Gündem:
PROF. DR. BAHADIR AYDIN İLE KONUŞTUK

Olağanüstü Hal Başbakanı Binali Yıldırım’ın, başbakanlık makamının kaldırıldığı gün, 9 Temmuz 2018 tarihinde yayınlanan son KHK ile Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde “Barış Bildirisi” imzacılarından 4 akademisyen görevlerinden ihraç edildi.

Prof. Dr. Bahadır Aydın, Doktor Öğretim Üyesi Ülkü Güney, Doktor Öğretim Üyesi Selime Güzelsarı ve Araştırma görevlisi Orhan Kaya.

Prof. Dr. Bahadır Aydın ile Bolu günlerinden başlayarak “Barış Bildirisi” ve KHK ile görevden alınma ile son bulan süreci değerlendirdik.

İşte ilgi ile okuyacağınız Bahadır Aydın röportajı;

-Kendinizi tanıtmanızı istesek nasıl anlatırsınız?

Gümüşhane Şiran 1961 doğumluyum. Aslında Bolu ile bağlantım babamın mesleği nedeniyle oldukça eskidir. İlkokulu Bolu Gazipaşa İlkokulunda bitirdim. Daha sonraki eğitim sürecimin büyük kısmı Ankara’da geçti. Lise, üniversite ve yüksek lisans eğitimimi Ankara’da tamamladım, doktora eğitimimi ise İstanbul Üniversitesi’nde tamamladım. Akademik yaşantım Malatya İnönü Üniversitesinde başladı ve kısa süre bir Zonguldak Karaelmas Üniversitesi deneyimi dışında akademik yaşamımın 24 yılı Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesinde geçti.

Öğrencilik döneminiz ve Akademisyen olma kararı aldığınız zamanlardan bahsedebilir misiniz?

Bugün yaşadıklarım belki de gençlik yıllarımdan başlayarak bugüne kadar hep korumaya çalıştığım değerlerimle ilgilidir. Tüm öğrencilik dönemim ve devamında meslek yaşamım boyunca inandığım değerlerden taviz vermeden yaşamaya çalıştım. Tüm insanların barış içinde eşit ve adil koşullarda yaşaması gerektiğine olan inancım gereği tüm siyasi yaşamım bu hedeflere ulaşabilmek için mücadele ile geçti. Elbette bu mücadelede birçok maliyetin ödenmesi de kaçınılmazdır ve ben de bu maliyeti belki de geçmişte ödenen maliyetlerle kıyaslandığında hiç de önemli olmayan bir şekilde karşılamak durumunda kaldım. Ya da şöyle söylemek gerekir: bu uğurda geçmişte ödenen bedelleri dikkate aldığımızda ben ve benim gibi olanların ödediği bedel hiç önemli değildir.

Akademisyenlik genellikle baba mesleğim nedeniyle seçilmiş gibi görünmektedir. Ama topluma yön verme anlamında yaratacağı etkinin de bu tercihimde önemli bir etken olduğunu söyleyebilirim. İktisatçı olarak gidip banka sisteminde hiç de sevmediğim parasal ilişkilerin yoğunluğunda kalmayı düşünmedim ya da müfettişlik gibi despotik yapılar içinde bulunmak cazip gelmedi. Akademinin özgür düşünmenin ve özgürce düşündüğünü ifade etme şansının varlığı beni en çok motive eden kısmıydı. Elbette bugün yaşadığım ihraç olayının temel nedenin özgür düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde gerçekleşen bir eyleme atfedilmesini de yaşadığımız dönemin akademiye yüklenen misyonuna atfediyorum.

Geçmiş dönem ve yeni dönem KHK’ları hakkında neler düşünüyorsunuz?

