Gündem:
BOLU HALKI FAY ZONLARI ÜZERİNDE YAŞIYOR

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği(TMMOB), Jeoloji Mühendisleri Odası(JMO) Bolu'da bulunan fay zonlarına ilişkin basın açıklaması yaptı.

JMO Yönetim Kurulu tarafından hazırlanıp JMO Bolu İl Temsilcisi Atilla Yılmaz tarafından bildirilen, “Fay Yasası” ile ilgili açıklamada şunlara değinildi:

1-Deprem hasarı sarsıntı etkisinin yanı sıra, bu etki ile tetiklenen sıvılaşma, heyelan, kaya düşmesi gibi zemin davranışları, tsunami ve diri fay boyunca oluşan hareketin yer yüzeyinde düşeyde ve/veya yatayda meydana getirdiği kırık, yer değiştirme, kayma, sıkışma, çökme gibi deformasyonları kapsar. Bu deformasyon alanı “Yüzey Faylanması Tehlike Kuşağı” olarak tanımlanır.

Yüzey faylanması tehlike kuşağı içinde yer alan yapılar, hem fayın hareket mekanizmasına bağlı olarak (fay türüne bağlı) düşeyde veya yatayda meydana gelen deformasyonlardan, hem de sarsıntı etkisi ile yıkıma uğrarken, faydan uzak mesafede yer alan yapılar ise sarsıntı etkisi ile yıkılmaktadır. Bu nedenle gelecekte yüzey kırılmasıyla sonuçlanabilecek ve üzerindeki tüm yapılarda yoğun hasar yaratabilecek yüzey faylanması tehlikesine karşı geçerliği kanıtlanmış bilimsel kurallara dayanan değerlendirmelerin yapılması ve risk azaltıcı önlemlerin önceden alınması gereklidir.

Yaşadığımız deprem deneyimlerinden belli bir büyüklüğün üzerindeki depremlerde yüzey faylanması tehlike zonlarında yer alan bina ve yapıların hasar görmeden ayakta kalması olanağının bulunmadığı bilinmektedir. Depremler sonucu fay deformasyon alanlarının dışında meydana gelen yıkım ve hasarların büyük bölümünün aslında imara açılmaması gereken zayıf dayanımlı, suya doygun milli servet niteliğindeki ovalar ve tarım alanları üzerinde meydana geldiği, bununla birlikte jeolojik zemin profili, zemin jeoteknik dayanımları ve deprem yükleri altındaki tepkileri doğru tahkik edilmeyen diğer yapı alanlarındaki zeminlerle uyumsuz yapılaşmadan kaynaklandığının da elbette farkındayız. Ancak yüzey faylanmasının yerleşim alanları için çok daha farklı bir nedene dayanan açık bir tehlike ve risk faktörü olduğunun da farkındayız.  Yoksa iddia edildiği gibi ne deprem gerçeği ve risklerini yüzey faylanmasına indirgemek ve onunla sınırlı tutmak, ne de “yüzey kırıkları tespit edilemiyorsa deprem riskinin olmadığını varsaymak” söz konusudur.

Yüzey faylanması ülke depremselliğinin bir parçasıdır, depremin yarattığı tüm tehlike kaynaklarına karşı bütünsel bir bakış açısıyla mücadele edilebilir. Bu bakış açısının her zaman en büyük savunucusu, doğaldır ki deprem araştırmaları mesleki derinliğinin bir parçası olan Jeoloji Mühendisliği ve onun meslek örgütü Jeoloji Mühendisleri Odasıdır.

2- “Fay yasası” olarak bilinen teklifin temel hedefi, yüzeyde görülen ve aktif olan fayların her iki tarafına oluşturulacak “sakınım bandı içinde” kalan alanda bina ve bina türü yapılaşmaya sınırlama getirilerek yerleşim yerlerindeki afet riskinin, can ve mal kaybının azaltılarak afetlere karşı dayanıklılığın artırılması sürecine katkı vermektir.

Odamızın yaptığı tespitlere göre şu anda 18 kent, 80’ni aşkın ilçe ve 502 köydeki 100.000’in üzerinde bina, 600.000’den fazla insanımız “yüzey faylanması tehlike zonu” üzerinde yaşamaktadır.

