Gündem:
ÇAĞDAŞ TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÜRETİLMESİ-2
 Birinci bölümde, çağdaş Türk kültürünün üretilmesini engelleyen ulusal ve uluslararası etkenlerin varlığına, Modüler Eğitim Modeli ile dinci gerici eğitimin aynı değirmene su taşıyarak güzel sanatların ve eğitiminin uygulama ayaklarının kırılmasına yönelik saldırılarına kısa bir tarihçe vererek değinmiştik. Devam edelim.

Osmanlı’da, birbirine zıt üç farklı eğitim yapılanması vardı: 1- Medrese gelenekli Sıbyan Mektepleri 2- Çağdaş eğitim vermeye çalışan Tanzimat Okulları 3- Hıristiyan misyonerliğine kucak açan Yabancı Okullar.

Osmanlı’nın üç başlı eğitim modelinin karmaşasını beğenmeyerek eleştirirken, bugüneğitimin çok başlı hale dönüştürüldüğünü görüyoruz, yaşıyoruz. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ve TBMM’nin ısrarla üzerinde durarak gerçekleştirdiği ÜÇ DEVRİM YASASI’ndan birisi olan Eğitim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) Yasası, çağdaş Türk kimliğinin ve kültürünün geliştirilmesi için olmazsa olmaz şartlardan birisiydi. Fakat, Eğitim Birliği,  1946’da Köy Enstitüleri’nin kapatılması ve 1947’de Amerikan emperyalizmi ile yapılan FulbrightAnlaşmasından bugüne parçalanmaya ve çok başlı hale getirilmeye çalışılmıştır.

İlerleyen bölümlerimizde bu çok başlılığı örneklerle detaylandırarak açıklamaya çalışacağım.

Cami eğitimi ile okul eğitimi arasındaki çift başlılığa ve verdikleri eğitim farklılığına dikkat çekmek için 1968’de, 10 yaşımda, ilkokul dördüncü sınıfta yaşadığım bir olayı anlatarak başlayayım:

İlkokul Müdürümüz ile bir İlköğretim Müfettişi sınıfımıza girdi. Dersimiz Sosyal Bilgiler.

İlköğretim Müfettişi sınıfa dönerek Sosyal Bilgiler Dersinden tarih sorusu sordu:

-Çocuklar, Türkler ne zaman Müslüman oldu?

Öğretmenimiz, derslere, ünitelere, konulara, sınıfa egemen, kendine güvenen ve öğrencilerine güven veren, çok iyi, tek kelimeyle muhteşem bir öğretmen.­Öğretmenimizin, bu soruyu kolayca yanıtlayacağımızdan emin biçimde sınıfa bakışını hiç unutamam.

2-3 öğrenci dışında hepimiz parmak kaldırdık. Önden üçüncü sırada olmama rağmen birinci sıradaki öğrencilerin üzerinden, müfettişin gözüne parmağımı sokarcasına ileri atılıyordum. Benim bu istekli halimin farkında olan müfettiş bana söz vermek zorunda kaldı!

-Türkler, GaluBela’danberi Müslümandır öğretmenim, diye yanıt verdim.

Müfettiş, şaşırdı kaldı. Sinirle dönüp bir öğretmenime bir ilkokul müdürüme baktı. Tekrar bana dönüp şaşkınlıkla ve sinirle, ne olup olmadığını bilmediğini hissettirircesine ve nereden çıktı bu yanıt dercesine tekrar sordu;

-Galu bela ne demek? Evladım!

-‘Galu bela’  demek ‘ElestübiRabbikum’ demek öğretmenim.

Müfettiş iyice şaşırdı, sinirlendi, ne söyleyeceğini ve benim söylediğimi nasıl tekrarlayacağını, sanırım, bilmediği için;

-Bu söylediğin ne demek?! Oğlum

-Biz Türkler, Adem babamızla Havva anamızın yer yüzüne indiği günden bugüne Müslümanız elhamdülillah! Demek öğretmenim, diye yanıtlayınca müfettiş iyice sinirlendi, öğretmenime ve ilkokul müdürüme döndü ve sert sert bakıp,

-Haydi, başöğretmen odasına! Diyerek önden çıktı.

