Gündem:
ÇANAKKALE

 

Zordur Çanakkale için bir şeyler yazmak...Çok zordur. Çünkü o kadar yazılmış çizilmiş vardır ki ne deyeceğini bilemezsin. Hemen hepsi söylenmiştir …Dolayısı ile  söylenecek her şey propagandadan öte gidemez gibidir…Ama bir tarih sever  ve Çanakkale ile ilgili yazılmış türkçe  kitapların hemen hemen  tamamını  okumuş biri olarak birkaç kelam etmeliyim…

 

Anzak erlerinden (doğrudan alıntı değil aktarımdır). : “ Öyle ceset kokuyor ki konservelerimizi yerken öğürecek gibi oluyoruz”

 

Bir mektuptan aktarım: “ İnsan ölüleri tepecikler oluşturuyor, fakat cesetleri teşhis etmek mümkün değil zira  üzerleri bir siyah zift ile örtülü. Bunların kara sinekler olduğunu sonradan anlıyoruz…”

 

Çanakkale ile ilgili son okuduğum kitap Yaşar Aksan’a ait. Oradan bir pasaj, gene yazılan bir mektuptan.  “Siperlerin önünde yüzlerce binlerce ölü vardı. Muharebe boyunca zaten aç olan askerlerin mideleri, kan ve et kokusu ile alt üst oluyordu…”

 

Yine bir hatırattan: “ Komutanım bu gece ki kaybımız on binin üzerinde saymaya zaman yetmiyor ama  kümeleyerek sayıyorlar…” Oysa o gecedeki kayıp on beş bin…

 

Bu ve benzeri mektup pasajları ve  hatırat o kadar çok ki  ve bu delillerden yola çıkarak bütün dünya Çanakkale deniz ve kara savaşlarını son yüzyılın en muazzam direnişlerinden biri olarak tarihe not düşüyor.

 

Ve savaşla ilgili gene; Galatasaray Lisesi, Mühendishane, ve mezun veremeyen taşra liseleri, on dörtlük çocuklar, 57. alay …Bunlar savaşa dair can yakan göz dolduran acı izler… Ateşkeslerde birbirine cigara,  konserve, ekmek atan muharipler…Bunlar ise savaşın bile adam gibi yapılabileceğinin, bir hukukunun olduğunun en güzel örnekleri…

 

Savaşın çıktıları çok…Mustafa Kemal’in askeri dehasından tutun da  Rusya’da Ekim Devrimi’nin gerçekleşmesine olan katkıya kadar.Gerçi postmodern  neoliberal züppe takımı “Ekim Devrimi  ile Çanakkale Savaşı  ne alaka” falan türünden laflar ettilerse de gerek Brest Litovsky barışı (Hukuken kağıt üzerinde kalsa da Osmanlı’nın toprak kazandığı son antlaşmadır) gerekse ulusal kurtuluş savaşında Karadeniz Limanlarına Lenin tarafından  gönderilen sandıklarca altın ,silah ve mühimmat bu konuyu aydınlatan önemli kanıtlardır…

 

Emperyalist  birinci paylaşım savaşının  nedenleri arasında Anadoluda’ki yer altı kaynakları ve  Mezopotamya petrollerinin hasta adamın elinden alınmasının da  yer aldığı dillendirilir…Çanakkale de bu savaşın cephelerinden biridir. Kesinlikle doğrudur. Aslında Osmanlı’nın vakumlanacak bir hammadde  kaynağına dönüşeceğinin ilk göstergesi 1865 yılında Almanların Berlin’den Bağdat’a döşemeyi hedefledikleri demiryolu hattıdır. Ha  şunu diyebilirsiniz “Almanlar savaşta bizim yanımızdaydı”…Hayır Almanlar 1871 de siyasal birliklerini anca tamamladıktan sonra tıpkı Anglosaksonlar gibi gözlerini Orta Doğu’ya dikmişlerdi. O kadar demiryolunu Osmanlı’nın ulaşım problemini çözmek için yaptıklarını herhalde kimse idea edemez.

