Gündem:
MATBAACILIK ÜZERİNE NAZIM GÜNENÇ İLE KONUŞTUK

Röportaj: Özer Çetinkaya

-Matbaacılık ile nasıl tanıştınız?

1994 yılında üniversiteyi bırakıp aile işletmesi olan Medya Tanıtım'da çalışmaya başladım. Kurumsal pek çok işletmenin işini yapmanın yanında Düzce, Sakarya, Çankırı, Kastamonu, Çorum/Osmancık'a kadar işlerini yaptığımız müşterilerimiz vardı. Bolu’da eskiden tabelacılar fırça ve elle çizdikleri şablonlarla tabela yaparlarken biz agrandizör ve karanlık oda ile çok çeşitli yazı seçenekleri ile tabela yapıyorduk. Matbaacılıkta ise tipo dediğimiz kazanlı makinelerin çemberleri içine hurufat ve klişe denen eski baskı tekniği hâkimdi. Bir tek kemal matbaası ofset baskıya geçmişti. Bizde ikinci olarak Bolu ve Düzce'de ofset baskıya geçen matbaa olmuştuk.

-Geçmiş yıllarda kâğıt ve makine temini bugüne oranla nasıldı?

O yıllarda da makineler ithal ediliyordu. Matbaa makinesi üretimi Almanlar’ın tekelinde olduğu bir sektör. En önemli iki marka Alman’dır. Heidelberg ve Roland. Yıllar sonra Japonlar Komori markasını yarattı. Birde Sovyet Rusya'nın Planeta isimli bir markası vardı. Genelde kitap ve gazete basmak için tasarlanmış bir makineydi. Türkiye’de pek ilgi görmeyen ve zaten sınırlı sayıda üretimi olan bir makineydi. Hurufat dediğimiz kurşun harflerin yan yana getirilerek baskı yapılan malzemeleri Türkiye’de üretiliyordu. Bunun yanında boya ve diğer malzemeler yerliydi. Kâğıt yüzde yüz yerliydi. SEKA'da üretiliyordu. Kâğıt alımı o kadar kolay değildi ama. SEKA'dan kâğıt alabilmek için bir gramajdan en az 1 palet almak zorunluluğu vardı. Alabilen oradan alır, alamayan küçük matbaacılar ise SEKA'dan kâğıt alarak kâğıt satan toptancılardan alırlardı. Çok fazla fiyat farkı da olmazdı.

-Sektörün teknolojik olarak gelişimini nasıl yorumluyorsunuz? Ve Bolu gibi küçük şehirlerdeki matbaacılar bu gelişime ayak uydurabiliyor mu?

Aslında sektör Türkiye’de de çok hızlı gelişiyor. En yeni, en ileri teknolojiler eşzamanlı olarak burada da kullanılıyor. Son çıkan Mercedes ya da BMW gibi bu da. Parası olan hemen o yeniliğe sahip oluyor. Vergi indirimi, gümrük muafiyeti ne varsa yararlanıyor. Haliyle sınırlı sayıda oluyor. Bunların dışında büyük ya da küçük şehir ayrımı yapmadan matbaacıların yeni teknolojiye erişimleri sınırlı ve zayıf. Büyük matbaa dediğiniz bir matbaada kullanılan teknolojinin yaşı en az 30 yıldır. Son günlerde makine ithalatının durması ise fiyatların uçuşa geçmesine ve bu yaşın daha da gerilere gitmesine sebep olacaktır.

-Konuşmanızda hep yabancı sermayedarlardan bahsettiniz. Peki yerli makine hiç denenmedi mi?

Alman Heidelberg markasının maşalı denen makinesi "kuş" isminde sınırlı sayıda üretildi. Birde kollu ve motorlu pedal dediğimiz yıllarca her matbaada davetiye ve kartvizit basan makineler yerliydi. Şu an müzelik durumdalar tabi.

-Matbaacılık sektöründe eski yıllara oldukça hâkimsiniz. Geçmiş yıllarda ne tür işler yapardınız?