Yüzey faylanmasına karşı sakınım bandı oluşturulması ve yapılaşmaya kısıtlama getirilmesi önerimiz, 50 yıldır ABD, 30 yılı aşkın süredir 27 Avrupa Birliği ülkesi, Japonya, Yeni Zelanda, Tayvan gibi ülkemizle benzer biçimde topraklarında diri fay barındıran birçok ülkede uygulanmaktadır. Bu olgunun ulusal mevzuatımıza kazandırılması ile ülkemiz insanı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi taşkın, heyelan, çığ ve kaya düşmesi tehlikelerinin yanı sıra yüzey faylanması tehlikesine karşı da korunan güvenli ve sağlıklı alanlarda yaşama hakkına bir adım daha atmış olacaktır. Başta meslek odaları olmak üzere konuyla ilgili çalışmalarda bulunan kişi ve kurumların ülkemiz yerleşimleri ve bu yerleşimlerdeki yurttaşlar için bu korumayı sağlayacak mekanizmalara duyarsız kalmaması, kendi mesleki derinliği içerisinde bu amaçla öneri ve yaklaşımlar geliştirmesi kamusal bir sorumluluktur.

Belirtilen jeolojik riskli alanlarda yaşayan insanlarımızın yaşam hakkını savunmak buna yönelik girişimlerde bulunmak doğrudan kamu yararına ilişkin bir faaliyet olup, toplumsal ve mesleki sorumluluğumuzun bir gereğidir.  Gerçeği sessiz kalmayarak dile getiren Odamızın önerisine karşı çıkarak, fay zonları ile heyelanlı alanlar, çığ ve kaya düşme tehlikesi bulunan alanlar veya taşkın alanları gibi riskli alanlarda yaşamanın güvenli olduğunu söylemek, bunca can kaybına rağmen bu alanlarda yapılaşmayı önermek mi kamu yararınadır?

3-Çevre ve Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere ilgili Bakanlıkların bu konuda günümüze kadar yaptıkları düzenlemeler, toplumun ihtiyaçlarını afet risklerini önceleyen, zarar azaltıcı bir bakış açısı ile karşılamak yerine, imar, afet, planlama, yapı üretim ve denetim, kentsel dönüşüm, çevre, orman, tabiat varlıklarını koruma gibi kanunlarda yaptıkları değişiklikler kentlerimizi doğa kaynaklı afetlere karşı korumasız bırakmış, her depremde veya taşkında daha fazla insanımızı kaybeder hale getirmiştir.

1999 depremlerinden bu yana bilinen diri faylar üzerindeki yerler Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından herhangi bir yasa ve yönetmeliğe ya da bilimsel kritere dayanılmaksızın “Önlemli Alan” İlan edilmekte ve yerleşime kapatılmaktadır. Önerilen Fay Yasası ile bu uygulamanın yasa ve yönetmelik çerçevesinde ve bilimsel kriterlere uyumu sağlanacak, 20 yıldır süregelen keyfi uygulamalar ve çözüm bekleyen bir sorun giderilecektir. 

Önerilen düzenleme ile belirli büyüklükte deprem üreten fayların tektonik deformasyon zonu da tehlike kaynağı olarak görülecek ve buna ilişkin düzenlemeler yapılarak ülke insanının uğrayacağı can kayıplar azaltılacaktır. Bu nedenle de buna ilişkin yeni bir yasal değişikliğin yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

4-Odamız tarafından yapılan 08.09.2020 tarihli  “FAY YASASINA “EVET” ANCAK..” başlıklı basın açıklamasında kısaca “FAY YASASI” olarak tanımlamakla birlikte, deprem, heyelan, çığ düşmesi ve sel gibi doğa kaynaklı olayların afete dönüşmemesi için yapılaşmaya getirilecek kısıtlamaları kapsayan ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlere Dair Kanun’da değişikliği içeren önerimizin ilgili bazı kanunlarda asgari düzeyde değişiklikleri beraberinde getirmediği sürece başarıya ulaşma şansının bulunmadığı da özellikle vurgulanmıştır.

