Gündem:
BÜTÜN İYİ DİLEKLERE KARŞIN 2017'DE YİNE KAN, YİNE ÖLÜM
 Sonunda olan oldu! Türkiye'nin yeni yılını daha ilk günde kana buladılar. Tetiği kim çekmiş olursa olsun, bu terörist saldırı Türkiye'yi Taliban karanlığına sürüklemeye ve Ortadoğu bataklığına çekmeye çalışanların yarattığı ortamın bir sonucudur.

Tablo vahim; İstanbul Ortaköy'deki bir eglence merkezinde yılbaşını kutlayan insanlara yapılan terörist saldırıda 15'i turist 39 kişi öldürüldü, 4'ü ağır 50'yi aşkın kişi de yaralandı. Ölü sayısı dahada artabilir.

Bu katliam, haftalardır yılbaşı kutlamalarını "kafirlik" diye yaftalayan siyasal islamcıların, Noel Baba maskotlarının başına silah dayayan dinci faşistlerin, laik bir ülkenin kurumu olduğunu unutan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yılbaşı kutlamalarını yasaklama amaçlı ve ancak bir Orçağ kafasının ürünü olabilecek açıklamalarının yarattığı ortamın ürünüdür.

Bu insanlık dışı tablonun siyasal sorumluluğu Cumhuriyeti yıkıp dinci faşizan bir düzen kurmaya çalışan, bu amaçla ulusun bütün ilerici değerlerine ve kazanımlarına saldıran AKP iktidarıdır. Dinci-faşizan iktidarın her türden aydınlanma ve modern yaşam değerini hedef alan "düşmanca" bir tutumu neredeyse "resmi" politika haline getiren zihniyet dünyasıdır.  

Ülkenin haline bakar mısınız? Diyanetten, Cüppeli Ahmet Hoca'ya, Alperen Ocakları adlıilkel dinci-faşist örgütten her türden gerici yapılanma ve tarikata kadar uzanan gerici cephenin kimi sözcüleri, insanlar yeni bir yıla girerken, bir umut tazelemek, bir iyimserlik rüzgarı solumak ya da o gün eğlenmek, evet sadece eğlenmek istedikleri için neredeyse “düşman” ya da “kafir” ilan edilmişti.

Bir devlet kurumu olan Diyanet, Cumhuriyetin laiklik ilkesi orada dururken yaptığı açıklama ile yılbaşı kutlamalarını “kültürümüze ait olmayan yabancı bir gelenek” ve “tüketim kışkırtıcılığı” diye yaftalayarak yasaklamaya kalkıştı.

 

Samimi ve tutarlı olsalar, ‘hadi tartışalım’ diyeceğiz, ama değiller. Kurulu düzen tüketimi kışkırtırken, “kültürümüze yabancı” Arap emirlikleri ve Suudi Krallığında israf artık ahlaksızlık boyutlarına ulaşırken gıkın çıkmayacak, insanlar yeni bir yılı eğlenerek karşıladığı için, “tüketim” ideolojisini eleştireceksin! Hadi ya!

Siz yolsuzluklar karşısında susun, toplumsal ve ulusal zenginliklerimizin yağmalanmasına ses çıkarmayın, hırsızlıklara göz yumun, tarikat yurtlarında çocuklarımız yanar, taciz edilir ve tecavüze uğrarken sessiz kalın; sonra da dönün yılbaşı kutlamaları Hristiyanlara özgü bir gelenek diye, dinsel gerekçelerle yasaklamaya çalışın!

Vicdanlarınız ve gözleriniz bu kadar mı bağlanıp karardı?

Allah aşkına, size ne! Kim neyi, nasıl kutlamak istiyorsa, bırakın kutlasın. Başkalarına zarar vermeden yeni yılı nasıl karşılamak istiyorsa, karşılasın. Nasıl eğlenmek istiyorsa, bırakın eğlensin!

Laik bir ülkede (anayasasında hala böyle yazıyor) ne hakkınız var insanların tercihlerine, yaşam tarzlarına müdahale etmeye? Söyler misiniz, ne hakkınız var? Siz değil misiniz yaşam tarzınıza müdahale ediliyor diye ortalığı yıkan? Bu nasıl bir takiye ve iki yüzlülüktür? Ahlak bunun neresinde, gösterir misiniz? 

Bu nasıl bir ilkelliktir? Bu nasıl bir karanlıktır? Bu ne amansız bir cehalettir? Artık bütün ulusun buna bir "dur" demesi gerekiyor. 

Bir folklorik motif haline gelmiş Noel Baba maskotlarına saldırma rezaleti nedir, söyler misiniz? Noel Baba kıyafetli kişilerin kafalarına silah dayamak ya da Noel Baba’ya yumruk atan ,“İnançlı Müslüman (!) afişleri” asmakla daha gelişmiş, demokratik, eşitlikçi bir refah toplumu olacağınızı mı sanıyorsunuz?

Yılbaşı kutlamalarının Hz. İsa’nın doğum günü ile bir ilgisinin olmadığı, bu konuda pis bir şark kurnazlığı yapıldığı da herkes tarafından biliniyor. Çünkü, Hz. İsa’nın doğumu 24 Aralık’tır ve Hristiyanlar o gün anma ayinleri yaparlar. Ayrıca İslam, Hz. İsa’yı peygamber olarak tanır ve kabul eder. 

