Gündem:
ORMAN TAŞLAMAK…
 Ormanda yaşayan bir canlı ile problemi olan kişinin yapacağı şeyler bellidir.

 

Birincisi ormana girmek. Ancak bu  epey risklidir.Çok ciddi bilgi birikimi gerektirir.Ormanda yaşayan canlıların  özelliklerini bileceksin.Onları tanıyor olmalısın.Hem teorik bilgin yeterli olmalı hem de o canlılarla asgari düzeyde pratiğin olmalı.Bitkileri tanımalısın.Aç kalırsan hangi mantar zehirli hangi meyveler yenir haberin olmalı.Çünkü ormanda karpuz kavun yetişmez...Zehirli meyveyi pratikle de öğrenemezsin pahalıya  mal olur.Tuzakları bilmelisin.Mesela çok usta bir avcının kurmuş olduğu kapana yakalanabilirsin…Bunun için bilim vardır.Okumalı ve incelemelisin. Kısacası çok külfetli bir yol her adamın harcı değil…

 

İkinci yol problemli olduğun canlının ormandan çıkmasını beklersin ki çok sabır ister. Neredeyse  imkansız.Çünkü zarar görme durumu söz konusu olduğunda hiçbir canlı zannedildiği kadar budala değildir…

 

Üçüncüsü en kolay olanıdır…Alırsın eline bir çuval taş  gidersin ormanın kenarına başlarsın gücünün yettiği yere kadar fırlatmaya.Hem kendini kandırırsın “İlla ki birisi ona deydi” diye hem de  yiğitliğinle öğünebilirsin…Ancak bu da en az birincisi kadar risklidir.Zira attığın taşla hiç istemediğin canlılara zarar verebilirsin.Mesela çok yakının ağaç toplamaya girmiştir kafasını yararsın.Daha beteri attığın taşlardan biri  içerde tam teçhizatlı avcılardan birine denk gelir  senin bütün donanımın elindeki bir çuval taş, adam yıllardır ormanda , doğal olarak  teorisiyle de pratiğiyle de seni örseler…Hele taşladığın orman değil küçük bir koruluk ise durum çok daha ciddidir.Sonra bütün zarar verdiğin canlıları karşına alırsın…Oysa şunu çok iyi biliyorsundur ki o korulukla birlikte yaşamak zorundasın. Daha açık bir ifadeyle İsa ile problemin var diye bütün Hristiyan alemine söversen ehl_i müslim’e devşirecek bir tek adam bulamazsın.

 

Bu girizgahtan sonra  Dünya ve  Türkiye’de  80- 90 lı yıllara değinmek isterim. “Hoca yine mi tarih dersi” diye yakınacak arkadaşlar için bir hatırlatma.Bu benim işim.Çalgı öğretmenliğim kadar  aynı zamanda müzik tarihi hocasıyım ve kimse kusura bakmasın bu alanda tevazu gösteremem.Ayrıca önemle savunduğum tezlerimden birisi “Hiçbir şeyin tarihinin uygarlık tarihinden bağımsız olarak ele alınamayacağı” görüşüdür.(Bu konuyla ilgili olarak ileride yazacağım)

 

1980 lerin sonlarına doğru dünyada sosyalizmin itibarını yitirişi ve aldığı yenilgi hepimizce malum. Polonya’da  Lech WALESA dayanışma hareketinin rejimi sallaması,Yugoslavya’da Tito mozaiğinin  parçalanması, Çekoslavakya ve Macaristan’da  “Çek Baharı” rüzgarları,Almanya’da duvarın yıkılışı, Sovyetlerde Gorbaçov’un Glasnost ve Perestroykası, İlk olarak dört Baltık Eyaleti’nin bağımsızlık ilanı , Romanya’da Çavuşesku’nun öldürülmesi nihayet 1991 de Gorbaçov’un istifası…

 

 

 

 

 

 

80 öncesinde  Türkiye’de solun  yönelimleri (ana hatları ile) , Mao ve Çin modelini benimseyen gruplar, Küba ve Latin Amerika modelini benimseyenler, SBKP çizgisini savunan gruplar,Enver Hoca ve Arnavutluk  modelini öne çıkaranlar ve Türkiye’nin özgün koşullarına göre bir devrim ve iktidar anlayışını savunan gruplar olarak ifade edilebilir.(Buradan fraksiyonel ayrımın tek nedenini modelciliğe bağladığım sonucu algılanmasın tahlil ,taktik , strateji ve ulusal mesele konusuna değinmiyorum)

