Gündem:
'BİRİKTİRİP DURMAYIN BOŞUNA” DEDİ MECZUP, 'DÜNYANIN CEBİ DELİK '
 “Tarihte ilk kez bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip ‘Burası benimdir’ diyen

ve buna inanacak kadar saf olan insanlar bulabilen ilk insan, uygar toplumun ilk kurucusu oldu.

O zaman biri çıkıp, çitleri söküp atacak ya da hendeği dolduracak, sonra da insanlara ‘Sakın dinlemeyin bu sahtekârı.

Meyveler herkesindir. Toprak hiç kimsenin değildir. Ve bunu unutursanız mahvolursunuz’ diye haykırsaydı,

işte o adam, insan türünü, nice suçlardan, nice savaşlardan, nice cinayetlerden kurtaracaktı."

 

Evet gerçekten de bunu söyleyebilen bir insan çıksaydı, belki bu güzelim dünya bu kadar kana ve acıya bulanmış olmayacaktı.

Rousseau bunları bundan yaklaşık 200 yıl önce düşünüp yazdığına göre; sanırım o dönem de çok karanlık günlerdi, tıpkı bugünler gibi.

“Toplum Sözleşmesini “ kaleme alan Rousseau insanların bir takım yazılı sözleşmeler ile aralarındaki toplumsal sorunların çözülemeyeceğini anlamış olmalı ki;

arkasından Emile ya da Eğitim Üzerine kitabını yazarak,

sadece ama sadece eğitimle insanların düzelebileceğine ve toplumsal sorunların bu yolla giderilebileceğine kanaat getirmiş.

 

Günümüz dünyasında insanlar kapitalist sistem tarafından yőnlendirilmekte, gerçekte ne istediğini bilmemekte ve hiçbir şeyden tatmin olmamaktalar.

En çok nesneye sahip olduğunda, en az mutlu oluyorlar daha da tuhafı!

Sahip oldukça, tükettikçe aslında kendisini de tükettiğinin farkında bile olamayacak kadar kendilerine yabancılar.

 

Bin bir problemle boğuştuğumuz ülkemizde bile 60 olan AVM sayısı son 10 yılda yaklaşık 7 kat artmış ve 400 olmuş..

Ayranımız yok içmeye… hesabı.

 

Meta fetişizmi sonucu insan, yanılsamalar üzerine kurulu bir dünyada yaşıyor.

Kapitalist toplumdaki üretim süreçleri ve iş bölümü nedeniyle insan kendi faaliyetinin ürünü olan şeylerin kölesi haline geliyor;

teknoloji karşısında değersizleşiyor..

Ve İnsan, meta fetişizmine kurban gidiyor Karl Marx’ın deyişiyle.

 

Ortalama bir adam hesap yapması gerektiğinde on parmağından fazlasına ihtiyaç duymaz.

Eğer olağanüstü bir durum olursa belki on ayak parmağına da ihtiyaç duyar, ötesi fazlalıktır.

En büyük eksiğimiz; Sadelik, sadelik, sadelik!

İnsanoğlu, uygar yaşamın çalkantılı denizinin ortasında, bulutlar, fırtınalar ve bataklık kumları arasında, bin bir tehlike içinde yaşamak mı zorunda?

 

Dün gitti, bugün tez canlı, yarın malum..

Hayatta kalmak ve başarıya ulaşmak için rotayı doğru belirlemek ve olabildiğince sadeleşmek yeterli olmaz mı?

 

IQ su yüksek olanlar ilimle-bilimle uğraşsın  elbette. Eğitim şart.

Bu gezegende her kesin başarılı olmasına ihtiyaç yok..

“Bu gezegenin acilen adalet ve barış kurucularına ihtiyacı var!"

Sevgi ve merhamete ihtiyacı var..

Kardeşliğe, paylaşmaya ihtiyacı var.

 

Yaşamaktan soğumamak için tek çare, daha güzel bir dünya hayal etmek;

O dünyayı özlemek ve o dünya için “ne yapabilirim?” i düşünmek.

 

Mesela, tek tipleştirmek yerine (tek millet, tek devlet, tek din vs.) tüm farklılıkları kucaklayarak

ve tüm farklılıkların bir arada olmasının zenginliğini ve avantajını yaşayarak ve sadeleşerek hareket edemez miyiz?

Tıpkı doğadaki gibi…

 

“Herkes birgün Dünyalı olmalı”

Benim sloganım bu!

 

Kapitalizmi tarihsel yolculuğumuzda  artık ve nihayet geride bırakarak,

yolumuza yeni bir yöntem ve söylemle devam edemez miyiz?  Mesela?

