Gündem:
Baro Başkanı referandum önerisini değerlendirdi
 Anayasa teklifi ile ülkemize dayatılan ne?

-YETKİLERİN BİR KİŞİDE  TOPLANDIĞI OTORİTER BİR SİSTEMİ ÖNGÖRÜYORLAR

 -KUVVETLER AYRILIĞINI  ORTADAN KALDIRIYORLAR

-YARGI KOŞULSUZ SİYASALLAŞACAK  YÖRÜTMENİN EMRİNE GİRİYOR

-TOPLUMSAL UZLAŞMA YOK

-BAŞKANCI TEK ADAM YÖNETİMİ

-PARTİ YÖNETİMİ MODELİNE GEÇİLECEK

 

 Ülkede nispi demokratik yaşama dahi tahammülü olmayan egemenler daha baskıcı bir rejimi hayata geçirme telaşında. Yamalı bir bohçaya dönen 12 Eylül Anayasasının 18 maddesi parlamento da AKP ve Bahçeli kliği tarafından kabul edilmiş hali ile değiştirildi. Değişiklik son kez Nisan ayında referandum yöntemi ile halkımızın önüne gelecek. Ya baskıcı, cumhuriyet rejimini yok eden, sonu diktatörlük olacak olan tek adam rejimine “ evet” diyeceğiz ya da ülkemiz böyle bir sistem ile yaşamaya, yönetilmeye layık değil diyecek laik, demokratik cumhuriyeti yaşatacak, herkesin söz, karar, iktidar hakkına sahip olduğu demokratik, parlamenter, cumhuriyetçi sistemi geliştireceğiz.

Bu yol ayrımında 18 maddelik anayasa değişikliğinin ne getirip ne götürdüğünü Bolu Barosu Başkanı Av. Ferit Atalay’a sorduk.

Atalay Medya14’ün sorularını yanıtladı.

İşte Atalay’ın görüşleri

 

 

Bilindiği üzere   Anayasa  devletin, yapısı organları ve bu organların görevleri ile  temel hak ve özgürlükleri düzenleyen en üst hukuk metnidir.  Anayasaların  toplumsal bir mutabakat metni  olduğu düşünüldüğünde,   yapılırken veya büyük çaplı değişimlere tabi tutulurken  toplumun  her kesiminin üzerinde uzlaştığı bir içerik taşıması, demokratik teamül ve usullere göre hazırlanması gereği  tartışmasızdır.  Bu bağlamda   çoğunlukçu değil, çoğulcu bir anayasa olması her zaman ana yaklaşımdır.  Demokratik  olmayan, anayasanın halk oylamasına sunulması, halk oylaması ile kabul edilmiş olması    meşruiyet için yeterli olmayacaktır. Çünkü günümüzde anayasalar çoğunluğu temsil ettiği oranda değil  azınlık haklarını da güvence altına aldığı oranda demokratik sayılmaktadır.

 

Bu açıdan   TBMM  de görüşülen anayasa   teklifinin toplumsal  bir mutabakat sonucu  ortaya çıktığı söylenemez.   Her ne kadar sivil bir yönetim  tarafından hazırlandığı kabul edilse dahi  teklifin OHAL şartlarında tartışılmaması,  Sivil toplumun katılımının hiçbir şekilde   sağlanmamış olması,    Üniversitelerin, Derneklerin, Baroların, Hukuk Kurumlarının, Sendikaların  ve özetle sivil toplum kuruluşları  nezdinde tartışmaya açılmaksızın TBMM ye sunulan bu değişiklik tasarısı/teklifi  demokratik usul ve teamüllere  aykırıdır.

 

1-ANAYASA TEKLİFİ   -Türk tipi olarak tanımlanan-  GERÇEKTE İSE YETKİLERİN BİR KİŞİDE  TOPLANDIĞI OTORİTER BİR SİSTEMİ  ÖNGÖRMEKTEDİR.

 

Cumhuriyetin kurulduğundan  günümüze değin tüm anayasalarda   koşulsuz olarak TÜRK MİLLETİNE ait olduğu  ana ilke olarak kabul edilmiş ve Milletin egemenliği yetkili organlar eliyle  kullanacağı  varsayılmıştır.  Bu bağlamda  Türk Milleti  egemenliği seçilmiş vekilleri aracılığı ile  kullandığı gibi,   Kuvvetler ayrılığı   sonucu  egemenliğin kullanımı da paylaştırılmıştır.

 

Anayasa teklifi  özünde  Başkanlık  Sistemine yöneliş  olarak ifade edilse bile  Başkanlık sistemi sert kuvvetler ayrılığına dayanmakta olup yasama yürütme ve yargı tamamen biri birinden bağımsız olduğu gibi sıkı denetim mekanizmalarına tabidir.

 

Teklif  klasik kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmakta, egemenliğin kaynağını  halkın elinden  almakta  ve  erkleri de etkisiz hale getirmekte  ve BAŞKANCI  /tek adam yönetimi sistemini  içermektedir.