Yılbaşı kutlamaları ise artık bütün insanlığa mal olmuş bir yıl dönümü etkinliğinden başka bir şey değildir.

Gerçek böyle olduğu halde, bu nasıl bir sahtekarlıktır?

Kaldı ki, bu ülkede çok sayıda Hristiyan yurttaşımız yaşamaktadır. Hristiyan Türkler var. Türkiye’de ve dünyanın başka yerlerinde yılbaşını kutlama alışkanlığı edinmiş milyonlarca Müslüman yaşıyor. Onları rencide etme hakkını nereden alıyorsunuz? Doğruyu ve gerçeği temsil ettiğinizi nereden çıkarıyorsunuz? Bu sadece sizin bir iddianızdan ibaret değil mi?

Laik bir ülkenin Diyanet İşleri’ni yürüten ve bütçesi bütün yurttaşların ödediği vergilerden oluşan bir kurumun böyle bir müdahalede bulunma hakkı var mı?

AKP iktidarının 14 yılda Türkiye’yi getirdiği yer, ne yazık ki, burasıdır. Türkiye, yılbaşı kutlaması yapmanın bile giderek büyük sorun haline geldiği, dahası güvenlik krizine dönüştüğü bir ülke haline geldi. Yılbaşı gecesi Türkiye'nin simge meydanlarından Taksim, anlamlı bir kalabalık sınf bu gidişe karşı koymak için gelse de büyük bölümü boştu.  

Farkında mısınız, insanlar kendi ülkelerinde gönül rahatlığıyla, huzur ve güvenlik içinde bir yılbaşı bile kutlayamıyor artık.

İşte dinin siyasallaşması, gericiliğin toplumsal yaşama el koymaya başlaması böyle bir şeydir. Bu su katılmamış bir yobazlıktır. Sadece “kutsal” olduğuna inandıkları bir dinleri var diye –ki o dinin sadece bir yorumudur- kendisi gibi yaşamayan ve düşünmeyen insanlara hakareti ve onların yaşam tarzlarına müdahale etmeyi hak görmektir. Totaliter ve faşizan bir zihniyettir.

Riya, ahlaksızlık, ikiyüzlülük, cehalet ve ilkellik karanlığında kıvranan Ortaçağ artığı İslam ülkelerinin insanlara dayattığı yaşam tarzı ortada. Bu kafa yapısı nedeniyle dünyada gelişmiş, kalkınmış, bilimde ve yaşam kalitesinde ilerlemiş tek bir İslam ülkesi bile yokken –ki en gelişmiş olanı Türkiye’ydi, onu da paçasından aşağıya çekiyorlar- kendinden menkul bir tarih ve kültür yorumuyla ülkeye el koymaya kalkışmanın akıl ve mantıkla bir ilgisi var mıdır?

Bir rejimin temelini tartışılamaz, eleştirilemez, sorgulanamaz ve itiraz edilemez kutsal ilkeler oluşturmaya başlamışsa; orada uygarlıktan, bilimden, demokrasiden ve özgürlüklerden söz edilemez.

Alman filozof Immanuel Kant, Fransız Devrimi’nden henüz 2 yıl sonra verdiği ünlü ‘Aydınlanma Konferansı’nda şunları söylüyordu:

“Aydınlanmanın temel noktasını, insanların bizzat kendilerinin sorumlu olduğu vesayet durumundan, özellikle din konularındaki vesayetten çıkmalarında görüyorum. Çünkü dini vesayet tüm vesayetlerin hem en zararlısı hem de en onur kırıcısıdır.”

Dini vesayete karşı mücadele en büyük kalkınma, özgürlük ve demokrasi kavgasıdır. Bu mücadele kazanılmadan çağımıza hiçbir kavga kazanılamaz.

Ama çaresi yok, bu kavgayı biz kazanacağız. Hiçbir güç bu ülkeyi aydınlanma yolundan çıkaramayacak. Belki toplum bir süre daha acı çekecek, ama geleceğini yeniden kazanacak.

Yazımızın başında da belirttik, terörist saldırıyı gerçekleştirenler kim olursa olsun, bu insanlık ve çağ dışı katliamın sorumluluğu ülkeyi taliban karanlığına taşımaya çalışanların üzerindedir.

Bu ülkede, kimseye zarar vermeden yılbaşını kutlamaya çalışan insanları katleden teröristleri "mücahit" sayan bir kesim bulunduğu ve bu zihniyetle esaslı bir şekilde mücadele edilmediği sürece, benzer başka saldırılar da olacaktır.

Artık buna dur demek gerekiyor. Bütün ulus ayağa kalkmalı ve bu gaflet uykusundan, bu akıl tutulmasından uyanmalıdı ve gericiliğe "dur" demelidir. Türkiye'nin karşı karşıya olduğu ikilem açıktır; ye ortaçağ karanlığı ve dinci dikta ya da aydınlanma ve özgürlük!

Keskin Kalem/abc

 

Anahtar Kelimeler
YılbaşıKanTerörölüm
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

ASKERİN SİYASETE MÜDAHALESİ
ÖZER ÖZCAN YAZDI

Haberi Oku