 

 

Uygarlık tarihinde efsaneleşmiş  savaşlar vardır. İşte Kadeş savaşı, Talas Seferi vs…. İkinci dünya savaşında bir Leningrad ve  Stalingrad  savunmaları  vardır ki dillere destan…Nazım’ın bir Türk Komutanı olan Mustafa Sungurbay’ı anlattığı şiiri vardır mesela o savunmalara ilşkin……Çanakkale Savaşları da bu ve benzeri savaşların  en önemlilerindendir.Savunma savaşı olmasının ötesinde “Antiemperyalist” bir ruhun ete kemiğe bürünmüş halidir.Hem de öyle bürünmek ki, etin kemiğin bu denli yiğitçe harcandığının hakkını veren bir İngiliz devlet adamı   düşman karargahında şu ifadeyi kullanmak  zorunda kalmıştır: “ Lord hazretleri Türkler ölmeyi iyi biliyor ,Çanakkale geçilmez”…Tespit doğru ama eksik …Kuşkusuz orada ölenler sadece biz  Türkler değildi…

Gelelim bizim zamanlara…

Bütün bu yaşananlar bilindiği halde  ben dahil “solcular” ve “sol” Çanakkale Savaşlarını  sırf milliyetçi yaftası yememek adına  dillendirmekten epey imtina etmişizdir. Çarpıcı bir örnek  on yıllar önce Ruhi Su’nun  kasedinde Çanakkale Türküsü okuduğu için eleştirildiğini bilirim. Meseleyi daha önce birilerinin sahiplenmesi bizim de sahiplenmeyeceğimiz anlamına gelmese de böyle olmuştur maalesef…

 

Ters taraftan bakınca da mesela  16 Mart Halepçe katliamında ölen Kürt’ler için Saddam kuklaları yakıp protestolar yaparken Çanakkale’de kaç Kürt , Laz, Çerkes ve Türk’ün  birbiriyle  omuz omuza öldüğünün  derdine düşmemişizdir.Sanırım yenile aklımız başa geliyor ve sosyal paylaşım sitelerinde Kürt dostlarımızın Çanakkale  Şehitliğinde  yatan Şırnak, Diyarbakır, Mardin doğumlu “Memet” lerin mezar taşlarınının fotoğraflarını  paylaşmalarıyla  ayıkıp kendimize geliyoruz.

 

Lafı epey uzattım …Soru sormak güzeldir. Bence aşağıdaki soruya doğru  yanıt bulursak Çanakkale Savaşlarını doğru yere koyarız…

 

“Çanakkale muharebelerinin sahibi kim?”

 

 

Mehmet V. Reşat veya Abdülhamit midir,  Mustafa Kemal mi?

 

Saray ve avanesi ile  daha sonrasında da  manda ve  himayeyi savunanlar  mıdır  yoksa sadece mezar taşlarını görebildiğimiz Memet mi?

 

1950 ‘lerde Marshall ve Truman doktrinlerinin Türkiye’deki mümessili olan toprak ağası  iktidar sahipleri midir , yoksa o yıllarda  Güneydoğudaki maraba mı?

 

12 Mart’ta şapkasını alıp gidenler midir  yoksa Mahir’ler, Deniz’ler, Sinan’lar mı?

 

12 Eylül’ün Amerikan uşağı “Bizim Çocuklar” mıdır  yoksa Necdet Adalı ve Erdal Eren mi?

 

Gemicik hesapları yapanlar mıdır yoksa  Ali İsmail Korkmaz’lar Ethem Sarısülükler mi?... Mesele budur…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Anahtar Kelimeler
ZAFERÇANAKKALE
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

GÖLCÜK’TEN ELİNİ ÇEK!
CHP Merkez İlçe Örgütü ve demokratik kuruluşlar Baroevi’nde Gölcük Tabiat Parkı için toplandı.

Haberi Oku