 

Teklif bütüncül olarak irdelendiğinde, öneri denge ve denetim sisteminden uzak,yetkileri sınırsız bir başkanlığı içermektedir.  Cumhurbaşkanına tanınan  yetkiler ( Md 4-6-7-12-17 19/A) ve Anayasa  M 87-89- 89-116-146/ 154-155 ve 159)  değişiklikleri ile birçok konuda   TBMM ye ait yetkiler  Cumhurbaşkanına devredilmekte halk iradesi / tek kişi iradesine evrilmektedir.

 

TBMM nin denetleyicisi gibi  yetkilerle donatılan Cumhurbaşkanlığı  yürütmenin, yasamanın ve yargının adeta tek seçicisi ve mutlak hakimi işlevini üstlenmekte  olup   sonucu itibariyle  hiçbir demokratik usul ve teamülle bağdaşmayan bu yönetim tarzı   Sui generis olduğu kadar AMORF bir  başkanlığı işaret etmektedir.

 2-ANAYASA TEKLİFİ KUVVETLER AYRILIĞINI  ORTADAN KALDIRMAKTADIR.

 

Teklifin 104 maddesi  ile yürütmeyi temsil yetkisi Cumhurbaşkanına devredilmektedir. Bu bağlamda yönetim  yetkisi tamamen  Cumhurbaşkanına ait olup Başbakanlık  ve Bakanlık ortadan kalkmaktadır. Cumhurbaşkanınca  Bakan  olarak atananlar dahi  her an görevden alınabilecek azledilebilecekleri düşünüldüğünde  yürütmenin bu anlamda  Bağımsızlığı, yansızlığı  asla söz konusu olmayacağı gibi  Cumhurbaşkanına  bağlılık –sadakat-esas olacak, devlet yönetiminde liyakat ötelenecektir.

 

Diğer yandan bakanların atanması  ve görevden alınması tamamen C.Başkanına ait olmakla TBMM ye karşı sorumlulukları bulunmayacağı gibi Bakanlar da denetlenemez bir yönetici olarak kalacaklardır.  Kaldı  ki Cumhurbaşkanı  hiçbir şekilde meclis tarafından denetlenemeyeceği gibi kimseye karşı da sorumlu tutulamayacaktır. 

 

Meclisin    denetiminin  etkisizleştirilmesi soru-gensoru gibi denetim mekanizmalarının kaldırılması ile birilikte  Cumhurbaşkanının yasamayı veto ve kontrol yetkisi daha etkin bir içeriğe bürünmekle  Kuvvetler ayrılığının  ilk büyük organı TBMM  doğrudan devre dışı bırakılmaktadır.( Md  19  Anayasa M 8)

 

Şüphesiz ki  TBMM  en etkisiz bırakacak değişiklik Cumhurbaşkanına  kararname çıkarma yetkisinin tanınmasıdır. ( teklif 13  Anayasa 119)  Bu durum Cumhurbaşkanına tek başına kanun yapma yetkisini vermekte olup   ferman ile özdeştir.  Teklifin 9 maddesi   ile  Cumhurbaşkanı  TBMM ortağı konumundadır.  Meclisin yasama faaliyeti üzerinde Cumhurbaşkanının veto yetkisi de bulunmakla meclisin  veto edilen bir yasayı kabul için salt çoğunluğa ( 301) ihtiyaç duyduğu gözetildiğinde  Yürütmenin başının   Yasama gücüne de  ortak olacağı Egemenliğin millete ait olacağı ilkesi   ortadan kalkacak   halkın iradesi yerine kişinin irade öne çıkacaktır.

 

Diğer yandan Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmiş bulunan meclisi fesih edebilmesi Yürütmenin  tam anlamıyla  YASAMAYI KONTROL ETMESİDİR.

 

Cumhurbaşkanının partili olacağı, partisi ile ilişiğinin kesilmeyeceği de yasada yer almakla     Cumhurbaşkanının  fesih yoluyla  Muhalefeti  dahi meclis dışında tutabileceği de ihtimaldir.Savaş yıllarında dahi yetkilerini devretmeyen  TBMM nin  bu değişiklikleri kabulü ve halk oylamasından geçmesi halinde  tekçi yönetiminin önlenemez yükselişi ile karşı karşıya kalacak geriye   edilgen,yasama ve  denetim yetkisi elinden alınmış bir meclis kalacaktır.

 

Şüphesiz ki Anayasa değişikliği teklifi ile  en büyük yarayı alacak kurumların başında  Yargı yer almaktadır.

 

3-Bu teklif ile   YARGI KOŞULSUZ SİYASALLAŞACAK  YÖRÜTMENİN EMRİNE GİRECEKTİR.

