Gündem:
ORTA DOĞU' DAN  BELLEĞİMDE KALANLAR...(ÇUKUR)
 1980’lerin ikinci yarısıydı. İran Irak arasındaki savaş bütün harareti ile devam etmekteyken bendeniz henüz yirmilerin başında bir ODTÜ öğrencisiydim. İran’da Ayetullah Humeyni’nin Molla rejimi hüküm sürerken Irak’da ise Saddam Hüseyin’in Sovyetler’e yakın BAAS yönetimi iktidardaydı. Karşılaştırma yaparken her ne kadar “Al birini vur ötekine” desek de Baas partisinin göreceli de olsa molla rejimine göre daha “demokratik” olduğu esprisini yapmaktan kendimizi alamazdık.

Ancak 1987 – 88 yıllarında Saddam’ın kimyasal silah kullanmaya başlaması ve savaşın bitimine yakın Halepçe kasabasına bu yolla yaptığı saldırı hepimizde nefret uyandırmış tarihe de haklı olarak  “Halepçe Katliamı” diye geçmişti. Bizler olayı basından ünlü savaş muhabiri Ramazan Öztürk’ün çarpıcı fotoğraf kareleri ile izlerken ölü sayısı beş bin olarak dile getiriliyordu. Neredeyse tamamı sivil ve masum insanlardı. Sayının çok daha fazla olduğu savaşın bitiş tarihi olan 1988’den çok daha  sonraları ortaya çıkacaktı. 

Katliamın yıldönümlerinde ODTÜ’de Saddam kuklaları yakıldı. Hep bir ağızdan Saddam Hüseyin’e lanetler okuduk. Savaş esnasında ortaya çıkan çok ciddi skandallardan biri de  ABD senatosunun taraflara silah satmayacağına ilişkin aldığı karara karşın  ABD’nin hem  İran hem de Irak’a gizlice silah sattığının tescil edilmesiydi. Tarihe  “Irangate” skandalı olarak geçen bu olayı, üçüncü sınıf film artistliğinden  terfi yolu ile  ABD  başkanı olan  Ronald Reagan “Haberim yoktu  evet satmışız …Pardon !” pişkinliği ile  geçiştiriyor bir de kendince “meşru” gerekçe ileri sürüyordu: “Gelirini Nikaraguada’ki kontralara gönderdik” buyur…

 

Orta Doğu’nun durulması mümkün değildi. Çok değil yaklaşık üç sene sonra sanıyorum 1990’ın yaz ayları.

Saddam Kuveyt’i işgal etti ve 19. Vilayeti olduğunu açıkladı. Aynı anda ise  Sovyetlerde Glasnost ve Perestroyka saçmalıkları son aşamasındayken , özellikle Baltık Eyaletleri olarak bilinen  Letonya Litvanya ve Estonya kaynıyor,

Yoldaş Gorbaçov ise “O zirve senin bu zirve benim” diplomasisi ile zırvalamaya devam ediyordu. Diktatör Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı bitmiş  Turgut Özal  % 21, 75 lik oy oranıyla çıktığı seçimlere rağmen köşke ulaşmış ve sekizinci Reis-i Cumhur olmuştu ki;  henüz bir yılı yeni dolmuşken konuya müdahil olarak o tarihi sözünü söyledi “Bir koyup üç alırız!”…Kaç koydu bilemeyiz ama üçten bir bile alamadı. ABD Saddam’a süre tanıdı. Süre doldu CNN den canlı savaş yayını başladı. Patriot, Scut , Tomahawk gibi füze uçak reklamları da başlamış oldu.

 

Bu sefer işin içinde ABD açıktan yer aldığından ne yalan söyleyeyim çoğumuz Saddam’ın Halepçe canavarlığını unutup tv başında “Bugün kaç ABD uçağı düşürüldü” diye bekler olmuştuk. Bir gün ABD’li iki pilot’un Dicle nehrine düştüğü görüntüleri ve fotoğrafları medyaya düştüğünde “Daha durun hele Vietnamda’ ki gibi ABD bayrağına sarılı tabutlar kargo uçaklarına yüklensin bakın süreç nasıl değişecek” dediğimi de inkâr edemem. Ne yapacaksın işte yirmili yaşlar… Birinci harekat bitti. Saddam epey kırık çıkıkla canını kurtardı. Savaştan geriye 36. Paralelin kuzeyi, Çekiç güç ve Peşmergeler kaldı.

Tarih  2001’in sonları…Efsanevi Filistin Lideri Arafat  Ramallah’ta kuşatıldı. Zamanın Başbakanı Bülent Ecevit diplomatik görüşmelerinin birinden sonra yaptığı basın toplantısında “ABD  Orta Doğu’da Arafatsız bir çözüm istiyor” mealinde bir ifade kullandığında yeni bir operasyonun kapıda olduğu pek aşikardı. İlginç olan bu beyanatın arkasından farklı bir konu ile ilgili olarak Ecevit’e anayasa kitabı fırlatılma hadisesi Devlet Bahçeli Bey’i pek üzmüş olacak ki koalisyon dağıldı ve 2002 de AKP iktidar oldu.

 Hemen arkasından da ikinci körfez harekâtı başladı. “Bu sefer iki ayda bitirtirler işi” dediğimde gene yanıldığımı anımsıyorum. İki hafta sürdü sürmedi. (Ben de amma yanılıyorum ha…İlerde devlet adamı falan mı olsam ne?) Mizah bir yana bu sefer savaş sebebi olan kimyasal silahların aslında var olmadığı da bu operasyonun skandalıydı. Saddam yakalandı, sözde mahkeme edildi. Lakin huzurda eğilip bükülmedi. Hatta yargılayan sözlerle konuştu. İdam edildi. İdam görüntüleri güya gizlice kameraya alan biri tarafından medyaya sızdırılmıştı. Yersen …

Görüntülerin yayınlandığı gün eşime “Bak bu İsrail karşıtı tüm orta doğu liderlerine mesajdır.. Bilesin” dediğimi anımsıyorum. Sanıyorum bu konuda yanılmadım. Arap Baharı hikayesi Kaddafi ve Esad’ın başına gelenler de herhalde bunun en güzel kanıtı.

****

Son günlerde “ÇUKUR” adında bir dizi başladı. Dizi oldukça sürükleyici ve dizide entrikanın bini bir para… Kimin eli kimin cebinde belli değil. Olmadık ittifaklar olmadık çıkar ilişkileri ve feodal kalıplarla modernite arasında hızlı gidip gelmeler. Rant, iktidar ve intikam mücadelesi varoşun sokaklarında kıran kırana devam ediyor bu dizide…

 Saf değiştirmeler, ihanet güce tapma ve biat kültürü hepsi mevcut. Diziyi takip edenler için yazıyorum, biraz uç bir benzetme olacak ama bu dizi bana bir parça orta doğuyu çağrıştırdı.

Adı bile… Zira orta doğu dünyanın çukuru... Hem petrol  hem de ölüm çukuru…

Dolayısıyla bölgeyle ilgili tasarruflar her an hüsran ve felaketle sonuçlanabilir. Bizden söylemesi. Ha eğer Hitler’in sığınağındaki son günlerinde yaşadığı psikoloji söz konusuysa o zaman her şey mümkündür…

 

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

YILDIZ’DAN ÜÇÜNCÜ MEKTUP

Haberi Oku