeler kuruldu, Suriye sınırında. İŞİD ile mücadele görüntüsü altında El Nüsra gibi ÖSO gibi, Ahrar-ı Şam gibi terör örgütleri desteklendi. Avrupa’ya kafa tutuldu. Artık her yerden mehter marşı yükseliyor, sakallı eli silahlı tipler, mafyatik örgütlenmeler, Sedat Pekerler Reis’in arkasında saf tutuyordu.

Bu koşullarda 16 Nisan’da sandık kondu halkın önüne. Parlamenter düzene hayır mı diyecekti ülke yoksa  evet mi ?

Aslında 16 Nisan’da seçmen AKP’ye yol vermedi. Kaybettiler. Ama ülke Türkiye idi, sahada kazananın masada kaybettiği çok görülmüştü.

Reis daha sandıklar açılmadan ünlü “Atı alan Üsküdar’ı geçti” konuşmasını gerçekleştirdi.

Ne oluyordu, CHP yetersiz kaldı, sokağa çıkıp çıkmamakta tereddüt etti.

AKP şenlikleri başladı, felaket gerçekleşiyordu…

Saraylar, saraylar; kâşaneler, köşkler; binlerce aşçı, garson, menü badem unu ile hazırlanıyor, Reis’in önüne gelmeden çeşnicibaşı kontrolünden geçiyordu. Uçaklar, uçaklar; irili ufaklı uçaklar; mercedesler, mercedesler, uşaklar, hizmetkârlar…

KHK lar ile yönetilen ülke idik.

Suriye macerası, El Bap, Cerablus  Afrin macerası ülkeye her gün gelen şehitler; işte bu günlerde ivme kazandı. Şehit anaları gözyaşlarını tülbent’ine silerek “vatan sağolsun” deme dışında bir söz edemiyordu. Geride aile vardı, diğer çocuklar, acısını kinini içine boşaltmaktan başka bir çare bulamıyordu.  

Dış finansal güçler ürktükçe ürktü, yabancı sermaye pılısını pırtısını toplayıp kaçmaya başladı, hatta büyük Türk babaları bile bir şekilde parasını şirketini dışarı atmanın çaresini arıyordu. Bahçeli’nin aklı bu işlere ermezdi. Hiç anlamazdı bu işlerden, ona antika araba koleksiyonu ve MHP Genel Merkezi yeterdi. Orada bayrak dalgalansın gerisi umurunda değildi.

AKP Güneydoğudaki HDP’nin elindeki bütün belediyelere kayyum atadı, HDP Genel Başkanı Demirtaş ve onlarca HDP milletvekili, belediye başkanı tutuklandı.

 Cezaevleri doldu, doldu, doldu.

Gün itibariyle cezaevlerinde 70 bin öğrenci var. Gerisini siz hesaplayın.

Medyanın % 90’ı AKP’nin eline geçmişti. Yapacak bir şey kalmamış mıydı?

İşte o günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yola çıktı. Ankara-İstanbul arasını yürüyerek geçecek tutuklu CHP milletvekili Enis Berbeoğlu’nu İstanbul Maltepe cezaevinde ziyaret ettikten sonra yine Maltepe’de sonlandıracaktı.

Olacak şey miydi bu? Kılıçdaroğlu 70 yaşında bir adam, yağmurda, soğukta, sıcakta yürüyecek ha!

Yok yarıda bırakır dediler, arada arabaya biner dediler, güldüler ama Kılıçdaroğlu inançla, yürekle, cesaretle yürüdü evet yürüdü!

Nasıl olmuştu bu! Örgüt de seferber oldu, silkindi, iktidarın halkın kendi güçlü kollarında olduğunu Gezi direnişinden sonra tekrar anladığı bir sürece işte bu yürüyüşle girildi.

AKP iktidarının üzerinde 16 Nisan gölgesi duruyordu. 16 Nisan’dan sonra ortaya ne olduğu tam anlaşılamayan bir rejime girilmişti. Böyle gitmeyeceğini AKP’de anlamıştı.

O yüzden her türlü yolsuzluğu gölgelemek, muhalefetin iktidar arayışına son vermek gerekiyordu.

