Gündem:
HAZİRAN'DA ÖLMEK ZOR!
 Yazımın başlığı ünlü şairimiz Hasan Hüseyin’in (KORKMAZGİL) bir şiir’inin başlığı. Şair 1976 yılında yazdığı bu şiir için; 1963’te yaşananları ben, ancak böyle dökebildim 1976’da şiire. 13 yılda özümsemişim o olayları, 13 yıl sonra “damıtabilmişim” diyor.

2017 yılı haziran ayında ne yazabilirim diye düşünürken bu şiir aklıma geldi ve tümüyle yeniden okudum. Her okuyuşumda olduğu gibi yeni bir haz, yeni bir heyecan duydum.

Sonra, Haziran ayı içinde anma günleri ve yaşanan olaylar neler diye düşündüm. Bir dizi anma günleri çıktı ortaya. Bunların içinde belli başlarını sıralarsak, Gezi direnişinin yıl dönümü, Dünya Çevre Günü, Dünya Sinemalar Günü, Ev Emekçileri Günü, Çölleşmeyle Mücadele Günü, Babalar Günü, Dünya Mülteciler Günü, Onur Haftası, (20-26 Haziran), Şeker Bayramı (25-27 Haziran) ve 3 Haziran ünlü şairimiz Nazım Hikmet’in 54’üncü ölüm yıldönümü.

Tüm bu günlere ilişkin şairimizi bir şiirde özümseyip damıtarak yazmam elbette mümkün değil; ben bunların içinde yazımın sınırları içinde günümüzde yaşadığımız sorunların önceliği çerçevesinde çevreyle ilgili ve Nazım Hikmet’le ilgili bir şeyler yazmaya çalışacağım.

Türkiye 5 Haziran Dünya Çevre Gününe ülkenin tüm doğal varlıklarının yağmalandığı ve ranta açıldığı bir ortamda giriyor. Daha önce yasalar ve uluslar arası sözleşmelerle korunan doğal SİT alanları, orman alanları, sulak alanlar, tarım alanı, meralar ve benzeri yerler. HES, termik santral, nükleer santral, taş ve maden ocağı gibi her türlü sanayi yatırımının yapılabileceği şekilde değiştirilerek tüm yasal engeller ortadan kaldırılıyor. İlk akla gelenler, tüm ülkede HES projeleri, Karadeniz’de yeşil yol, Artvin Cerattepe’deki altın madeni, Sinop, Zonguldak, Akkuyu’da yapılması düşünülen nükleer ve termik santral yapma projelerini sayabiliriz.

Bunlar yetmezmiş gibi son haftalarda “üretim reform yasası” altında Türkiye’deki zeytinlik alanlarının sanayi, taş ocağı ve maden ocağı kurulabilecek biçimde tüm yer altı ve yer üstü doğal varlıkları ranta açıyor. Türkiye’deki zeytin yetiştirme alanları yıllardır yasayla koruma altında olmasına rağmen daha öncede altı kez yasada değişiklik yapılmak istendi. Fakat görülen tepkiler üzerine geri çekilmişti. Şimdi de görülen tepkiler üzerine hükümet yasayı tekrar komisyona geri gönderdi ancak bu gündemden vazgeçildiği anlamına gelmez. Zeytin’in hikayesine gelince; zeytin geçmişten gelen kültürde ve tüm dinlerde kutsal olarak tanımlanan, bilgeliği, barışı, bolluk ve bereketi, kardeşliği simgeleyen özel bir ağaçtır.
Nitekim Homeros’un hikayelerinde: Homeros, zeytin ağacının gölgesinde serinlenirken kulağına şöyle fısıldandığı rivayet edilir. “herkese aitim ve kimseye ait değilim, siz gelmeden önce de buradaydım, siz gittikten sonra da burada olacağım.” Zeytin’in ülkemiz açısından önemi daha da farklı, her şeyden önce zeytinin anavatanı Eski Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasıdır. Ülkemiz 171 milyon zeytin ağacıyla Dünya’da ikinci sırada yer almaktadır. Dünya’daki zeytin üretiminin yüzde onunu, zeytin yağı üretiminde  yüzde altısı ülkemiz tarafından karşılanmaktadır. Böylesine önem taşıyan bir bitkisel üretimi yok edecek ve ortadan kaldıracak bir yasal düzenlemeyi komisyona geri çekmekle kalmamalı, bu biçimiyle bir daha gündeme getirmemek üzere yasa tasarısı gündemden çıkarılmalıdır.Yazımın başında belirttiğim gibi 3 Haziran ünlü şairimiz Nazım Hikmet’in 54’üncü ölüm yıldönümü. Ünlü şairimiz şiirleri Türkiye’de uzun yıllar yayınlanması ve okunması yasaklandığı gibi, yapılan baskı ve uydurma gerekçelerle yıllarca hapis yatmış ve sonunda yurt dışına kaçmak zorunda kalmıştı. Memleket hasretiyle hayatını yurt dışında kaybetmiştir. Şairin bir şiirinde belirttiği gibi geleceğe ilişkin umutlarımız onun şiirlerinden köklerini buluyor.

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim.

Akar suyun

Meyve çağında ağacın,

Serip gelişen hayatın düşmanı...

Yine büyük şair uzakta memleket hasretiyle yanarken 1953 yılında tedavi için yattığı Barviha Senatoryumunda yatarken ölümü hissetmiş olmalı ki “VASİYET” adlı şiirinde şöyle yazıyor;

Anadolu’da bir köy mezarlığında gömün beni,

Ve de uyarına gelirse

Tepemde bir de çınar olursa

Taş maş da istemez hani.

Şairini vasiyeti yerine gelmedi. Mezarı hala Moskova’daki Novodevçiye(Novodevichy) mezarlığında. Bu mezarlık ünlü şairlerin, yazar, bilim adamı, sporcu, sanatçı, siyasetçi ve devlet adamlarının bulunduğu mezarlık, bir nevi açık hava müzesi gibi. 2013 yılında bir gezi nedeniyle görme fırsatını bulduğum mezarlıkta, mezarlık görevlileri en fazla ziyaret edilen mezarlıkların başında geldiğini söylediler. Bende vasiyetini kısmen yerine getirmek üzere Anadolu toprağı olan Bolu’dan götürdüğüm toprağı mezarına serpmiştim.

Yüzlerce kilometre uzakta, vatan hasretiyle hayata gözlerini yummuş, Türk şiirinin bu ölümsüz ve devrimci şairini, ölümünün 54. Yıl dönümünde sevgi ve özlemle anıyorum.

 

 

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Duygu Engin 4 ay önce

Cok duygusal bir yazi olmus, cok guzel yazmissin, kalbime dokundu guzel yazin. Keske en azindan Nazim gibi bir sairin vasiyetini getirebilecek kadar normal bir isleyisi olan bir ulkede yasiyor olsaydik. O da en azindan yani..

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

AKP ANTİEMPERYALİST OLABİLİR Mİ?
SÜHA ALPARSLAN YAZDI

Haberi Oku