Gündem:
BU KARANLIKTA BİZ…

Umutsuzluğun umudundayım

Karanlığın ışığında

Öyle derin, öyle yoğun

Uçurumların doruğundayım.

Varsın bir yanıt bulmasın sorularım;

Yalnızca soru sormaya

Bile razıyım…

 

Ahmet Erhan

Elektrik kesintileri ile karanlığa gömülmek değil, siyasi rejimin karanlığına gömülmek asıl felaket. Cenazesi taşlanan, bu topraklarda yeri yok denilen insanların olduğu toplum siyasalbirkâbusa doğru hızla sürükleniyor. Az da olsa bir insanlık kırıntısı kaldı mı diye sormak ne haddimize! “Vatan hainlerinin bu topraklarda yeri olamaz!” mealinde feveran ederken, yedi ceddimizin ne kadar kadim, ne kadar zengin bir kültüre, hoş(t)görü geleneğine sahip olduğundan bahsetmek ne kadar inandırıcı? Bilmem, siz inandınız mı bu müsamereye? Müsamerede en çok kullanılan terkip de şu: Ecdat-millet-mukaddesat.  Amasya’da özçekim yapan şehzade heykelini görünce terkibin mahiyetinin fena halde post-modern olduğunu anlıyoruz. Allah ecdadımızı post-modern zehirlerden korusun!

“Seçimden önce düğmeye bastılar” hezeyanı, her seçimde çıkartılır karşımıza; bu nasıl bir düğmedir ki, yıllardır basılıyor bir kere bile arıza vermedi; kesinlikle yerli malı değil yani! Savcı Mehmet Kiraz cinayetinden hemen sonra Bolu’da bir lisede dağıtılan bildiri, düğmeye basmanın sonuçlarını gözler önüne seriyor. Bildirilerde Berkin Elvan’ın fotoğrafının altında aynen şunlar yazıyor;

Bu terörist mi lan ekmek almaya giden, yoksa o yürekli adam M.S. Kiraz mı? Öleceksiniz şerefsizler! Sana destek verenden de, o kırılmaya mahkûm çekicinden de, sosyalizmden de hesap sorulacak. Ağzını açanın, vatanını sevmeyenin canı alınacak, hiçbir yerde barındırılmayacak

Daha ne kadar karanlık olsun ki? HDP’nin parti binalarına bombalı saldırılar oluyor ve insanlar “iyi ki ölümler olmadı” diye şükrediyorlar. Parti genel başkanının evi basılıyor, uyuşturucu kaçakçılığı ihbarı yapıldığı gerekçesiyle, “pardon yanlış adres verilmiş” deniliyor. Ne bu şimdi Ferhan Şensoy oyunu mu? Hazin! Bob Dylan’dan çarpıtarak mı söylesek ne yapsak: Karanlık ne kadar karanlık olmalı ki biz ona karanlık diyebilelim? “Karanlığın dibi” mi? Ya da  “zifiri karanlık” mı? Gelecek nesiller ilerde bugünleri Attila İlhanvari “O Karanlıkta Biz” diye yazacaklar, tabii yazacak insan kalırsa…

Eğitim emekçisi Halil Serkan Öz, bir valinin, kılık kıyafetinden dolayı kendisine hakaret etmesi üzerine yapılan protesto eyleminde kötüleşerek yaşamını yitiriyor. Babası Kemal Öz yitirdiği oğlunun arkasından konuşmaya devam eden valiye hitaben şunları söylemiş;

“Ne diyeyim. Oğluma doyamadım. Siz söyleyin Yalova Valisi’ne oğlum öldü. Rahat olsun artık. Anarşist oğlum öldü, rahat etsin. Öğretmenden anarşist olur mu rahat etsin. Bu dünya ona da kalmaz. Aynen böyle söyleyin ona. İçim yanıyor”

Köy Enstitülerinin aydınlığından geldiğimiz karanlığa bakın; “düştüğümüz yer öyle açık öyle seçik ki…” (helal sana Can baba)