Aslında KHK ile ülke yönetimine belki bugünkü gençlik aşina değil ancak bizim kuşağımız için çok da yeni bir şey değil. Özellikle Turgut Özal’lı yıllar ülkenin KHK ile yönetiminin bir başka dönemini yansıtmaktadır. Hatta tüm bu dönemi KHK öncesi ve sonrası yerine ülkede son 35 yıldır uygulamaya konan politikaların doğal uzantısı olarak değerlendirmek daha doğru olabilir. 1980 sonrası ülkemizde yerleştirilmeye çalışılan neo-liberal iktisadi yapının her kriz döneminde, iktidarlar kendilerini krizden çıkarabilmek için uygulamak zorunda olduğu politikaları topluma kabul ettirebilmenin yollarını o günkü koşullara uygun olarak formüle etmiştir. İktisat politikaları analizi yapmak istemiyorum ama bu iktisadi yapıyı uygulamaya koyan iktidarların arzuladığı toplumsal yapı da buna uygun olarak örülmeye çalışılmıştır. Türk-İslam sentezi çerçevesinde başlayan toplumsal yapı oluşturma amacı son yıllarda hedeflediği noktaya doğru büyük bir mesafe kat etmiştir. Artık, iktidarların ekonomide, eğitimde ve sağlıkta yarattığı tahribatları sorgulamadan iktidarların önlerine koyduğu gerekçe seçimlerine biat eden bir toplum inşa edilmektedir. Ülkede yaşanan krizlerin uygulanan politikalarla hiçbir bağını kuramayan, iktidarın gerekçelerini sorgusuz sloganlaştıran bir toplum yaratılmaktadır. Bugünkü iktidar da dayandığı düşünce yapısının refleksi ile elindeki KHK yetkisini politikalarının yanlışlığını farklı platformlarda dile getirenleri susturma aracı olarak kullanmaktadır. Bizlerin ihraç gerekçesi de bundan farklı değildir. Temel ihraç gerekçesinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığı açıktır. Ortada bir mahkeme kararı olmadan kurumların tercihleri doğrultusunda alınmış kararlardır. Dolayısıyla sonunda mutlaka yargıdan dönecektir. Ancak mesele kurumların bu tercihleri belirtmesindeki saikleridir. Akademinin durumu da ülkeden farklı değildir. Artık akademiler topluma yön verecek özgür düşüncenin ortaya konduğu kurumlar olmaktan çıkarılmaya çalışılmakta ve tümüyle iktidarların uzantısı biçiminde örgütlenen ve hedeflenen toplumsal yapıyı inşa etmeye yardımcı kurumlar haline getirilmeye çalışılmaktadır. Akademilerin niteliğini dönüştürecek şekilde tüm programlar revize edilmeye çalışılmakta ve iktidarların dolayısıyla sermayenin tercihleri doğrultusunda şekillendirilmektedir. Bu yapıya muhalefet eden, olması gereken için direnen ve onlar için engel teşkil eden tüm akademisyenler de tasfiye edilmeye çalışılmaktadır. Tuhaf olan uygulamaya konulan olağanüstü hal ve ona bağlı olarak çıkarılan KHK’ların temel hedefi olarak 15 Temmuz darbe girişimi gösterilerek ya da gerekçe teşkil ederken, tüm siyasi yaşamını bu tip örgütlenme ve hareketlerle mücadele edenlerin kamudan KHK’larla ihraç edilmesidir.

Sizin ve beraberinizdeki diğer 3 akademisyenin ihracı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Burada özellikle şunun altını çizmek istiyorum. Bizleri ihraç ederken temel neden olarak gösterilen gerekçelerin hiçbiri anlamlı değildir ve hukuki olarak da sorunludur. Haklarında 15 Temmuz darbe girişimine temel teşkil eden harekete dair destekle ilgili haklarında mahkeme kararı olanların bile akademide devam edebildiği bir ortamın analizi için söylüyorum. Kaldı ki, ihraç gerekçesi söz konusu barış bildirisinin (bildiri 15 Ocak 2016), sonradan çıkarılan bir disiplin düzenlemesi ile suç haline getirilmesi hukuka aykırıdır. Açıklamanın yapıldığı tarihte eylemlerine uygun cezalandırmayı gerektiren bir kural mevcut değildir. Bu tarihten sonra çıkarılacak bir hükümle cezalandırılması ise Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” hükmüne aykırıdır. Bu durum ayrıca anayasanın “kanunsuz suç ve ceza olmaz” temel ilkesinin ihlali niteliğindedir.

İhraç edilme sürecinden bahsedebilir misiniz?

