Gündem:
ERCAN MACİT/ DENEME

Ercan Macit adlı okurumuz kısa hikâyeler yazıyor. Bu hikâyelerden de bir roman oluşturmayı hedeflediğini telefonda açıkladı. Kendisinin ilk denemesini paylaşıyoruz. Hikaye 12 Eylül öncesine ait.

Haberleşme için mesaj defterimizden yararlanabilirsiniz…

*******

Yurda geç kalmışlardı.

Denizden esen nemli soğuk rüzgâr iliklerini kadar işlemişti.

Mehmet hızlı yürümesini işaret etti eli ile Kemale.

Bu saatlerde yurda dönmek oldukça riskliydi.

Yurda giden en kestirme yolu seçmişlerdi, ama aynı zamanda da en tehlikelisini.

Mehmet dişlerinin takırdamasına bir anlam veremiyor, İstanbul’un soğuğuna kızıyordu için için.

Çukurbostan’a vardıkları zaman adımları yavaşladı ister istemez.

Yurda birkaç yüz metre kalmıştı nasıl olsa.

Gevşemişti dikkatleri.

Çukurbostan’a baktılar ikisi de.

Mahallenin gençleri amatörler toprak tozlu sahada maç yaparlardı hafta sonları.

Biraz durdular seyrettiler boş sahayı.

--Şuraya bir inemedik dedi Kemal, seyretmek için bile olsa.

--Temizlik imandandır Kemal, çevre temizliği olmadıkça bize buralar haram.

Ama bu gidişle de işimiz zor. Çemberi daralttılar bu civarda iyiden iyiye bir biz kaldık buralarda herkes terk etti.

Baksana apartmanların dairelerine çürük diş gibi boşluklar var.

Çukurbostan’ı enine yarıladıkları vakit uzaklardan bir yerlerden akşam ezanı sesi geliyordu kulaklarına belli belirsiz.

Bir de yaşlı bir kadın elinden tutmuş torunu olsa gerek küçük bir kız çocuğu ile evine dönüyordu, belki misafirlikten belki çarşıdan.

Ne gereksiz şeyler geliyor insanın kafasına diye düşündü Mehmet “sana ne nerden dönüyorsa dönsün”

Yaşlı kadının yanında beliren Anadol taksi tedirgin etmedi önce Mehmet’i, aslında ara sokaklarda rastladıkları taksi ya da insanlara dikkat ederlerdi ister istemez.

Bu kadar sokulamazlar, hem kadın ve çocukta var sokağı yarılayan, yadırgamadı arabayı.

-Yat yere komutu ile irkildi Kema’lin , panikledi, şaşırdı.

Malzeme yoktu üstünde, malzeme derlerdi tabancaya nedense.

Anadol’dan inen üç kişi ve silah sesleri hemen aynı anda patladı.

Park halinde olan bir başka taksiyi siper eden Kemal’i fark etti, yakından gelen silah seslerinden ise Kemal’in karşılık verdiğini.

Savunmasızdı.

Can havli ile saklanacak bir yer bakındı.

Beyninde uçuşan düşünceler, böyle bir anda insanoğlunun aynı anda birçok şeyi düşünebilmesinin ne kadar garip bir şey olduğunu bile düşündü.

Kemal’e bakmayı bile ihmal etmedi, helal olsun dedi kendi kendine daha yeni başlamıştı Kemal Hukuk Fakültesine, doğru düzgün tanımıyordu, kaçıp kurtulsa yurt yüz metre mesafede değimliydi?

Adamlar dört koldan yaylım ateşine devam ediyorlardı,

Kendini en yakındaki apartmanın giriş kapısına atabilmişti.

Hata ettiğini anlamıştı, olay yerini terk etmeli idi.

Kurşunlar apartman giriş kapısının kalın camını tuz buz ediyor, küçük cam tanelerinin yüzüne çarptığını hissettikçe mermilerin çok yakından geçtiğini kavrıyordu.

Bu sefer postu deldirdiğine inanmışken Kemal’in hadi fırla sözü ile bir an duraladı.

Fırla, koş…

Kurşun sesleri  sanki uzaklaşmıştı.

Apartman kapısı artık isabet almıyordu.

Açılıp kapanan kapı sesleri duydu, çocuk bağrışmaları…

Yaralandım mı acaba?

İçindeki ses ile hesaplaşıyordu bir yandan.

“Ne ödlekmişsin sen ya, bak Kemal’e, bu yıl başladı okula.

Hem seni kurtardı, hem saldırıyı püskürttü.

İyi ama ben de malzeme yoktu ki ne yapsaydım.

Tamamda daha iyi bir yere saklanabilirdin, burada kabak gibi adamlara hedef oldun.

Aklına her şey geliyor da madem bu çatışma anlarında niye panikliyorsun.

Haksızlık etme, bu akşam saldırı beklemiyorduk, hem yurda bu kadar sokulacaklarını tahmin edemezdim.

Olsun sen daha ileri bir kadrosun, sen böyle anlarda bu şekil davranırsan nasıl önder olacaksın.