Kartopu cinayetinde Nuh Köklü’nün kaybı daha tazeyken, daha yakınlarda Bahadır Grammeşin arkadaşlarıyla yürürken, sokakta kendilerine laf atan bir grubun bıçaklı saldırısıyla katledildi. İki olayda da ortak bir yan var. Yanlarında kadınlar olan “kızlı-erkekli” bu gruplara halkımızın nefreti dikkat çekici. Devlet bunları “adli” vaka saysa da fevkalade siyasi bir hal bu. Misal Haziran İsyanında eli palalılar ne kadar “adli” ise bu olaylar da o kadar adli yani. Velhasıl yıllar öncesinde Hrant Dink cinayeti bizim için nasıl bir karanlıksa, bugün yaşadıklarımız öyle bir karanlık. Ezilenler cephesinde değişen bir şey yok.

Bugüne kadar devletin karanlığı hiç dinmemiş ki! 1994 senesinde DEP milletvekillerini Meclis-i Mebusan’ın kapısında ensesinden kaptığı gibi gözaltına alan karanlık ne ise o yaşadıklarımız (bu sahne merhum Orhan Doğan’la hatırlanır hep). Tertibin ve de terkibin değişmesi “devlet aklı”nı değiştirmiyor efendim. Şiddet aynı şiddet, şefkat aynı şefkat: Vur paternalizmin dibine! Şimdi misal bu metal işçilerinin haklarını lütfedip devlet baba mı verecek? Pek tabii burjuvaziden izin aldığı takdirde, gıdım gıdım koklatarak belki. İşveren sendikası (işverenin sendikası olur mu demeyim sakın, bir dönem başkanlığını yapan Turgut Özal “netekim”), sapsarı işçi sendikası ile saman altından anlaşıp, sektördeki diğer işçileri tufaya getirince, kızılca kıyamet kopuyor. Bu kıyamet diğer fabrikalara şehr-i Bursa’yı aşıp Kocaeli’ne kadar memleketin sanayi hinterlandına hızla yayılıyor seçim arifesinde. İşverenin ağzı hep aynı; Kenan Evren öldü, ruhu bunların içine kaçmış “netekim”:

“Bilinmelidir ki imzalanan grup toplu iş sözleşmelerinde herhangi bir değişiklik yapılamayacağı hususu MESS Genel Kurulu tarafından da teyit edilmiştir. Oyak Renault’taki yasadışı eylemin de bir an önce sona erdirilerek, çalışanlarımızı sağduyu ile hareket etmeye, işlerine sahip çıkmaya, işyerlerine ve milli ekonomiye zarar veren yasadışı eylemlere derhal son vermeye davet ediyoruz”

“Millî” çıkarlar gayet iyi bir icat; hani aspirin ve penisilin her şeyde kullanılır ya, bunlar da renkliler için leke çıkarıcı olarak her şeyde “milli” hususları kullanıyorlar. Daha önce bu milli mesele için yine metal işçilerinin grevi ertelenmemiş miydi? Bakın ne kullanışlı bir icat.

Vatandaşın devletle müsabakası basit bir gol meselesi değil elbette. Soma’da, Bursa’da, İstanbul’da, Gebze’de, Kocaeli’nde, yani memleketin dört bir yanında cereyan eden şey, basbayağı sınıf kavgası canım. Seçim kampanyaları dahilindeki asgari ücret orta oyununun temelinde de bu yatmakta. Efendim asgari ücret artarsa aman diyeyim sanayicimiz hemen hastalanır, alimallah yataklara düşer, kahrolur: “Lütfen rica ediyorum bu konuyu kapatalım, bir girişimci olarak moralim fena halde bozuluyor”.