Eskiden Bolu’da Orüs genel müdürlüğü vardı, ana tamirhane vardı, PTT, TEK, DSİ, karayolları çok aktif çalışıyorlardı. Birde Bolu tavukçuluk, Mudurnu tavukçuluk, Masstaş gibi yerel fabrikalar vardı. Mecburiyet caddesi dediğimiz caddede zincir mağazalar değil yerli esnaflar vardı, yukarı çarşı ana-baba günü gibi işlerdi. Matbaacılarda bu kurumların, fabrikaların, esnafların işlerini yapardı. Küçük üreticilerin işlerini yapardı. Köylünün ürünü para ederdi. Davetiye işleri hiç durmazdı. Bu kurumların tamamı özelleştirildi, arsaları AVM mi olacak, güvenlikli siteler mi olacak şimdilik belli değil. SEKA özelleştirildi kâğıt ithal edilmeye başlandı sonra. Yerel yayınlar ise hep vardı.

-SEKA özelleştirildi dediniz. Şuan ki kâğıt fiyatlarının bunla bağını sizin açınızdan açıklar mısınız?

Zamlar değil de Türk lirasının değer kaybetmesiyle ilgili yansıyan fiyat farkları, dolayısıyla zamlar. Kâğıt başta kalıp ve diğer malzemelerin tamamına %60 dolayında artış oldu. Makine ithalatı durdu. Bu en kaba işlerin %60 civarında azalması demek. Ne yazık ki yakında küçük esnafın fatura dahi bastırmakta zorlanacağını düşünüyorum.

-Son aylarda ulusal yazılı basın bazı kısıtlamalar getirdi kendine. Bunun benzerini yerel basında ilerleyen haftalarda görecek miyiz? Kâğıt fiyatlarının artışının yerel basına etkisi nasıl olacak?

Yerel basın en olumsuz etkilenenler arasında. İzmir’de gazeteler pazar günleri çıkmama kararı aldı. Aydınlık gibi bazı gazeteler bir kaç günlük yayın durdurma kararı aldılar. Bazı gazeteler yayın hayatını sonlandırdı, bazıları da zam yaparak önlem almaya çalıştılar. Yayınevleri kitap basımının çok zorlanacağını ve büyük zamlar geleceğini açıkladılar. Yerel gazeteler haftada altı gün gazete basıyorlar. Baskı maliyetleri iki katından fazla arttı. Bununla ilgili Basın İlan Kurumu(BİK) tek bir açıklama bile yapmadı. Yerel günlük gazeteler resmi ilan yayınlama karşılığında devletten para alırlar. Bu gelirlerinde hiçbir artış yok ama baskı maliyetleri ikiye katlandı. İlan almayan diğer yerel yayınların işleri ise çok zor. Günlük gazeteler iktidar çevrelerinden, belediyelerden, devlet kurumlardan anormal aboneliklerle, reklam gelirleriyle açıklarını bir dönem kapatabilirler ama kendi yağlarıyla kavrulan özellikle de muhalif yayınlar için daha çok direnme zamanları bunlar.

-Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Yönetmen Stefan Ruzowitzky’nin 2008 yapımı ‘Kalpazanlar’ isimli bir filmi var. Filmde Nazi Almanya’sı savaşın son dönemlerinde İngiltere ve ABD ekonomisini çökertmek için sahte sterlin ve dolar basmaya karar verir. Ve Avrupa’nın önde gelen kalpazanlarını toplar. Çoğu toplama kamplarında olan bu kalpazan, matbaacı ve grafikerler binlerce mağdurun en ağır işkencelere uğradığı toplama kampında diğer barakalardan izole, aralarında koca bir duvar olan ama inleme ve imdat seslerinin yüksek klasik müziğe rağmen duyulduğu temiz yatakların olduğu koğuşlarda, güzel yemekler ve rahat koşullarda işlerini yaparlar. İçinde bulundukları durumdan rahatsız olup vicdanlarıyla karşı karşıya gelen bazı mahkûmlar bu işin teknik arızalar var gibi sabote edilmesini isterler. Burada içlerinden biri matbaacılık için şöyle bir laf eder; "yalnızca gerçekler çoğaltmak için basılmayı hak eder.". tabi diğerleri hayatta kalmanın daha önemli olduğunu ileri sürerek basmaya devam ederler. Sonra savaş biter Naziler kaçar ve aradaki duvar yıkıldığında ölülerin arasında sağ kalanlara "biz Nazi değiliz, bizlerde mahkûmuz" diye açıklama yapmak zorunda kalırlar. Bugünlerde bence böyle zamanlar.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner123
banner122

BU NASIL İNSANLIK
Göynük ilçesinde ağaca asılarak tüfekle ateş edilen üç yavru köpekten ikisi öldü.

Haberi Oku