İnsanlık için acilen bir devrim gerekiyor.. Bunun için geç kalma hakkı ve lüksü yok kimsenin!..

Çünkü; artık farklılıklarımızla bir arada barış içinde yaşamayı başaramazsak (Dünyalı olamazsak) top yekün yok olabiliriz.

 

21. yüz yılda “insan olmak “niye bu kadar zor olsun ki?

Hele ülkemizde?

Her daim öteki, mütemadiyen beriki olmak..

Bir türlü kendimiz olamamak..

Her harekete, her söze gardiyan olmak…hep eleştiren ama hiç çözemeyen olmak…

Kendimize yabancılaşmak, topluma azalmak, yalnızlığımıza çoğalmak…

Ayrışmak, ayrışmak…zerrelerimize kadar ayrıştırılmak…

Korkmak, nefretle yatıp, kinle kalkmak…bir güzel söze hasret kalmak…

Bu topraklar bu kadar kısır mı?

Böylesine tohumsuz, bereketsiz, böylesine akıldan noksan mı bu topraklar?

Dünyanın en güzel coğrafyasında; alabildiğine fakiriz, demokratikleşemiyoruz,

birbirimizle kavgalıyız, gelişemiyoruz, düşüncemizi söylemekten aciziz..

İnandığımızı ya da inanmadığımızı açıkça yaşayamıyoruz.

 

Geri kalmış ülkelerin hepsi böyle..

Kapitalizmin pençesinde; açlık, hastalık, cehalet ve işsizlik gibi sorunların yanı sıra;

yeterli gıda, temiz içme suyu ile eğitim, sağlık ve çağdaş enerji hizmetlerinden yoksun yaşıyorlar.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünya nüfusunun yarısı, günde 2 dolardan az bir parayla geçinmeye çalışıyor.

 

Mevcut durumdan rahatsızlık duyup, alternatif yaşam biçimleri geliştirmeye çalışanlardan biri olmak,

global düşünmek; insanlık, adalet ve barış mücadelesinde “ben de varım “diyebilmek bir seçim değil,

hayatta kalabilmek için bir zorunluluk artık.

 

Bütün bu sorunların üstesinden “Dünya Vatandaşlığı “ kavramını geliştirerek çıkabiliriz.

Irkları değil İNSANLIĞI yücelterek, sınırlara gerek duyulmaksızın..

 

Kimse doğanın sahibi değil ,küçük bir parçası!..Doğanın bize ihtiyacı yok ,bizim ona ihtiyacımız var.

Tabii eğer yaşamak istiyorsak.

 

Aklı başında her insan “DÜNYALI yeni bir bakış açısına “ sahip olmalı ve bunu çevresine entegre etmeli;

her birimizin büyük insanlık ailesinin birer ferdi olduğumuzu anlatmalıyız.

 

Devletleri çıkarlarda ve cinayetlerde ortak bir çetenin yönettiğini,

başka bir dünyanın mümkün olabileceğini,

insanlıktan çıkmış küçük bir grubun doymaz hırsları adına cinayet işleyen devletleri BİRLİK olursak geriletebileceğimizi,

onları halklara hesap veren, şeffaf güdük birer emir erlerine dönüştürebileceğimizi anlatmalıyız ve bunu her gün,

yaşamın her alanında ve anında yapmalıyız.

 

Kutsallaştırılmış figürlerin gölgesinde kalmış ve kendi öz zekasının farkında olmayan,

değişimi lanetleyen bir kitle dünyaya barış getiremez, mevcut sistemin asalaklari ise zaten savaştan besleniyor.

 

Bilhassa ülkemizde müfredat üzerinden dayatılan tüm gerici, faşist eğitim içeriğine rağmen;

son 15 yılda iktidarın yarattığı en az 50 yıllık kaybın tahribatının daha da artmaması için

akıl ve vicdan sahibi öğretmenlerimize çok büyük iş düşüyor..Sorumlulukları ağırdır.

Geleceğimiz olan çocukları, “birbirlerinin seçimlerine saygılı, sorgulayan birer dünya insanı “ olarak yetiştirmek gerekiyor..

Ve elbette anneler babalar, dayılar, halalar, amcalar, teyzeler, abiler, ablalar.

Lütfen seyirci kalmayın! Başka bir kurtuluş yok, başka bir kurtarıcı yok.

 

"Beklenen ONLAR sizlersiniz!!!!"

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

ASKERİN SİYASETE MÜDAHALESİ
ÖZER ÖZCAN YAZDI

Haberi Oku