Gündem:
'AYDIN”lanma !....

Aydınlık ve karanlık  dilimizdeki  diyalektik iki olgu.

Gerçek anlamı ile  aydınlık görebilirlik halidir.Karanlık ise beş duyumuzdan birinin işlevselliğinin azaldığı, bir başka deyişle  eksildiğimiz bir durumdur.

Bu iki olgu gerçek anlamlarının dışında  ise gerek bizim dilimizde  gerekse dünya dillerinde çok geniş bir içeriğe sahiptir ve  kimi zaman bu içerik  gerçek anlamlarının çok daha ötesinde  önem  arz eder.Öyle ki ; “aydınlanma” sözcüğü  uygarlık tarihinde yarım asırlık bir periyodu tanımlar : XVIII. Yy’ın ikinci yarısı…

 

 Alman aydınlanmasının  piri  Immanuel Kant  (1724-1804)  bu olguyu; 

“ Aydınlanma, bireyin kendi hatalarından dolayı içinde bulunduğu ergin olamayış durumundan kurtulmak için aklını kullanmaya başlamasıdır”biçiminde tanımlar.Kuşkusuz bu tanımlamada “aklın kullanılması” tamlaması  uygarlığı ilgilendiren yeni paradigmaların kurulacağının müjdecisidir.Öyle de olmuştur.Bu nedenle XVIII. Yy’ın ikinci yarısı “Aydınlanma çağı” olarak bilinmesinin  yanı sıra  “Akıl / Us Çağı” olarak da anılır.

 

Elbette ki bu süreçte  aklın  egemenlerin  iradesinden kurtulması o denli kolay olmamıştır.Çünkü her tür egemen şunu çok iyi bilir: Ele geçirilebilecek en değerli tutsak düşüncedir.Çünkü eylem düşüncenin ürünüdür.Muhtelif yollarla kuşatılmış , esir ya da satın alınmış bir düşünce/ akıl,  statükonun korunmasında  verimli bir tohum gibi toprağa saçılır ve “Aydınlanma” nın karşısına  “Aydın”lanma!...diyerek  dikiliverir…

 

Uygarlık tarihi her ne kadar sınıflar arası mücadelelerin tarihi ise de  özünde  farklı ve uzlaşmaz  çelişkiler barındıran  iki fay hattı  olan  aydınlanma ve  gericilik  üzerine oturmuş düşüncelerin mücadelesinin tarihi  olarak  da  tanımlanabilir.Bu süreçte kimileri  fikirlerini, görüşlerini,yazılarını,becerilerini ve her türden eylemlerini egemenlerin ve otoritenin iradesine teslim ederken kimileri de  bu teslimiyete karşı direnmiş ve bunun karşılığında gereken bedeli ödemekten de hiç mi hiç çekinmemişlerdir.Ancak Kant istediği kadar “Cesur ol ve aklını kullan!” sloganını haykırsın rasyonalitenin mekanizmaları kurulamadığında  paradigma,işte bu  satın alınmış,belirli çıkar ilişkileri nedeni ile köleleştirilmiş,söylediklerine kendilerinin bile inanmadığı çevrelerin düşünce ve eylemleri ile biçimlenir.Bu durum akıl tutulmasıdır ki;  salt  üç asır önce yaşanır cinsten değildir.Ayrıca kuşkusuz sınıfsal çelişkiler üzerine inşa olan bir süreçtir .Günümüz Türkiye’sinde medyanın içinde bulunduğu durum tam da budur.Bu ne denli kabul edilemez ise o denli  somut ve alternatiflerinin  mutlaka gerek mikro gerekse makro düzeyde yaratılmasının zorunlu olduğu bir gerçekliktir…Kısacası  kendilerine “Aydın”lanma  !...”  komutu verilen  toplum katmanlarının çok küçük ölçekte de olsa aydınlatılmasına katkı sağlamak bence acil görevlerden biridir.

 

Medya 14.net  şimdilik bu anlamda  belki çok  ama çok mütevazi bir yayın organı…Ciddi özverilerle yayın hayatına  başladığını  gayet  iyi biliyorum.Ancak emek verenlerin gerek inançları gerekse içtenlikleri konusunda zerre kadar kuşkum yok…Arkadaşlara “kolay gele” dileklerimi iletirken okurlara da olası  katkı yorum ve eleştirileri için şimdiden  “teşekkürler” diyorum…

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

BİR GARİP KARAR
Boluspor’un kurulduğu 1965 yılında bu yana Bolu’da oynadığı maçlarına ev sahipliği yapan Bolu Atatürk...

Haberi Oku