Gündem:
PROF.DR. GÜLÜMSER HEPER YAZDI

Çocukluk, insanın eskitemediği hatıralarla doludur. Hele de dostlarla bir araya gelindiğinde ayrıntılar zihnimizin en ücra köşesinden çıkıp renklenir, ete kemiğe bürünür. Bu hatıralardan en az eskitebildiklerimiz çocukluğumuzda yediğimiz meyve ve sebzelere dair. Bazen evimizin ahşap penceresinden dallarını odamıza kadar uzatmış bir ağaçtan kopardığımız elmalar, bazen komşu teyzenin avlusundaki ağaçtan gizlice yolduğumuz çağlalar, bazen de bir bostanın kenarında yürürken beli iki büklüm bir teyzenin “buyur ye” diyerek eteğinden uzattığı hıyarlar… Ve elbette bizlerin hiçbir çekince, hiçbir sakınca duymadan pantolonumuzda parlattıktan sonra kart diye ısırdığımız meyveler ve sebzeler.

“NEREDE HIYARIN KÜTÜRTÜSÜ”

“Neredeee?” dediğinizi duyar gibiyim. Nerede toprakta nurlanmış meyvelerin, sebzelerin ışıltısı? Nerede elmanın muzip kurdu? Nerede çağlanın cennet yeşili? Nerede hıyarın kütürtüsü?

Bildiğiniz üzere meyve sebzelerdeki pestisit artıkları ve bakteriler artık gıda güvenliğindeki en temel sorunlar. Geçenlerde Reuters şöyle bir açıklama yaptı: “EPA (Çevre Koruma Kurumu), üzerindeki organik maddeleri ve bakterileri azaltmak amacıyla tüm sebze ve meyvelerin yenilmeden önce 2 dakika boyu ticari amaçla satılan disinfektan (dezenfektan) maddelerde bekletilmesini uygun bulmaktadır…”. Endüstriyel tarımla üretim yapan tüm ülkelerdeki bu sorun, bizde kontrolsüz pestisit kullanımı nedeniyle ne yazık ki zirve yapmış durumda.

Organik bir ürün almadığınız sürece aldığımız bu sebzeler ve meyveler pestisit artıklarıyla da kirlenmiş durumda. Sorun pestisit kalıntılarının temizlenmesinin imkansızlığı; çünkü pestisit kalıntılarından kurtulmak için sunulan alternatifler son derece sınırlı.

Massachusetts Üniversitesi’nden bir ekip tarafından yapılan bir çalışma insanlık için küçük de olsa bir umut ışığı oldu. Ekip, ticari ve evde yapılan temizlik ajanlarının, meyve ve sebzeler üzerindeki etkinliğini kıyaslarken sürpriz bir sonuçla karşılaştı (Journal of Agricultural and Food Chemistry, 2017;65(44):9744). Bu sürpriz sonuç, herkesin kolayca ulaşabileceği ve evde uygulayabileceği toksik pestisitleri diğer ajanlara göre çok daha başarıyla temizleyen bir ajandı. Hem ucuz hem de etkindi.

Ekibin hassas analizler sonucu bulduğu en etkin toksik pestisit kalıntısı temizleyen ajan, kabartma tozu olarak kullandığımız karbonat (NaHCO3) idi. Çalışmalarında, elmalar üzerinde üç grup temizlik ürününün etkisini mukayese ettiler. Temizlik ajanı olarak bir grupta musluk suyu, diğerinde ticari amaçlı satılan Clorox ve sonuncusunda ise bildiğimiz karbonatı kullandılar ve mükemmel bir sonuca ulaştılar. Yüksek alkali değeri olan karbonat diğerlerinden çok daha etkindi. Çalışma sonunda otörler sonuçlarını şöyle bildirdiler:

“Bu çalışma, bize en yaygın temizlik maddesi olarak kullanılan Clorox’un elmaların yüzeyindeki pestisit artıklarını temizlemede yeterince etkin olmadığını gösterdi. NaHCO3 metodu pestisit kalıntılarını temizlemede Clorox’dan daha etkin bulundu. NaHCO3, thiabendazole ve phosmet’i parçalar ve yüzeylerden yıkayarak atılmasını kolaylaştırır”.

“MEYVENİN İÇİNE NÜFUZ ETMİŞ BİR PESTİSTİ TEMİZLEYECEK HİÇBİR AJAN YOK”

Çalışmada karbonatın etkin konsantrasyonu 10 mg/ml olarak tespit edildi. Bu konsantrasyonda 12-15 dakika bekletildiğinde son 24 saat içerisinde uygulanan pestisitin (Thiabendazole ve phosmet) tamamen temizlendiği gözlendi.

Ancak sizlerin de bildiği üzere pestisit kalıntılarını temizlemek sadece yüzey temizlemek anlamına gelmiyor. Bu pestisitler kullanıldıktan 24 saat sonra elmanın ve diğer sebzelerin içine nüfuz ediyorlar. Bu etki thiabendazole de dört kat daha yüksek. Meyvenin içine nüfuz etmiş bir pestisiti temizleyecek hiçbir ajan yok. Meyvenin kabuğunu soymak da çözüm değil. Meyvenin kabuğunu soymak, kabuğun altındaki bioaktif bileşiklerin de kaybı anlamına gelmekte.

Anlaşıldığı üzere tarımda pestisit kullanımı, endüstriyel tarımın en karanlık yüzü. Her işte olduğu üzere insan zekasını kötüye kullandığı andan itibaren tabiat zekasıyla ona hak ettiği cevabı veriyor. Bu cevap bazen hastalık bazen de ölüm oluyor. Tabiatın yasalarına ve ahlakına saygı duymadığımız sürece, tabiatın yasalarıyla insanlığı yok edeceği mutlak. İnsan aklını terbiye edemediğimiz sürece, tabiatın bizleri “yoklukla” terbiyesi hak değil midir?

Gülümser Heper

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner123
banner122

HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK

Haberi Oku