Emekçinin, öğrencinin, emeklinin bilumum ezilenin devletten hesap sorması bu memlekette tersten işliyor maalesef. Hak ve hürriyet mücadelesi, vatandaşın devletten değil de, devletin vatandaştan hesap sorması mantığına dayanmakta. Bir nevi suçsuzluk ispatı gibi. Şöyle izah edelim; vatandaş devletine karşı suç işlemediğini, onu hiçbir surette rencide etmediğini ispatlamakla mesuldür. Ne kadar demokratik! Bu sebeple ki, cümle ezilen mahlûkat devlet karşısında müsabakaya hep yenik başlıyor. Vatandaş bu müsabakada nedense hep gol yiyor, gol atması ne mümkün. Devletin şiddetinden de hikmetinden de sual olunur mu ayol! Adı üstünde “hikmet-i hükümet”.

Bir de latife gibi bir olay var, okuyalım. Muktedir partinin bir milletvekili adayı Siirt’te temaslarda bulunuyor, esnafla hoş beş edeyim derken, esnaf bir takım sorularla adayımızı fena sıkıştırıyor. Mealen diyor ki esnaf “Kobani düştü düşecek diyordunuz, bunu nasıl açıklıyorsunuz, şimdi?” (elbette merakından soruyor, katiyen kötü bir niyeti yok yani). Adayımız aynen şu cevabı veriyor: “Kobani düştü düşecek derken Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği çok net bir şey vardı. Amerikalılara dedi ki, ‘Siz müdahale ediyorsunuz havadan yetmiyor, yetmiyor. Düştü düşecek Kobani’ diyor, bu manada söylüyor.”Tabiatıyla acılarla yıllarca yoğurulmuş bölge insanı bunu yemiyor; peş peşe sıralıyor soruları, Roboski’nin failleri, MİT tırlarındaki silahlar vs. yüzüne yüzüne boca ediyor. Ama muktedir bununla yılmıyor, zeytinyağı gibi su üstünde. Enfes dimi? İşte ben muktedirin bu aklına hayranım; fevkalade portatif ve de çok afedersiniz pragmatik! Tak çıkar istediğin yere götür oraya monte et. Her koşula ve ortama muazzam uyum kapasitesine sahip.

Bir başka mevzuya zıplayalım şimdi. Kadına yönelik şiddet, cinayet, suikast artık ne dersek diyelim, tüm bunların “normalleşmesi”, sıradan, günlük olaylar gibi düşünülmeye başlanmasında sizce bir gariplik yok mu? Bakın bir misal, Mutlu Kaya adlı gencecik bir kadın, Diyarbakır Ergani’de, bir ses yarışmasına katıldığı için başından vurularak ağır yaralanıyor. “Ee ne var bunda sıradan bir namus meselesi” denildiğinde, memleketin diğer Ortadoğu ülkelerinden farklı olduğunu düşünmemiz için herhangi bir nedenimiz olabilir mi?

Bu kesmedi mi başka bir misal verelim öyleyse. LGBTİ bireyler (bilmeyenler bir araştırsın), daha önce İstanbul Beyoğlu-İstiklal caddesinde yapılan “onur yürüyüşü”ne benzer bir eylemi, ayrımcılığa dikkat çekmek için Ankara’da gerçekleştiriyorlar(güzergâh Mülkiye’den, yani Cebeci’den Sakarya caddesine kadar). Bu haber hakkında içine Akit kaçmış “Milli görüş”, o bildik kadim üslubuyla konuşturuyor hünerini; “Lut kavmi gibi helak olacaksınız!” Onlara göre en büyük ahlaksızlık ve hatta hastalık olan eşcinsellikten yıkılan Sodom ve Gomora şehirleri gibi.

Benzer bir zihniyetin burjuva sürümü, üçüncü-havalimanı-köprü, kanal İstanbul projelerinde kuşların göç yolları açısından herhangi bir sıkıntı yaşanmayacağını beyan ediyor. Ama kazın ayağı hiç de öyle değil. Buzul çağından beri aynı rotayı izleyen bu hayvanatı bu yoldan vazgeçirmek neredeyse imkânsız. Ama ihaleyi almış holding patronları akla ziyan, ilme sığmaz bir öneride bulunuyorlar: Kuşları eğiterek göç yollarını değiştireceğiz! Muhakkak bildikleri, tesiri yüksek ikna yöntemleri mevcuttur. “Bak şimdi kuş kardeşim sana üç rota sunacağım ve her rota için ayrı kredi imkanları kullandıracağım” gibi mi? O zaman biz de kuşlar için de otoban, olmadı duble veya tercihli yol, akbil istiyoruz yani.