Ardından öğretmenim ve başöğretmenimiz yani kendisi de amcam olan ilkokul müdürümüz üzgün ve şaşkın biçimde müfettişin ardından çıkarkenilkokul müdürümüz, bana dönerek, müfettişin de duyacağı biçimde;

-Mahmut, başöğretmen odasının kapsının tam önüne gel ve bekle, dedi.

Beni tembihler biçimde el sallayarak sınıftan çıktı.

Sınıf, suspus kalakalmıştı. Önde oturan birkaç arkadaşımın şaşkın bakışlarını üzerimde hissettim. Fakat, ben ne olduğunun hala farkında değildim.

Başöğretmen kapısının tam önünde, üç beş dakika beklemiştim ki kapı sertçe açıldı. Başöğretmenim, müfettişin duyacağı biçimde ve “sakin ol çocuğum” dercesine bir yumuşaklıkla,

-Gel hadi, bak Mahmut, müfettiş öğretmenimizin “Türkler ne zaman Müslüman oldu? Sorusuna, camide ya da evde öğrendiğin biçimde değil, okulda, öğretmeninin sosyal bilgiler dersinde öğrettiği biçimde yanıt ver, müfettiş öğretmenimiz bu yanıtı duymak istiyor, dedi.

Başöğretmenin odasına girer girmez, tatar kadınlarının en güzeli olarak gördüğüm, çok sevdiğim canım öğretmenimin güzel yüzünü, üzgün ve kızarmış halde görünce, işte, ancak o zaman anlayabildim, müfettişin niçin sinirlendiğini? Arkadaşlarımın şaşkınlığını!

Tarihi çok seviyordum ve Türklerin nasıl Müslüman oldukları konusunuda çok iyi biliyordum. Bağırarak, hızla ve kararlı biçimde, şiir okur gibi, Türklerin 751 yılında Talas savaşı ile Müslüman olduklarını açıklayıp detaylara da girmek üzere iken İlköğretim Müfettişi;

-Tamam oğlum, yeter yeter, sınıfına gidebilirsin, dedi.

Uzun yıllar sonra öğretmenim bu olayı anneme anlatmış. Annemden öğrendim ki, okul dışında öğrendiğim bilgilerle İlköğretim Müfettişi’ne verdiğim yanıtlar yüzünden, suçsuz günahsızöğretmenimi neredeyse soruşturma geçirecek hale düşürmüşüm.Bu vicdan azabını hala yaşar ve üzülürüm.

Bu yaşadığım olaydan hareketle, şimdi deneyimli bir Resim-İş Öğretmeni olarak, annelere, babalara, velilere, müfettişlere ve öğretmen arkadaşlarıma yönelik özel bir parantez açmak zorundayım: Çocuk, sınıfta öğretmenin öğrettiği ve herkesin bildiği genel geçer bilgiden farklı bir bilgiye erişmişse,arkadaşlarından üstün, farklı ve özel olduğunu düşünür. Ders dışında öğrendiği bilgiye diğer arkadaşları sahip olmadığı içinkendisine olan güvenle,özellikle ve öncelikle ders dışında öğrendiği bilgiyi gururla sergilemeye çalışır. Hemen ceza yöntemine başvurulmamalıdır. Bu davranışın “Çocuktan al haberi” halk deyimiyle örtüştüğünü de söyleyebiliriz.

Çağdaş Türk kültürünü üretmek için, Cami eğitimi ile okul eğitimi arasındaki çift başlılığa, inanç ve bilim çatışmasına izin vermemeliyiz.

Bu bölümü, kuduz aşısını bulduğu için Sultan II. Abdülhamit’in 10 bin frank ve Mecidiye Nişanı ile ödüllendirdiği ve kendisi de katı dindar bir hıristiyan olan Fransız bilim insanı, mikrobiyolojinin kurucusuLouis Pasteur’ün ünlü sözüyle tamamlayalım:

“Laboratuvarıma girmeden önce, inançlarımı ve terliklerimi laboratuvarımın eşiğinde bırakırım”.

 

 

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

ÖNÜNÜZDE SAYGI İLE EĞİLİRİM
CHP Gençlik Kolları Başkanı Tahsin Mert Karagöz öğretmenler gününü kutladı.

Haberi Oku