Gündem:
'SİLAH TAŞINSA NE OLUR, TAŞINMASA NE OLUR?” 'YAYINLANSA NE OLUR, YAYINLANMASA NE OLUR?”

Cumhurbaşkanı Suriye’ye giden MİT Tırları için 1453.  Muhtar Efendiler toplantısında “İçinde silah taşınsa ne olur taşınmasa ne olur?”  dedi.

Bu cümle MİT Tır’ları içindeki malzemeye meşruiyet kazandırması açısından, bazı Türkmen gruplarının silaha gereksinmeleri olduğu haberleri medyada yayınlanırken, akıllıca bir kabullenme idi.

Cumhurbaşkanı tarafından iki önemli gazeteci Can Dündar ve Erdem Gül “içinde silah bulunan MİT Tırları” haberini yaptığı için yargılanmadan bir gün evvel söylenmişti bu söz.

Savcılık hakkında tutuklama isteyince verilen arada Can Dündar daha akıllıca bir yanıt verdi bu sözlere “O halde yayınlansa ne olur, yayınlanmazsa ne olur?”

Karşılıklı bu iki sözden sonra aslında mahkeme kararının tutuklanma ile sonuçlanmayacağı kanısı hâkim oldu kamuoyunda.

Öyle ya Can Dündar ve Erdem Gül’ü bizzat mahkemeye veren müşteki Cumhurbaşkanı dahi önemsemiyordu ki olayı.

Ama tam aksi oldu, gece mahkeme uzun saatler ara verdi, sonra Can Dündar ve Erdem Gül hakkında tutuklama…

Niye bu kadar uzun sürmüştü ara?

Tam yemek saatiydi, yemek mi uzun sürdü, başka önemli mercilerden son mütalaaları mı beklendi(!), yoksa Sayın Hâkim tutuklama kararını alırken kılı kırk mı yardı?

Bilmiyoruz.

Ama kamuoyu dâhil hepimiz şunu atlamıştık.

Geçtiğimiz Mayıs ayında MİT Tır’ları haberi Cumhuriyet’te yayınlandıktan sonra, Cumhurbaşkanı Can Dündar’ı kastederek “Haberi yapan bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu” demişti.

Üstelikte müşteki bizzat Recep Tayyip Erdoğan’dı.

Gece geç saatlerde tutuklama kararı çıktı.

Peki, şimdi biz de soralım,

“Can Dündar ve Erdem Gül tutuklansa ne olur, tutuklanmasa ne olur?”

Konjonktür müsait,

Milletin başında savaş yelleri esiyor.

Bahçeli yine yaptı yapacağını, “Hükümetimi bu konuda yalnız bırakmam” dedi.

Kurtlar Vadisi hazır, gece de Polat Alemdar’ın Siyah Sancak örgütü Suriye dağlarında 150-200 kişi öldürüyor, gecenin yine reyting birincisi.

Her tarafta mehter marşları, Suriye topraklarında ne idüğü belirsiz  II. Sultan Murat Han Taburu bilmem ne..

Küçük büyük faşist unsurlar Rusya’ya savaş ilan etti bile.

Evet,

Can Dündar ve Erdem Gül tutuklanmasa idi, konjonktürle birlikte hesaplandığında sürpriz olurdu, biz sübjektif iyi niyet karinesi ile hareket ederek ya da saflığımızdan olsa gerek mahkeme dışarıdan görülür falan diyorduk ama…

Tutuklandılar.

Tutuklanmasa bir şey olmazdı, konu başka bir minvalde konuşulmaya devam ederdi.

Şimdi, ise Türkiye’de ki koyu karanlığın farkına varmayan kaldı ise dünya ölçüsünde onlar da farkına varacak.

Katıldıkları her uluslar arası toplantıda basını özgür olmayan bir ülkenin diğer bütün kurumlarının da özgür olamayacağı suratına suratına söylenecek katılımcıların.

Dünya milletler ailesinde yalnızlığımız daha da artacak.

Amerika dahi kendi kamuoyunu düşünerek, çıkarlarını bölgede gözetirken daha temkinli davranmak zorunda kalacak…

Desteğe en çok ihtiyaç duyduğumuz uluslar arası konjonktürde yine itilmiş, kakılmışı oynamaya devam edeceğiz.

İçerde ise,

İçerde savaş tamtamları esiyor.

Enverist politikalar, yayılmacı politikalar, faşist politikalar, ırkçı politikalar toplumda bir karşılık buldu.

Yeni Osmanlıcılığın toplumda bir karşılığı var, artık.

Aslında normal bu, her toplumda yabancı düşmanlığı, faşizmin bir taraftar kitlesi olur.

Fransa’da L epen, Yunanistan’da Altın Şafak vs.

Ama Türkiye’de faşizmin istiap haddi doldu, kamyon jantta gidiyor.

Bu tür faşist politikaların kamuoyuna yüksek dozda enjekte edilmesi hallerinde tarihsel örneklerde ne oldu ise Türkiye’de de o olur.

Tabii bire bir aynı değil, tabii “tarih tekerrürden ibaret değildir”

Ama sunun altını çizmekte fayda var, I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası Enverist yayılmacı işbirlikçi politikalar Sevr Anlaşması ile sonuçlandı ise, yüzyıl sonra Türk-İslam sentezinin mezhepçi politikalarla desteklenen siyasi iktidarın Akist anlayışı da  Türkiye Cumhuriyetini çok zor durumlarda bırakır.

İçeride ise toplumun önde gelen kesimlerinin temsilcileri tahakküme baskı-tedip –tenkil’e tabii tutulur.

Tutuklanır, sindirilir, havuç&sopa işbirliği ile susturulur.

Direnen direnir.

Böyle anlarda herkesten direnmesini bekleyemezsiniz, pasifize olan olur, dönen döner, korkan korkar.

Korku insani bir duygudur.

Ama yine burada öncünün rolü öne çıkar ister istemez, öncünün sarsıcı, kararlı duruşu ile toplumda sempati güvene, güven desteğe de dönüşebilir.

Bu faktör de belirleyici olabilir.

Yine toplumun bütün kesimlerinin farklılıklarını öne çıkaran değil, birlikteliklerini ön plana alan “Faşizme Karşı Birleşik Cephe” formülasyonları da mutlaka halk arasında karşılığını bulur.

Kararlılık belirleyicidir, baskıya direnmek kutsal bir haktır.

Öyle ise suskunluğa hayır diyerek bıkmadan, yılmadan, yorulmadan Faşizme karşı mücadele, Enverist politikalara karşı çıkma hattını ilmek ilmek örme zamanıdır.

Son söz,

Can Dündar ve Erdem Gül onurumuzdur…

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122

BOLU'DA ÇEKİCİLER KONTAK KAPATTI!
Bolu'da, akaryakıt zamlarını protesto etmek için bir araya gelen çekici sahipleri anahtarlarını bırakarak...

Haberi Oku