Gündem:
BAYKAL SOLA DÜŞMANDIR

Deniz Baykal siyasal yaşamının her döneminde sola, halka  karşıdır bu karşıtlığı zaman zaman düşmanlığa dönüşmüştür.

Deniz Baykal ile ilgili birkaç örnek yeterlidir aslında.

Örneğin Melih Gökçek’i Ankara’nın başına bela eden odur.

Aynı zamanda Recep Tayyip Erdoğan’ı İstanbul’un başına bela edenin de kendisi olduğu gibi.

SHP Sosyal Demokrat Halkçı Parti’den ayrılıp CHP’yi yakın kliğiyle tekrar kuran odur.

İki seçim üst üste baraj dışı kalmasına karşın SHP’nin oylarını bölen, İstanbul ve Ankara belediye başkanlıklarında Ankara’da SHP adayı Korel Göymen’in karşısına aday çıkartıp Göymen’in Melih Gökçek’e kaybetmesine sebep olan, İstanbul’da yine Zülfü Livaneli’nin karşısına aday çıkartıp Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanı olmasını sağlayan da odur.

 

Ankara 1994 seçimleri bu örnek için yeterlidir.

 

Refah Partisi Melih Gökçek   393 bin 623

SHP Korel Göymen                 387 bin 152

CHP Ali Dinçer                          30 bin  082

Sol oylar toplam                     417 bin 234

 

 

Bilindiği gibi o gün, bugün Melih Gökçek’i Ankara’nın başından uzaklaştırabilmek mümkün olamamıştır.

 

Ardından Karayalçın’ı ikna ederek SHP- CHP birleşmesinde kendisinden yaklaşık 4 kere büyük olan SHP’yi ve Genel Başkanı Karayalçın’ı yutmuş, sosyal demokratlar CHP’de politikaya devam etmişlerdir.

Oysaki SHP içinde bütün milliyetlerden yurttaşların olduğu sola ve devrimcilere, işçilere açık bir kitle partisiydi.

Eylül zindanlarından çıkan devrimcilerin SHP’de politika yapmalarının sebebi buydu. Kürtlerle HEP ile ittifakı ilk kez SHP yapmıştı. Partide alevi, sünni ayrımı yoktu.

 

Baykal CHP’de birleşme olduktan sonra partide inanılmaz bir Kürt ve alevi kıyımı başlatmakla işe koyuldu.

Partiyi merkez ve şoven bir çizgiye çekti.

Genel başkanlık yarışını Baykal’a kaptıran Karayalçın CHP’den ayrılarak SHP’yi tekrar kurdu ise de artık iş işten geçmişti.

Sol ve sosyal demokrat kökenliler birer ikişer CHP’den istifa etmeye başladılar. Ama orada da yapılacak bir şey kalmamıştı.

 

Artık Baykal CHP’de yalnız kalmıştı. Parti tüzüğünü değiştirmekle işe başladı.  Genel başkan olarak Baykal’ın karşısında aday olabilmenin önü kesildi. Kurulan delege ağalığı sistemi ile de Baykal’ın izni olmadan değil parti meclisi üyeliği kurultay delegesi bile olunamıyordu.

CHP 1995 seçimlerinde barajı gece 03.00 de ancak geçebildi. Barajı geçebilmesinin gece genelkurmayın müdahalesi ile olduğu hep söylenegeldi.

Bir sonraki seçimlerde CHP baraj altında kaldı, ama ne gam CHP Baykal’ın elindeydi o yeterdi ona.

Sonra Türkiye’de sosyal demokratlar DSP’ye yöneldilerse de Ecevit de değişmişti hem de çok.

Orada da kendilerine yer açamadılar.

CHP sonraki dönemlerde hiçbir zaman iktidar alternatifi olamadı.

Zaten Baykal’ın da böyle bir derdi yoktu.

O sabah kalksın uzun uzun sabah sporunu yapsın, süslensin CHP genel merkezinde bir iki temas yapsın önüne gelen raporlara baksın falan filan.

BAYKAL RTE’NİN TUTSAĞIDIR

Baykal’ın sola verdiği zararlar bununla da sınırlı değildir.

Tayyip Erdoğan’ın siyaseten yasaklı olduğu yıllarda 2002-3 RTE parlamentoya girememiştir, A.Gül AKP’nin başındadır.

O yıllarda RTE ile Baykal Çengelköy’de bir balıkçıda akşam yemeğinde buluşurlar.

Restoran bu buluşma için kapatılmıştır. Garsonlar bile özel seçilmiştir.

