Gündem:
KÖY ENSTİTÜLERİ
 17 Nisan 1940, Köy Enstitülerinin kuruluş tarihi. Bulunduğumuz yıl enstitülerin kuruluşunun 77. Yıldönümüdür. Türkiye’nin eğitim tarihiyle ilgili bir konu geçtiğinde Köy Enstitüleri mutlak anımsanan ve örnek verilen en önemli eğitim kurumlarımızdan biridir. Türk Eğitim Sisteminde Köy Enstitülerinin kurulmasına neden olan faktörler nelerdi?

Birincisi, Cumhuriyetle birlikte yeni bir insan ve yeni bir toplum yaratmanın eğitim kurumlarıyla mümkün olacağını bilen Atatürk ve arkadaşları bu devrimi gerçekleştirecek kurumların başında eğitim kurumlarını açma isteğiydi.

İkincisi ise, Türkiye’nin o günün nesnel koşullarında böyle bir eğitim kurumunu zorunlu kılmasıydı. Peki o neydi o dönemdeki nesnel koşullar? 1935’te nüfusun %82 si köylerde yaşıyordu, köyde yaşayan nüfusun okuma-yazma oranı ise erkeklerde %17, kadınlarda %4,2 ortalama %10 civarındadır. Bu oranlar bazı köylerde ortalamanın çok çok altında kalmaktadır. Köy kökenli olanlar, dedelerinin anlattığı hikayelerden anımsayacaklardır. Asker mektubu okuyacak tek kişi bile bulunmamaktadır. Ekonomiye gelince, büyük ölçüde tarıma dayalı ve ancak geçimlik düzeydedir. İşte böyle bir ülkenin kalkınması ancak Köy Enstitüleri gibi bir eğitimle gerçekleştirilebilir.

17 Nisan 1940 yılında çıkarılan kanunun başlığı da tam buna uygun, “Köy Enstitüleri ve Köye Lüzumla Sanat Erbabı Yetiştirme Kanunu”dur. Kanunla  kurulacak okullarda köy kökenli çocuklar eğitim görecek ve mezun olduktan sonra tekrar köylerinde görev yapacaklardır. Böylece Anadolu’daki okulsuz ve öğretmesiz hiçbir köy kalmayacak, Cumhuriyet’in amaçladığı “Yeni bir insan, yeni bir toplum” oluşturmada en önemli işlevi yerine getirmiş olacaktır. Sadece bu mu amaçlanmıştır. Tabiî ki hayır. Uyguladığı yeni bir eğitim modeliyle daha önceden deneysiz, uygulanmasız, araştırmasız, gözlemsiz ezbere dayalı eğitim yerine “İş içinde, iş aracılığıyla, iş için eğitim” ilkesiyle sloganlaşan, “Üretim için eğitim” yönetimi benimsenmiş olmasıdır. Çok değerli bilim adamı ve yazar Prof.Dr. Server Tanilli bu durumu kendi yaşamından örnek vererek şöyle açıklıyor; Köy Enstitülerinin kurulduğu yerlerden biride Kars’a bağlı Cılavuz nahiyesidir. Sayın Tanilli’nin babası da Cılavuz’da nahiye müdürüdür. Tanilli ilkokul öğrencisi olarak başka bir okulda okumakta fakat onları da gözlemleme şansı var. Devletin enstitü dışında okuma-yazma ezbere dayalı olarak “baba bana bal al” ya da “baba bana süt al” diye, öğretilirken yanıbaşındaki enstitülerde okuma-yazma çağındaki çocuklar en iyi şekilde okuma-yazma ve bilgi öğrenirken kendilerinin ürettiği süt ve bal ile kahvaltılarını yapıyorlardı demişti. Köy Enstitülerinde uygulanan eğitim yöntemi bundan güzel açıklanabilir mi? Enstitülerdeki eğitimin bir diğer önemli özelliği de kız ve erkeklerin bir arada eğitim gördüğü “karma eğitim sistemi” olmasıdır. Nitekim kapatılıp öğretmen okulları haline dönüştürülünce ne yazık ki ilk yapılan uygulama erkek ve kız öğrencilerin eğitiminin ayrılması olmuştur.

Köy Enstitülerinin eğitim sisteminin sonuçları kısa sürede de ortaya çıkmıştır. 1940-1946 yılları arasında Köy Enstitülerinde 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve üretim yapılmıştır. Aynı dönemde 750.000 yeni fidan dikilmiş, oluşturulan bağların miktarı ise 12.000 dönüme çıkmıştır. Ayrıca 150 büyük inşaat, 210 öğretmenevi, 20 uygulama okulu, 12 tarım deposu, 100 km yol 1954 yılına kadar 1308’i bayan olmak üzere 17.341 köy öğretmeni yetiştirilmiştir. Enstitüde verilen eğitim sonucunda enstitü çıkışlı Türkiye’nin en ünlü şairleri, yazarları, müzisyenleri, ressamları, kısacası bilim, kültür, sanat ve edebiyat alanında yüzlerce insanın yetişmesine olanak sağlamıştır. Dönemin siyasal iktidarı ve belirli çevreler bu nitelikli kurumu “solcu yatağı” “ahlaksızlık yuvası” “komünizm propagandası” yapılan yerler gibi ipe-sapa gelmez gerekçelerle kapatmışlardır. Unesco bu önemli kurumu inceleyerek az gelişmiş ülkelerin kalkınması için model olarak önermiştir. Biz ise malum nedenlerle kapattık. Bugün bilime, sanata, edebiyatta ve kültürde geriliğimizin nedenlerini burada aramamız gerekir.

Sonuç olarak, bugün, bilim-sanat, edebiyat, kültür alanında bir övüncümüz varsa enstitüde yetişen kuşakların bıraktığı mirasındır. Yazımı Köy Enstitüleri (ziraat) Marşının ilk kıtasıyla bitirmek istiyorum.

 

Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine,

Milletin her kazancı, milletin kesesine,

Toplandık has çiftçinin Atatürk’ün sesine,

Toprakla savaş için ziraat cephesine.

 

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köylüyüz,

Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz.

 

NOT:bu yazı yedi yıl önce Bolu Gündem gazetesinde yazdığımız yazının güncelleştirilmiş halidir. Yazı güncelliğini koruduğu gibi, Köy Enstitülerinin önemi bugün daha iyi anlaşılıyor.

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
akif engin 5 ay önce

Yazılarını beğeniyle takip ediyorum.başarılar dilerim.

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

ADD BASIN AÇIKLAMASI

Haberi Oku