 

Bu grupların her birinin gerek önderlik gerekse sempatizan kadro düzeyinde gerçekten sosyalizm ve devrim  inancını taşıyan ve bunun mücadelesini içtenlikle veren  elemanları barındırdıkları konusunda halen zerre kadar kuşkum yok.Ancak özellikle seksen öncesinde bu grupların birbirleri ile olan ilişkilerini bugün bile  bir trajedi olarak değerlendirmekten kendimi alamadığımı ifade etmeliyim.Devrim ve sosyalizmi hedeflemiş bu toplamın kimi unsurlarının bölünme/ parçalanma  siyasi terminoloji ile fraksiyonlaşmalarını bir tarafa bırakırsak belirli dönemlerde birbirlerini temel çelişki olarak gördüklerini,işi daha ileriye götürüp  çatışma yaralama ve öldürme boyutuna taşıdıklarını da söyleyerek sanıyorum tarih dersi vermiş sayılmam…

 

80’lerin sonlarına gelindiğinde bu durum eski ivmesini kaybetse   ve en azından  pratiğe yansımasa da   varlığını koruyordu.Belirli çevreler bu handikabın aşılması için  birlik çağrısında bulundular.Tarihe KURUÇEŞME süreci olarak geçen bu deneyim de birçok nedenden dolayı başarısızlıkla sonuçlandı.

 

Türkiye solunun kronik hastalıklarından biri olan bu durumun nedenleri saymakla bitmez.Ancak naçizane kişisel görüşüm önemli birçok neden arasında,kullanılan dil ve üslubun da etkili olduğu yönündedir.Bu anlamda genç arkadaşlara yetmişli yılların ikinci yarısından itibaren yazılıp çizilenleri bulabildiklerince gözden geçirmelerini öneririm.Eminim ki entelektüel anlamda  çok derin ve nitelikli tahliller saptamalar ve öngörülerle karşılaşacaklar… Fakat üslup keskinliği konusunda bana hak vereceklerini ve aynı hatalara düşmeyeceklerini umuyorum.

 

Şimdi üç paragraf yukarıda  80 öncesinde solun üzerine oturduğu ana arterler ve  benzer modellere vurgu yapmamın nedenini daha somut ifade edebilirim diye düşünüyorum.Sosyalizm sallanmaya başladığında kendini devrimci olarak  ifade eden yirmili yaşlarında bir üniversite öğrencisiydim ve her siyasi çevreden arkadaşım vardı.Gerek yazarak gerek tartışarak birbirimizi az evvel şiddetle eleştirdiğim o en keskin üslupla muhatap alırdık …Yani ben de bu üslubu kullandım ve gayet iyi bilirim.Ancaaaak   bizler “Yok o revizyonist”,,, “Yok beriki Çin modeli”,,, “Felancası ihraç devrim”,,, “Yok abi ülke sadece alt yapı itibariyle sosyalist” “Sosyal emperyalistler devrim ihracı yaptılar”,,, “SSCB mi? Ne komünizmi kardeşim bürokratik sosyalizm”… “Enver’in ideolojisi olsa ne olur?” türünden dönemin popüler fraksiyonel argümanları üzerinden birbirimize  saldırırken  bu kaleler teker teker  yıkıldı…

Ve ben “Sosyal emperyalist” diye suçladığı SSCB yıkıldığında konuyu küfürle tahlil eden  ve ironiyle söz düellosuna çevirerek  açıklayan bir tek Maoist’e  ya da  Berlin Duvarı yıkıldığında  “Zaten  ihraç devrimdi biz söylemiştik” diye sevinen  “Enver” ciye   rastlamadım…En azından yakın çevremde…Herkes siyaseten eleştirisini yaptı o ayrı konu…Lakin küfre kaçmadan ve orman taşlamadan… 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

GÖLCÜK’TEN ELİNİ ÇEK!
CHP Merkez İlçe Örgütü ve demokratik kuruluşlar Baroevi’nde Gölcük Tabiat Parkı için toplandı.

Haberi Oku