O yemekten sonra Baykal CHP MYK’ yı toplar RTE’nin parlamentoya girmesi gereğini ortaya atar. MYK toplantısına katılan üyeleri azarlayarak görüşünü kabul ettirir. Parlamentoda Siirt seçimlerinin yenilenmesine karar verilir. RTE parlamentoya girer ve ülkenin başından bir daha da gidesi yoktur.

İddia göre o malum seks kasetini o gece Baykal lokantada izlemiştir.

RTE o kaseti Baykal’a izlettirmiş, onu kendine tutsak etmiştir.

Gizli buluşmayı daha sonra Milliyet Gazetesinde Zülfü Livaneli yazmış, Yalçın Küçük’te konunun ayrıntısına girmiştir.

İşte Yalçın Küçük’ün son kitabı Çıkış’tan ilgili bölüm.

 

Erdoğan’ın, pornografik olduğu söylenen bu kaseti, ilk kez internetlerde gördüğü iddiası gerçek dışıdır. Erdoğan, müstehcen olduğu iddia edilen bu kaseti, Çengelköy’deki yemekte, bizzat kendisi, masaya koymuş olmalıdır. Baykal’ın bir şok geçirmesi doğaldır ve sonra ortak planlar yaptıklarını anlıyoruz. Huzuru buldular. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmaması, anayasa ve seçim kanunu değiştirilerek önce milletvekili ve arkasından başbakan yapılması, Çankaya’ya türbanın sokulmaması ve Baykal’ın cumhurbaşkanı seçilmesi, belli başlı anlaşma noktalarıdırlar…
“Hem anayasa değişikliğine ve hem de bir ilde seçim yenilenmesine, Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ve Danıştay Başkanı Nuri Alan şiddetle itiraz ettiler. Ayrıca, bir ilde seçim yenilenirse, buna, yalnızca, aynı seçime daha önce katılmış olanlar girebiliyordu; Erdoğan daha önce hiçbir seçime girmemişti, imkansızdır. Baykal, imkân yaratıyordu ve biz, tutsak düştüğünü bilmiyorduk…
“Baykal’ın (2007) seçime girmediğini görüyordum. Miting yapmıyordu, Doğu’yu, Kürt illerini, tümüyle terk etmiş haldeydi ve ben tutsak düştüğünü bilmiyordum, Çengelköy yemeğinden habersizdik ve saf bir çocuk halimle, seçimlere girmesi için çığırıp duruyordum. Seçim sath-ı mailinde, Cenevre’ye, sekreteriyle, tatile gidiyordu. Esirmiş, haber vermiyordu. Bunun yerine, partiyi de CHP, esarete sürüklüyordu, çok acıdır. Neden mi, tabii tutsak düşmüş insan halidir, ancak, o tarihte, 2002 sonu veya 2003 başı, bir istifa ile kurtulabilirdi. Yapmadı, kendisini ve cumhuriyetin kurucu partisini esir verdi…” Çıkış Yalçın Küçük

 

Hafta başında RTE Deniz Baykal buluşmasını duyunca doğrusu hiç şaşırmadım.

İlgili kitaplara tekrar gözden geçirdim.

Bu görüşmenin de Çengelköy akşam yemeği gibi uzun süre bir giz olarak kalacağını tahmin ediyorum.

Görüşmenin Baykal’ın TBMM Başkanlığı ile alakası olmadığını anlayabiliyorum.

2.5 saatlik görüşmenin sonunda Baykal’ın ben ulak değilim diyerek Kılıçdaroğlu’na mesaj iletmesi de hayli ilginç geldi bana.

 

Burada esas olan bence şu,

Baykal’ı birçok yurttaş bilir, Bolu’ya ziyaretinde Hasan Haydaroğlu’da yüzüne karşı bunları ifade etti.

Kendisini buradan tekraren tebrik ediyorum.

Ancak CHP ön seçimin de Antalyalı delege hala Baykal’ı nasıl ve neden Ankara’ya gönderir onu bilemiyorum.

Siyaseten mevta olması gereken bu şahsın hala Türkiye üzerinde gölgesinin olmasına hayret ediyorum.

Anlayamadığım bu.

Türkiye’de parlamenter siyasete yönelik umutsuzluğumun artması bu yüzdendir.

Medya14.net’in genç yazarı Aygün Benli önceki yazılarından birinde Lenin’in bir sözünden alıntı yapmıştı.

“Parlamento burjuvazinin ahırıdır”

Gerçekten doğru galiba…

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

LOZAN ANTLAŞMASININ 94. YILDÖNÜMÜ

Haberi Oku