Gündem:
RASİM OZAN, NAGEHAN ALÇI ve CEM KÜÇÜK…
 Basın dünyasının belirli şahsiyetleri vardır. Bunların sürekli iktidar borazanlığı yapmalarının yanı sıra kimi dönemlerde ricat ettiklerine sonra yeniden parlatılıp vitrine çıkarıldıklarına sıklıkla tanık olmuşuzdur.

 Özal döneminde Cengiz Çandar, Mehmet Barlas ve Engin Ardıç daha sonraları Altan Biraderler, Baransu gibileri mesela. Doğrudur birçoğu ciddi eğitim almışlardır,  CV lerinde  Paris  “Sorbonne   Üniversitesi” yazanlar dahi mevcuttur. Birkaç dilde gayet iyi okuyup yazabilirler ayrıca diğer nitelikleri ile de biz “kenar mahalle yazar ve akademisyenlerinin” boy ölçüşemeyeceğimiz tiplerdir bunlar. Ancak her şey bu yüksek meziyetler olsa idi yedi yaşında görme yetisini kaybetmiş okur yazarlığı olmayan Veysel’in  düşünce tarihini özetlediği “Kim okurdu kim yazardı / Bu düğümü kim çözerdi/ Koyun kurdunan gezerdi/ Fikir başka başka olmasa...”  şeklindeki efsane dörtlüğünü kimsenin dikkate almaması gerekirdi. Veysel toprağı da  belki bir iki yıl hissedebildi yedi yaşına kadar ama Veysel’in toprak betimlemesi gücünde  kaç şiir yazıldı dersiniz ?..

 

Konuya dönelim. Yani medyanın parlak şahsiyetlerine...

Son günlerde bir yıldır sadece futbol meselelerindeki engin bilgilerini halkla paylaşan  ve siyaset konuşmaya tenezzül buyurmayan  Rasim Ozan Kütahyalı çok ani bir dönüşle yeniden açık oturumların önemli ismi haline geldi!

Karşısına, Ergenekon Balyoz sanıkları olmuş “koca koca” paşalar çıkarıldı. Rasim darbeler tarihini anlattı paşalar hak verdiler. Paşalar sanki bildiğiniz asker değil bir müzisyen, ressam hatta şair kadar zarif ve uysalken Rasim her zamanki el kol hareketleri ve vücut dili ile kafası geride işaret parmağını paşaların gözüne sokarcasına konuştukça konuştu. Hele Erol Mütercimler ile ilk karşılaşması  7-1 lik son  Almanya –Brezilya  maçı gibiydi. Benzer biçimde Nagehan Alçı oturumlara çağrıldı. Cem Küçük  de darbeler tarihi konusunda aynı jargon ile karşısına çıkarılan  bir kısım zevat  ile Ümit Zileli’ye seminer verdi.

 

Öncelikle iyi niyetle naçizane kişisel görüşümü belirteyim:  eğer karşınıza aldığınız kişiler iktidarın beslediği usta demagoglar ise özellikle bizim gibi okuma ve sorgulama alışkanlığı olmayan toplumlarda yaptığınız tartışmalarla o demagogların,  demagoji /hamaset / retorik yolu ile daha güçlü bir propaganda makinesi haline dönüşmesine hizmet ediyorsunuz. Sizin kibar zarif, sevecen yer yer karşısındakine hak veren centilmen tavrınız işe yaramıyor beyler. Buradan kavga döğüş edin anlamı çıkarılmasın. Siz çıkmayın programlara ve bu demagojinin yapılmasına izin vermeyin.  Örneğin merak ederim Derya Yanık ve Mehmet Sarı, Celal Ülgen’in olmadığı bir programda oylanacak yeni anayasa metni ile ilgili saatlerce konuşsa ne anlatır?

 

Dönüyorum Rasim Ozan’lı ve Cem Küçük’ lü tartışma programlarının içeriğine. İkisinin de ödevlerini iyi yaptıkları açıktı. Zaten Cem Küçük “Ben bütün kitapları okudum” şeklinde bir ifade kullandı. Rasim de boş durmamış elbet, konuşurlarken yaptıkları ezberin hakkını verdiler. Yer yer örneğin 12 Mart’ı ve 12 Eylül’ü üniforma içinde bizzat yaşamış subaylara  “Yok o şöyledir bu böyledir”  derken izleyenlerin,  (yanılmıyorsam) Rasim Ozan’ın 1981 doğumlu yani 12 Mart’ta ve 12 Eylül de daha henüz dünyaya gelmemiş olduğunu unuttuğunu paşaların ise o yıllarda sanki başka bir gezegende yaşadıklarını düşündüklerinden eminim. 12 Mart ve 12 Eylül Paşaları ile iki faşist darbenin ve 15 Temmuz zırvalığının savunucusu olacak değiliz elbet. Ayrıca elbette ki insan geçmişe dair düşünecek yazacak ve çizecek Aksini düşünmek abesle iştigal olur. Bunları yazışım askeri darbelere ve faşist cuntalara saldırma demagojisi ile sivil darbe ve diktatoryal eğilimleri, sivil otoritenin her türden antidemokratik uygulamalarını örtbas etme çabasının iğrençliğini sergilemek adınadır.