Hakkımda bir disiplin soruşturması açılmasına dayanak gösterilen fiil, söz konusu bildirinin imzalanmış olmasıdır. İlgili bildiri özünde sadece bir barış çağrısıdır. Bu yüzden bildiri metninde dile getirilen görüş ve izlenimler, tamamen ifade özgürlüğü kapsamındadır. Metnin dili, üslubu eleştirel bulunabilir ve eleştirilebilir. Ancak eleştirellik demokratik bir sistemde ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır. Metinde dile getirilen görüş ve izlenimler şiddet içermemekte, kimseyi şiddete teşvik etmemektedir. Bildiri metni ne bir kurumu ve bir görevi itibarsızlaştırmak ya da aşağılamakta ne de ideolojik veya siyasi amaçlarla kurumların sükûnunu, huzurunu ve çalışma düzenini bozmaktadır. Aksine bu metin ülkemizin içerisinde bulunduğu herkesin malumu olan bir konuda, insanların ölmediği, toplumsal barış, huzur ve uzlaşmanın sağlandığı bir dünyanın özlemini kuran akademisyen ve birey olarak herkesi barışa davet etmektedir. Söz konusu fiil, hiçbir surette şiddet içermeyen ve şiddeti teşvik etmeyen bir barış çağrısıdır. Bu nedenle ne bir suç ne de disiplin hukuku yönünden bir ihlal söz konusudur. Hakkımda verilen karar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ‘İfade Özgürlüğü’ başlıklı 10. maddesine; Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 19. maddesine; Anayasa’nın ‘Düşünce ve kanaat hürriyeti’ başlıklı 25. maddesine; Anayasa’nın ‘Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti’ başlıklı 26. maddesine; Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesine; Eğitim hakkından ancak, yükseköğretim kurumlarının özerk oldukları bir ortamda yararlanılabileceğinin belirtildiği Lima Bildirgesi’nin (İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 40. yıldönümünde, yani 1988 yılında, Peru’nun başkenti olan Lima kentinde toplanan Dünya Üniversiteler Servisi 68. Genel Kurulu tarafından açıklanan bildirge), 3 ve 4. Maddelerine aykırıdır.

Akademik kariyerinizden Bolu özelinde bahsedebilir misiniz? Ne gibi çalışmalarınız olmuştu?

Kaldı ki ben bu ihraçlara neden teşkil ettiği belirtilen gerekçelerin sadece bir kılıf olarak gösterildiğini biliyorum. Benimle ilgili ihraç isteğinde bulunan Abant İzzet Baysal Üniversitesi yönetiminde yer alan hiçbir yöneticinin de bu suçlamalara inanarak bu kararı almadığını biliyorum. Ama akademiye uygun olmayan kararların alınmasında ve uygulanmasında kendilerine engel teşkil ettiğini ve ileride de bu engellemelere devam edeceğini düşündükleri kişileri sadece siyasi kimlikleri nedeniyle ihraç isteğinde bulunmuşlardır. Kendi adıma benimle ilgi bu istekte bulunan yöneticilerin hiçbirinin ne bu il için ne de ülke için benim yaptığım katkılar kadar anlamlı bir çalışma yaptığını düşünmüyorum. Düşünün ki terör örgütleri ile bağlantı gerekçesi ile ihraç edilen kişi Bolu-Düzce Valiliği, Bolu-Düzce Belediye Başkanlığı, Bolu-Düzce Ticaret ve Sanayi Odası ve her şeyden önemlisi zamanın Devlet Planlama Teşkilatı ile birlikte 1999 depremi sonrasında V.Yıllık Kalkınma Planı doğrultusunda İl Gelişme Planlarını hazırlayan ekipte çalışmış ve bu illerin Tarımsal Gelişme Planlarını hazırlamıştır. Bolu ili için 2 kez iktisadi rapor çıkartmış ve 1999 depremi sonrası Bolu’ya acil destek fonu için o günkü hükümete deprem hasar raporu hazırlamıştır. Bunları övünmek ya da kendimi bir yerlere koymak için söylemiyorum.  Tüm akademik yaşamını akademik kariyer yerine topluma katkı sağlayacak çalışmalara harcayanları fütursuzca terör örgütü üyeliği gibi gerekçelerin arkasına sığınarak ihraç etmek istediklerini göstermek için söylüyorum. Hatta bunları söylerken duruşumuz ve değerlerimize bağlılığımız ve bunun için ödemekten kaçınmadığımız bedelleri görerek bizlere gıpta ettiklerini de rahatlıkla söyleyebilirim. Yaşamları boyunca tek hedefleri bireysel çıkar ve tatmin olanların böylesi değerleri ancak bizlerde görerek bunu kabullenemediklerini ve göz önünde olmamamız gerektiğini düşündüklerinden eminim.

Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

Son olarak şunu söyleyebilirim. Çalmadık, yolsuzluk, haksızlık, hırsızlık-arsızlık yapmadık, yapanların karşısında olduk. Yaptığımız insanların barış içinde birlikte yaşamını sağlayacak bir çağrıydı. Bu kararların yargı ile mutlaka bozulacağını biliyorum ancak bu kararları alanların vicdanlarında bırakacağı izlerin kolay silinemeyeceğini de biliyorum.  Tarih alınan bu kararlarda bizleri değil bu kararları alanları yargılayacaktır.

Röportaj: Özer Çetinkaya

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner123
banner122

BU NASIL İNSANLIK
Göynük ilçesinde ağaca asılarak tüfekle ateş edilen üç yavru köpekten ikisi öldü.

Haberi Oku