Ya amma büyüttün ha, insanlık hali bana korkak diyemezsin, sana bunu ispatlayacağım”

Sert kemikli bir elin kendini sarstığını hissetti.

Kemaldi bu.

Hadi gidelim dedi usulca, şok geçirdiğini anlamıştı arkadaşı…

Silah sesleri uzaklaşmıştı.

Anadol taksi geri geri gidiyor, içindekiler bir yandan da havaya kurşun sıkmaya devam ediyorlardı.

Bir çırpıda yurda geldiler.

Nöbetçiler sokağın yarısına kadar gelmişlerdi.

Muzaffer, Niyazi ve Saffet…

Kemal, “tamam” dedi gittiler.

Muzaffer “yaralandınız mı?”diye sordu.

Yok, temiz dedi Kemal, ucuz atlattık.

Arkadaşları bu saate kalmamalıydınız, ne bu tedbirsizlik, böyle mi konuşmuştuk toplantıda…

Eleştiriler başlamıştı gene.

Kemal, Mehmet’i göstererek susturdu onları.

Yurda geldiler.

Kapıda Hacı karşıladı onları.

Elinde horozu kalkık 14’lüsü…

Çok gözü pek bir adam bu Hacı diye düşündü Mehmet.

Yurdun temel direği...

Civarda çatışmalar olağandı.

Ayrıntısını çok merak etmedi arkadaşlar, nasıl olsa ölü, yaralı yoktu.

Tel zaatar derdik bu yurda.

Lübnan iç savaşında kuşatma altında kalan, kahramanca direnen Filistin kampı Tel zaatar,

Tel Zaatar Arapçada “kekik dağı” anlamına gelirdi, Hacıya sorardık anladık orası “kekik dağı”, burası ne dağı?

Tel Zaatar bir direniş sembolü idi.

El-Fetih ve FHKC kadrolarının denetiminde olan.

Kahramanca direnmişlerdi Siyonist saldırılara,

“Yaşasın Tel Zaatar direnişimiz” sloganları o sene dört iklim, yedi tepe bütün Türkiye’yi dolaşmıştı.

Kaldığımız bu yurt Tel Zaatar diye anılırdı.

Aslında bir yurt olmaktan öte, bir mevzi idi bizim açımızdan terk edilmemesi gereken bir mevzi.

Paylaşılan sokaklar, öğrenim özgürlüğünü, can güvenliğini yok eden faşistler ve faşizme karşı  direnme kararını hayatın içinde bütün alanlarda uygulama kararlığında olan sol güçler.

Aslında ülke sathında ilan edilmemiş bir iç savaş koşulları yaşanıyordu ve siyasal kararlığını soldan yana koymuş olanlar için ise bu iç savaşı kabullenmekten başka bir seçenek yoktu.

Çatışmadan çıktıkları için Mehmet ve Kemal’e herhangi bir görev düşmemişti o akşam.

Odalarına geldiler, “uyumak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir yurt gibi kardeşçesine” dedi ve apar topar uykuya daldı Kemal.

İlginç bir çocuk bu Kemal diye düşündü Mehmet.

Tam bir kadro, aslında saflarda süratle yükselen kendisine silah verilmekte acele davranılan bu tipleri dikkatle takip ederdi.

Ama bugünkü pratikte tam anlamı ile bir cesaret örneği sergilemişti Kemal.

Gene kendi kendine kızmaya başladı.

“O kadar eyleme girdin çıktın, bir altına kaçırmadığın kaldı apartman boşluğunda yakıştı mı sana dünkü çocuğun yanında

Ne yapacaktım sanki çıkıp göğsümü siper mi edecektim kurşunlara.

Gene kendinde kabahat, neden silahını Erdoğangillere verdin.

Tel Zaatar’a geliyorsun ve silahsız üstelik”

Uykuya çok uzak hissediyordu kendisini.

Bir sigara yaktı.

Bafra içerdi, başladı mı peş peşe.

Yurdun bu tarafı Çapa’ya bakardı, nispeten güvenli idi.

Semtte her zaman olduğu gibi sessizlik hâkimdi.

İstanbul’un kalabalık bir semti ve sessizlik...

Beyazıt bölge komitesi toplantısında bu yurdun sorunlarını tekrar gündeme getirecekti.

Tamam direnelim terk edelim demiyorum ancak tedbirleri artırmalıyız yurda geliş gidiş bölgelerinde, komik duruma düşme diye tavır koydu içindeki diğeri şimdiye kadar bu konuda tartışma açmadın, iki kurşun yiyince tedbirden bahsediyorsun derlerse ne diyeceksin?

O da doğru ama bak pisipisine gidiyorduk,

Ya sen hakikaten manyaklaşmaya başladın sanki her gün kenarda köşede öldürülenler ölümü hak ediyorlar. Maçan yemiyorsa al voltanı git, daha fazla mücadele kızışmadan daha üst görevler almadan.