Bak Rasim Ozan arkadaş, bizlerin yıllarca lanetlediği 12 Mart ve 12 Eylül ile yenilerde de 15 Temmuz kepazeliği gibi girişim ve müdahaleleri elbette yerin dibine batıracaksın. Lakin kendini liberal demokrat olarak tanımladığın yerde sivil otoritenin antidemokratik uygulamalarını halının altına süpürüyorsan işte bu demagoji oluyor. Bu anlamda sana gereken yanıtı vermekten imtina eden tartışmacılar da sana hizmet etmiş oluyor. Örneğin veryansın ettiğin  27 Mayıs darbedir doğru… Olmamalıydı tamam. Ancak 1954 seçimlerinde (Eminim okumuşsundur ve biliyorsundur) Kırşehir’den beklediği oyu alamayan Menderes’in koskoca şehri ilçe yapıp Nevşehir’e bağlamasının bir sivil darbe olduğunu ıskalayıp, Menderes’i bir demokrasi kahramanı ilan edersen bu demagojiyi de geçip başka bir tanıma giriyor. Sen ve Mütercimler gibi okumuş adamlar bunu ıskaladıysa da başlangıçtaki Veysel ile ilgili bölüme atıf olması anlamında; bir halk ozanın durumu tarihe nasıl not düştüğünü aktarıyorum.

Elli dört senesi bahar ayında

Vilayetti kaza oldu Kırşehir

Terakki yılları yirminci asırda

Açan bir gül idi soldu Kırşehir

Menderes bu dünya sana da kalmaz

Bir oy için koca Kırşehir yanmaz

Adliye bakanı Osman utanmaz

Öz evladın başın yardı Kırşehir

 

Nebioğlu HASAN…

TV programları ile ilgili devam ediyorum. Her ne kadar aynı programlarda yer almasalar da Rasim Ozan ve Cem Küçük’ün  söylemleri o denli benzerdi ki şaşırmamak elde değil. Örneğin ikisi de eskiden ağız dolusu giydirdikleri Kemalistlere ve Kemalizm’e saldırmaktan imtina ederken işi gerçek Kemalistlerin aslında 27 Mayıs’a da karşı olduklarını ileri sürmeye kadar vardırdılar. İkisi de Kemalist görünümlü ama aslında Kemalist olmayan kişilerle gerçek Kemalistlerin birbirinden ayrılması konusunda hemfikirdiler. Bu konuda yeni keşfetmiş olacaklar ki aynı ismi model olarak gösterip telaffuz ettiler:

Mustafa Rüştü Erdelhun…Hiç itirazımız yok.Ancak kullandıkları bu ortak dil bir takım ipuçlarını da açığa çıkarıyor…Haydi onları da yazarak sonlayayım. Rasim Ozan’ın yeniden siyasi tartışmalara dahil olmasını, yukarıda belirttiğim ortak dili ve Cem ile aynı yere vurma meselesini sadece son günlerde askeriyede başörtüsü serbestisinin gündem olması ve darbe söylentilerinin değerlendirilmesi olarak algılamak safdillik olur diye düşünüyorum. Bütün bunları, her ne kadar iktidar sahipleri kabul etmese ve saklamaya çalışsa da  referanduma ilişkin “evet” oylarının  epey düşük olduğunun göstergeleri olarak algılamak mümkün. Bu anlamda AKP nin bir taraftan seçmeni içerisindeki liberal tayifenin  oylarını kaybetmemek diğer taraftan da Kemalistlere şirin gözükerek özellikle sandığa gitmeyecek olanlardan oy devşirmek gibi bir telaş içinde olduğunu ifade etmek yanlış olmaz.

E bu konjoktürün propaganda sürecinin baş aktörlerinden birinin çağdaş görünümlü “Liberal demokrat entelektüel” Rasim Ozan Kütahyalı olmasından doğal ne olabilir ki?...

 

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

AÇLIK GREVİNİN 75. GÜNÜ TUTUKLANDILAR
SÜHA ALPARSLAN/ bİRGÜN GAZETESİ 29.6.2011

Haberi Oku