JMO ise çözüm önerilerini şu şekilde sıraladı:

  • 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlere Dair Kanun “afet öncesi, sırası ve sonrası” yapılacak iş ve işlemlere açıklık getirecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. Yine kanunun ikinci maddesi “yapılacak özel jeolojik araştırmalar sonucunda” aktif olduğu ve yüzey faylanması tehlikesi yaratma potansiyeli olduğu tespit edilen fay hatları ve zonları üstüne yapı yapılamayacağı mutlaka vurgulanmalı, ayrıca “DSİ Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanacak taşkın tehlike ve risk haritalarına göre taşkın riski yüksek olan alanlar ile heyelan, çığ ve kaya düşmesi tehlikesi ile karşı karşıya bulunan alanların yapılaşmaya açılmayacağı” şeklinde düzenlenmelidir.
  • 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5. Maddesindeki “mekânsal strateji planı” tanımı içine, “sağlık ve afet politikaları” kavramı da alınarak  madde “…..ekonomik, sosyal, sağlık, çevre ve afet politikaları…” şeklinde yeniden düzenlenmeli, yine 8. maddeye  ek fıkra  düzenlemesi yapılarak “ 7269 sayılı yasaya göre afet riski bulunan alanlar “ imar planlarına işlenmeli ve imar planları kapsamı içinde yapılaşmaya açılmayacağı” vurgulanmalı ve 22. maddesine yapılacak revizyonla “ruhsat vermeye yetkili belediye ve valiliklerin” 7269 sayılı yasaya göre “afet riskli alanlar içinde bulunan parsellere yapı ruhsatı verilmez” şeklinde bir düzenlemeye gidilmelidir.
  • 4708 sayılı Yapı Denetimi Kanunun 3. Maddesinde düzenleme yapılarak, binaların oturduğu zeminler için yapılacak jeolojik araştırmaların “yerinde denetimi esas alacak şekilde kontrol ve denetim hizmetlerinin yürütüleceği” açıkça belirtilmeli, ayrıca söz konusu kanuna bir madde ilavesi ile aktif fay zonları, dere yatakları, taşkın, heyelan,  kaya ve çığ düşmesi sınırları içinde yer alan  alanlar içinde yapılacak olası yapıların proje müellifliğini veya fenni mesuliyetini üstelenen mühendis ve mimarlara yönelik caydırıcı işlemlerin tesis edileceğini” belirtir düzenleme yapılmalıdır.
  • Aktif fay zonlarının üstü, dere yatakları, taşkın, heyelan, çığ ve kaya düşmesi tehlikesi alan sınırları içinde kalan yapılar öncelikle 6306 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun” kapsamına alınarak kamusal bir anlayışla kentsel dönüşüm çalışmaları hızlandırılmalı, ancak afet riskli alanlar içinde bina veya konutu bulunan vatandaşlarımızın mağdur edilmemesi için uygun alanlarda barınma ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanacağı çözüm önerileri geliştirilmelidir.
  • Dere yataklarının doğal akışının değiştirilmesine, kesitlerinin daraltılmasına, moloz ve çöp döküm alanı, yol ve altyapı tesisi amaçlı kullanımına son verilmeli, bu kapsamda DSİ Genel Müdürlüğünce yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
  • 5393 sayılı Belediye Kanunu ile 5213 sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanununda değişiklik yapılarak, aktif fay hatlarının üstü, dere yatakları, taşkın alanları, heyelan çığ veya kaya düşmesi tehlikesi yaşanacak alanların yeşil alan kullanımı dışında, hiçbir amaçla kullanılmayacağı, bu alanları farklı amaçla kullanıma açanlara yönelik idari ve cezai yaptırımların uygulanacağına yönelik düzenlemeler yapılmadır.

Açıklamada ayrıca, "Dün olduğu gibi bugün ve gelecekte depremlere karşı gerekli koruma önlemleri alınarak ülkemiz yerleşimlerinin gelecekteki deprem risklerinden korunması ve ortaya çıkacak zararların azaltılması için mesleki derinliğimizin, bilimin ve kamu yararının yanı sıra TMMOB’nin ilkeleri ve dayanışma ruhu ile mücadelemize devam edeceğiz." denildi.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122

İMO:ŞANTİYE ŞEFLİĞİ TÜRKİYE'DE...
Can güvenliği için asli bir çalışma alanı olan şantiye şefliğinin, Türkiye’de ilgili her kurum ve...

Haberi Oku