Böyle konuşma çok kaba ve acımasız davranıyorsun bana karşı, ne demek ayrıl biz bu ise baş koyduk oğlum, öyle bir iki pata küteye papuç bırakacak adamıyız?

Hem geçen öyle demiyordun, Edebiyat fakültesindeki çatışmada.

Hergele meydanı diyorlar hani, o büyük salonda.

Faşistleri nasıl nallamıştım, av hayvanı gibi.

Tamam dedi tamam içindeki öteki o zaman şunu düşün bu işler nereye varacak, devlet bu çatışmalara daha ne kadar izin verecek,

Ne izini oğlum artık sus lütfen sen de uyu bak Kemal ne rahat uyuyor sen de kendini uyuştur, düşünmeye ihtiyacım var.

Bir karara vardı içindeki öteki ile ulu orta konuşmayacaktı.

Bu seni yolundan döndürmek istiyor.

Bırak bastır ikinci benliğini.

O rahat bir burjuva hayatı düşlüyor, aklı sıra fakülteyi bitirecek sonra rahat bir iş okuldaki Nilgün’ü de alırsın nede olsa güzel kız, babası da zengin her halde geçen forumda konuşurken nasıl yakaladın kızın gözlerini üstünde.

Geç bunları, senin teorik seviyen yetersiz yoksa bu içindeki küçük burjuva eğilimleri dakika başı hortlamaz.

Otur da elindeki kitabı bitir.

Doğru ya dedi, yurtta ışık yanan bir oda bulayım da şu kitaba biraz takılayım.

Merdivenleri bile tedirginlikle iniyordu.

Kapkara gece, merdivenlerde neden gölge oyunları yapıyor ki diye tasalandı ama öteki hala uyanıktı.

Nedeni mi kimi odalardan sızan ışığın farkında değimlisin , yoksa hala apartman boşluğunda mısın?

Aldırmadı bu sefer içinden gelen sese, artık yorumlarını ve sorularını yanıtsız bırakmaya kararlı idi içinde ki küçük burjuva kimliğin.

Boş bulduğu güvenli bir odaya girdi.

Giap’ın kitabı vardı elinde okuması gereken.

Halk Savaşının Askeri Sanatı

Vietnam Halk Ordusunun Genelkurmay Başkanı idi Vo Giap.

Türkiye devriminde de zorunlu bir duraktı Halk savaşı.

Sürecin gelip dayanacağı nokta kaçınılmaz olarak Halk savaşı idi.

                              -5-

Fransız, İngiliz ve en son ABD emperyalizmine karşı verilen ulusal kurtuluş savaşının muzaffer komutanı Giap’ın kitabı okunması gereken kitapların içinde sadece bu açıdan özel bir yere sahipti.

Giap kitabında Marksizm ve Leninizm’de silahlı mücadele diye ayrı bir mücadele biçimi yoktur diyordu.

İktidar mücadelesinde politikanın silahlarla sürdürüldüğü bir dönemi vardır, bu konuda yanılsamalara düşülmemesi gerekir.

Bu tespitin ülkemize de uyarlanması lazım diye düşündü, öyle ya çevremizde her meseleye namlu ucundan bakan örgütlenmeler var.

Bu ise zaman zaman devrimcileri halkla bile karşı karşıya düşüren sonuçlara yol açıyor, bunu dernekte yapacağımız ilk toplantıda dile getirmeliyim dedi kendi kendine.

Sessizlik hakimdi yurda gene, aşağıda nöbetçilerin arada bir öksürüklerinden başka bir ses gelmiyordu.

Hepimiz çok sigara içiyoruz, nasıl Halk savaşı vereceğiz, gerilla mücadelesi vereceğiz soruları aklına geliyor, ama nasıl olsa daha uzun zaman var bu işlere düşüncesi ile bir Bafra sigarası daha yakıyordu.

Oda havasız ve küf kokuyordu, güvenli odaların sıkıntısı da  buydu.

Bir an akşamki çatışma gözlerinin önene geldi, hala kendini sorgulamak niyetinde değildi ancak yine de düşünmeden edemiyordu.

Mutlaka başka bir çatışmada bunu telafi edecekti, kendine güveninin tekrar gelmesi için bu şarttı.

Nasıl olsa bu kuşatma varken çatışma da eksik olmazdı.

Ne kadar zaman okudu, ne kadar okudu, okuduklarını anlayabiliyor muydu bunları sorgulayacak durumda bile değildi.

Ağır ğır gözleri kapandı….

                                                 ***

Çok uzun süre uyumuş gibi hissetti kendini uyandığında.

Bir süre nerede olduğunu hatırlamaya çalıştı, bu aralar üst üste iki geceyi aynı mekanda geçirdiği zaman yok gibiydi.

Niğde yurdunda idi, dün bir çatışmadan daha geçmişti.

Küf kokan battaniyenin altına gizlendi tekrar, uyanmak istemiyordu sanki.

  

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
K. B. 5 ay önce

merhaba, ilginç bir öykü, yazarı ile tanışmak isterdim.
k.b

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner123
banner122

"Arılar varsa ,yarınlar var"

Haberi Oku