Gündem:
OBEZİTE YANİ ŞİŞMANLIK!

Yoksa Antibiyotik Şişmanı mısınız?
Antibiyotik çağını geçtik.
Antibiyotik çılgınlığı çağında yaşıyoruz.

Öyle bir çılgınlık ki çocuğumuz hapşırsa, diş çıkarırken
huysuzlansa, burnu aksa şöyle bir elimizin tersiyle alnına bakıp ecza
dolabına koşuyoruz.

Artık hangi antibiyotik varsa!

Biz vermezsek doktorumuz veriyor. Kendimiz için de öyle.
Nezle olsak antibiyotik, başımız ağrısa antibiyotik.
Sanki sağlık konusundaki bilgi açığımızı ve yersiz endişemizi bilerek piyasaya sürülmüş bir madde gibi.
Her yanlış alışkanlığın bedeli olduğu gibi bu alışkanlığında bedelini toplumsal olarak ödüyoruz. Hem ekonomik, hem de kaybedilen sağlığımızla.
Antibiyotikler hedeflenen mikrobu öldürmek için planlanan ilaçlar olmakla birlikte, bu ilaçlar bağırsaklarımızdaki ve diğer mukozalarımızdaki faydalı
bakterileri de öldürmekte. Dramatik sonuç normal floramızın bozulması. Bağırsak florasının bozulması ise obezite yani şişmanlık demek. Çok fazla dile
getirilmese de toplumsal obezite sorununda, bağırsak florasının bozukluğu sorumlu tutulmakta.
Bağırsak bakterileri vücudumuzun sağlıkla ilgili hementüm fonksiyonları için elzem mikroplar. Yanlış gıdalarla beslenme ve antibiyotik maruziyeti bağırsak florasını bozarak obezite sorununa zemin sağlıyor.

Özellikle de yaşamın ilk yıllarında kullanılan antibiyotikler.



The Guardian, bilimsel çalışmaları analiz ederek şöyle
diyor: "Yaşamın ilk altı ayında antibiyotik alan çocuklar yedi yaşına ulaştıklarında antibiyotik almayan çocuklara göre daha şişmandır."
New York Universitesinden Martin Blaser ise şöylediyor:

"Eğer bir çocuk çok hastaysa elbette antibiyotik kullanacak. Ancak doktorlar bir iki gün sonra tekrar çocuğu görelim demeden doğrudan antibiyotik vermekteler.

Dört haftalık antibiyotik tedavisi, barsak florasını değiştirmek için yeterli. Flora birkaç hafta sonra normale dönse de şişmanlık kalıcı oluyor."
Antibiyotik kullanımıyla obezite arası nasıl bir ilişki olduğunu eminim merak ettiniz.

Özellikli çalışmalar bunu şöyle açıklıyor: Lactobasillus başta olmak üzere
dört tür bakteri metabolizma hızını belirlemekte.

 Bu bakterilerin kaybı metabolizmanın yavaşlaması ve şişmanlık demek.
Antibiyotikler Gherlin ve Leptin adlı iki açlık hormonunun seviyesini de etkilemekte. Bu hormonlardaki dengesizlik zaten obezite demek.
Normal insan yemek yediğinde Gherlin'in düşmesi lazım. Ama uzun süreli antibiyotik alanlarda ne yazık ki bu hormon düşeceğine yükseliyor. Sonuç sahnesi size yabancı olmayabilir.

Doymak bilmeyen insanlar.
Yedikçe daha çok yiyenler, yedikçe acıkan insanlar.
Bizim kuşağın tamamı çocukken zayıftı. Şişman çocuk hatırlamıyorum. Şişman insan da hatırlamıyorum.
Şişmanlık sorununu ilk Almanya'dan tatil için gelen işçilerin ailesinde görmüş ve şaşırmıştım. Gerçek şişmanlığı ise ABD'de ye gittiğimde gördüm. Önündeki
üç-dört litrelik kola bardağını bir öğünde bitiren insanlara ağzım açık baktığımı hatırlarım.
Şişmanlığı bireysel bir sorun olarak düşünmek yanlış.
Şişmanlık milyarlarca dolarlık bir hastalık yükü oluşturan ekonomik bir sorun. Dünya gıda dengelerini altüst eden sosyal bir sorun da aynı zamanda. Dünyadaki bir milyar insan geri kalan 6 milyarın gıdasını tüketmekte.
Trajikomik yanı şu: Kapitalizm insanları şişmanlatıyor.
Bu kapitalizmin aynı zamanda kendini yok etme yöntemi. Şişmanlatarak imha ediyor. Tabiatın da kuralı bu.

Şişmanlık politikası sürdürüldüğü müddetçe insanlık kendini imha edecektir. Kimi gıdasızlıktan... Kimiyse fazlalıktan...

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122

MOTORİNE BÜYÜK ZAM!

Haberi Oku