Ve son bir mevzu. Urfa’da mitingde konuşuyor bir siyasetçi, diyor ki “Urfa tevhidin kalesi, düşmez!” Ne etkili bir hitap, sanki cihat halinde muhterem, sanki Azrail’e aleykümselam diyerek Kudüs’ü müdafaa ediyor! Seçim kampanyalarının bünyeye bazı yan etkileri oluyor demek ki. Misal saray için söylenen bir söz var ki tadından yenmez: Aslan yattığı yerden belli olur! Ne güzel dimi? Bence bu tip ifadeler “milli irade” veya “biz nasıl süper bir milletiz be arkadaş” tarzı pekiştiriciler, vitamin gibi, topluma bol gaz, bol galeyan. Bütün bunların meşru olduğundan şüpheniz mi var yoksa? Tövbe estağfurullah!

Ah efendim, siz siz olun insana, örgütlü bilince, sımsıcak doğaya, pırıl pırıl gökyüzüne inanın, bütün bunlara kasteden herşeye de karşı durun.

Nazım’la bitirelim “ama umudu var büyük insanlığın/umutsuz yaşanmıyor”. İyi seçmeler.

Cengiz Ekiz Akademisyen AİBÜ-Bolu

 

Meraklısı İçin BağzıKaynaklar

Halil Serkan Öz Hakkında,

http://www.diken.com.tr/vali-ogretmelere-hitap-etti-dilenci-esekbasi-anarsist/

http://www.diken.com.tr/gecen-hafta-valinin-azarladigi-ogretmen-bugunku-saygi-yuruyusunde-rahatsizlanarak-hayatini-kaybetti/

http://www.diken.com.tr/yuruyuste-olen-ogretmenin-babasi-anarsist-oglum-oldu-vali-bey-rahat-etsin/

Berkin Elvan Bildirisi Hakkında

http://www.fotohbr.com/gundem/okulda-korkutan-tehtid-bildirileri-berkin-elvan-fotografina-h332.html

Selahattin Demirtaş’ın Hakkında

http://www.radikal.com.tr/politika/demirtas_polisin_evine_yaptigi_baskini_anlatti-1355559

İşçinin Haziran’ıHakkında

http://www.birgun.net/haber-detay/iscinin-haziran-i-81227.html

http://www.birgun.net/haber-detay/11-soruda-renault-direnisi-onlar-ne-istiyor-patron-ne-diyor-81240.html

http://www.birgun.net/haber-detay/gecikmis-isyanlar-81234.html

LGBTİYürüyüşü Hakkında

http://www.birgun.net/haber-detay/milli-gazete-den-lgbti-lere-lut-kavmi-gibi-helak-olacaksiniz-81268.html

http://www.imctv.com.tr/89153/2015/05/ankarada-onur-yuruyusu/

Metal İşçilerinin Direnişini Destekleyenler Hakkında

http://www.bianet.org/bianet/toplum/164640-akademisyenler-metal-iscileriyle-dayanismada

Mutlu Kaya Saldırısı Hakkında

http://www.birgun.net/haber-detay/mutlu-kaya-ya-yapilan-saldiriyla-ilgili-3-gozalti-daha-81269.html

http://www.gazetevatan.com/ses-yarismasina-katilan-mutlu-kaya-ya-evinde-silahli-saldiri--792097-yasam/

Yasin Aktay Açıklaması Hakkında

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/29036154.asp

Kuşların Göç Yolları Hakkında

http://www.birgun.net/haber-detay/kuslari-egitiriz-iddiasina-yanit-goc-yollari-degistirilemez-78548.html

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

BÜYÜK YÜRÜYÜŞ
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Büyük Yürüyüş 11. Gününde Bolu’da konakladı.

Haberi Oku