 

Her ne kadar teklifte   yargının tarafsızlığı  ve bağımsızlığından söz edilmekte ise de   Yüksek  Yargıçların ve yargıyı yönetecek kurumların Cumhurbaşkanı tarafından  seçilmesi    yargıyı  itaat eden- Bağımlı ve Siyasal iktidarın emrine bağlı kılacaktır. ( Teklif M  17 Anayasa 146  -154 -155 159)

 

Teklifte 13 üyeden oluşacak HSYK nın  NEREDEYSE TAMAMINI DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI OLARAK. C.Başkanı tarafından  belirlenmesi  ( dolaylı seçimin Parti Başkanı sıfatıyla  kontrolü altında tuttuğu meclisçe seçilecek olması )   Yönetimin siyasi anlayışına uygun bir yargı yapılanmasının önünü açacaktır.  Adalet Bakanının ve Müsteşarın  Kurulun doğal üyesi almasıyla da   EMİR VE TALİMATLA ÇALIŞAN BİR YARGI sistemi eksiksiz olarak kurumsallaştırılmaktadır. ( teklif M 17  Anayasa 159)

 

Keza 15 üyeli Anayasa Mahkemesi üyelerinin  12 sinin bizzat C.Başkanı tarafından seçilmesi  3 ünün de yine Mecliste egemen olacak parti aracılığıyla dolayı da olsa seçimi  bu mahkemeyi de işlevsizleştirecektir.

 

Yüce divan sıfatını taşıyan bu mahkemenin ( teklif M 19   Anayasa Md.146 ) uyarınca kendilerini  seçen  Cumhurbaşkanı, C.Başkanı yardımcıları ve Bakanları objektif olarak yargılayabileceğini düşünmek   hukuk ile bağdaşmamaktadır.

 

Danıştay Üyelerinin ¼ ünü seçen, Yargıtay başsavcısı ve başsavcı vekilini atayan C.Başkanının   Partili olacağı, yürütmenin başı durumunda olacağı düşünüldüğünde     Yargının   ve Yargısal kurumların tüm seçicisinin  Cumhurbaşkanı olacağı gerçeği karşısında yargı  Yürütmenin yargısı olmaktan kurtulamayacaktır.

 

Anayasa  Değişiklikleri bütüncül olarak değerlendirildiğinde   değişikliklerin  Demokratik Rejimi tamamıyla   ortadan kaldıracağı, Egemenlik yetkisinin   devri sonucu doğurarak   yasama ve yargının  da etkisizleştirilmesi ile   denetlenemez dokunulmazlık zırhına bürünmüş  mutlak bir güce yönetim yetkisi ile  donanmış  yöneticinin/ başkanın ortaya çıkacağı  aşikardır.

 

 Bir başka kayda değer  olgu ise anayasa değişikliği teklifinin  halk oylamasına sunulmasına ilişkindir.

 

Siyasal iktidarın  yarattığı fiili durum sonucu  kitle iletişim araçlarını her yönüyle kontrol ettiği  bilinen bir vakıadır.  Teklifin referanduma  götürüleceği durumda  kitle iletişim araçlarının  koşulsuz itaati ile oluşturulacak kamuoyu   koşullandırılarak  ikna edilecektir. Çünkü sivil toplumun bu teklifi tartışmasına gerek duyulmamıştır.

 

Muhtemeldir ki  referandumla alınan  sonuç  dahi   toplumun  büyük bir kesimini dışlayıcı nitelik taşıyacağından meşruiyete ilişkin bu tartışma asla bitmeyecek ve siyasal kavga sonucu esasen bölünmüş toplum iyice ayrışacaktır.  % 48 red   %52 kabul gibi sayısal  sonuçlar hiçbir şekilde toplumda bir uzlaşmaya işaret etmediği gibi aksine polarize olmuş bir ülkenin habercisi olacaktı

 

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana yürürlüğü konan  anayasaların tümünde sınırlı da olsa bir demokratikleşme, çabalarının varlığına tanık olunmuştur. Özellikle egemenliğin kaynağının halk olduğu gerçeği  unutulmadan egemenliği kullanan demokratik  kurumların nitelik ve nicelik olarak güçlendirilmesi gerekirken  mevcut teklif demokrasi yolunda çok  büyük bir geri adıma dönüşmüş devletin temel kurumlarını bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan uzaklaştırarak PARTİ YÖNETİM  MODELİ’nin yolunu açmıştır. 

 

Parti modeli yönetimler toplumu ayrıştırır, böler. Ülkemizde uzun yıllardır etnik kimlikler üzerinden siyaset yapılması kutuplaşmayı  getirmiştir. Federatif yapılanmalara davetiye  çıkaran bu ve benzeri anayasal değişiklikler Türk toplumunun  tarih boyunca benimsediği yönetim modellerine uygun değildir.

 

Kişisellileşmiş  ve denetlenemeyen iktidarın  yol açtığı  felaketler siyasi tarihin sayfalarında yıkımlarla ve insanlığın acı öyküleri ile  tarihte yerini almıştır.

 

Bu haliyle mevcut anayasa teklifi   demokrasiden ve onun yerleşik kurumlarından vazgeçmek anlamını taşımakta  olup bu tasarının geri çekilerek tüm toplumun üzerinde anlaştığı, uzlaştığı bir anayasa hazırlamak daha doğru olacaktır.

 

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

ASKERİN SİYASETE MÜDAHALESİ
ÖZER ÖZCAN YAZDI

Haberi Oku