 Osmanlı-Hilafet düzenine geçişin tek bir adımı kalmıştı.

Nasıl olsa MHP tam emrindeydi sarayın, medya ele geçirilmişti, ekonomi bozuktu ama yardımlar falan atlatılırdı bu yıllar, Merkez Bankasına çekidüzen verince her şey rayına girerdi.

Bu İYİ Partimi ney, daha etlenmeden, serpilmeden bitirilmeliydi… HDP’nin bir tutam canı kalmıştı zaten, üflesen yok olacak…

Seçim ittifak yasası çıkarıldı, son sandık düzenlemeleri gözden geçirildi, YSK’ya talimat verildi, erken çok erken yola çıkılacaktı.

CHP daha parti içi hesaplaşmaları bitirmemişti.

Beka diyerek yola çıktılar. İşte bu noktada Kılıçdaroğlu bir kez daha şaşırttı AKP’yi. 15 CHP milletvekili bir gecede İYİ Partiye geçti, YSK ve AKP ters köşe oldu.

Ardından Kılıçdaroğlu yine iki kez sahneye çıktı.

Muhteşem çıkışlardı bunlar. İlkinde “sıfır baraj” diyerek Millet İttifakını kurdu, Saadet İYİ Parti ve Demokrat Partiyi AKP’ye karşı birleştirdi.

Sıra geldi, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını tespit etmeye… Bu son ve muhteşem karar ile CHP Muharrem İnce’yi aday ilan etmişti.

Ne oluyordu, AKP adeta şoka girmişti, birçok ilde AKP örgütü havlu attı.

Ekonomide yıllardır yapılan yanlış uygulamalar Jölelinin ekonomisi buraya kadardı, tarım ürünleri baş kaldırdı, mutfaklar iflas etti.

Yalın sade konuşan esprili, sarayda gözüm yok diyen, sarayın ihtişamını halka şikâyet eden israf ekonomisinin olduğu bir ülkede mutfakta yangın sönmez diyen bir adam sanki ikinci Karaoğlan halkın gönlünde taht kurdu.

Varsın onların tahtı, yaldızlı erkânı onların olsundu. Bizim İnce bize yeterdi Garipler destekledi Gariban İnce’yi arkasında üç gazete ‘Cumhuriyet, Birgün, Sözcü’ ve epi topu üç televizyon vardı Tele 1 ve Halk TV.

İsmail Küçükkaya, Fatih Portakal ve FOX TV bu süreçte bütün havuz medyasını darmadağın etti.

Ezberi bozulan AKP ve saraylılar her gün ayrı bir pot kırıyordu. Çok akıllı siyaset izleyen Kılıçdaroğlu, İYİ Parti, Saadet, Haziran Hareketi ve halk şimdi halk şenliğini kutlamak için ilk aşamada 24 Haziran’ı geçecek. Stratejik karar veren CHP ve CHP seçmeni biliyor ki, saraylı düzenine son vermenin yolu HDP’nin % 10 barajını geçmesine bağlı.  AKP’de umudunu buna bağlamış. Şimdi güneydoğu illerinde amansız bir 24 Haziran yaşanacak. HDP inanılmaz baskıya karşı kitle, halk ve seçmen inisiyatifini AKP’ye terk etmeyecek. Bu tarafta da Veli Saçılık, Ahmet Şık, Barış Atay gibi parlamentoya girmeye en çok hak etmiş yiğit adamlar var.

İşte bir bölüm yurdunu seven insanda İYİ Parti meselesinde olduğu gibi stratejik oy kullanacak. Türkiye’nin en önemli yazarları Bekir Çoşkun, Yılmaz Özdil bu konuyu dile getirdi.

İşte bu 16 yıllık kabus sona ersin diye, yağma talan inşaat, imar çeteleri yakayı ele versin diye, debdebe, ihtişam sona ersin diye son şans Pazar günü.

Unutmayın yakarsa dünyayı garipler yakar…

Oy verin gitsinler…..

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner123
banner122

Tanju Özcan’a bir uyarı da Umut Oran’dan

Haberi Oku