Gündem:
TÜKETME, YAVAŞLA, ÖZGÜRLEŞ
 Türkiye'de 30 milyon insanın kredi borcu varmış.

Yani çocukları çıkarırsanız, sokağa çıkabilen neredeyse herkesin.

Sizce bu ne anlama geliyor?

 

Türkiye'de AVM'lerin 2017 ciroları 107 Milyar TL, 2018 beklentisi 125 Milyar TL imiş.

Yani bir çeşit alışveriş/tüketim çılgınlığı yaşanıyor.

Çocuklarımız borçla doğuyorlar.

 

Oturup düşünmemiz ve "ihtiyacı" tanımlamamız gerekiyor..

Daha yeni cep telefonu, daha hızlı araba, daha çok ayakkabı, yeni moda giysiler, daha büyük evler…

Durmadan tüketiyoruz.

Kazanmadığımız kadar tüketiyoruz.

Dünyamızın karşılayamayacağı kadar tüketiyoruz .

Adeta dünya bize yetmiyor ama başka bir dünya da yok.

Daha fazla tüketebilmek için zamanımızı, hayatımızı tüketiyoruz.

 

Cep telefonumuzdan memnunuz ama yenisi çıkınca kendimizi almak zorunda hissediyoruz.

Arayacağın kişiler aynı olduktan sonra telefonun yeni olması ne fark edecek?

Arabamız bizi istediğimiz yere ulaştırıyor ama daha hızlısını, daha güçlüsünü almak istiyoruz.

Yeni aracın 4×4 olunca mı dağlara çıkıp kamp yapacaksın?

Evimizde mutluyuz fakat popüler bir sitede rezidans almak için için on yıllarca ödeyeceğimiz borcun altına giriyoruz.

Rezidansta oturunca daha mutlu mu olacaksın?

Daha pahalı kıyafetler giyince daha çok mu arkadaşın olacak?

Her ay ödemen gereken faturalar arttıkça daha mı özgür olacaksın?

 

Satın aldıkça daha popüler, daha güçlü, daha güzel, daha cesur, daha mutlu olacağımızı sanıyoruz.

Satın aldığımız ancak mutluluğumuza, yaşam kalitemize bir katkısı olmayan “şeyler” yüzünden her ay daha fazla fatura ödemek,

daha az parayla geçinmek, daha çok çalışmak zorunda kalmak ne kadar akıllıca olabilir?

 

Daha mutlu olabilmek için satın aldıklarımız, ödediğimiz borçlar,

mutlu olamayıp daha çok satın almamız ve ödememiz gereken daha fazla borç derken..

hayatlarımız akıp gidiyor…

 

Daha çok satın alabilmek için daha hızlı yaşıyoruz.

Hayata yetişebilmek için kendimize ve sevdiklerimize daha az zaman ayırıyoruz.

Zihnen ve fiziken daha çok yoruluyoruz ,daha mutsuz oluyoruz.

Buna rağmen ne kadar kazanırsak kazanalım kazandığımız para yetmiyor.

Daha çok çalışıyoruz, daha hızlı yaşıyoruz.

Sürekli bir yerlere yetişmemiz, başka bir yerde olmamız gerektiğini hissediyoruz.

Nerede olursak olalım sanki başka bir yerde olmamız gerekiyormuş,

kaçırdığımızı bir şeyler varmış gibi tedirgin yaşıyoruz.

Hırsımıza esir, korka korka yaşıyoruz.

 

Gelin biraz yavaşlayalım. Yavaş yaşayalım.

Satın almadan önce “Buna gerçekten ihtiyacım var mı?

Bunu alınca daha mutlu mu olacağım?

Hayatımda ne değişecek?” diye soralım.

Mutluluğu satın almaya çalışmak yerine bizi mutlu edecek şeyler yapalım.

Kendimden örnek vermem gerekirse, her konuda sadeleştikçe daha mutlu olduğumu fark ediyorum.

Azalttıkça daha iyiyim sanki.

 

Sevdiklerimizle, arkadaşlarımızla daha çok vakit geçirelim.

Yerel ürünler tüketelim, küçük esnafa destek olalım, sokaklarımıza sahip çıkalım.

Köylülerimize çiftçilerimize sahip çıkalım.

Saksıda bile olsa organik üretmeye çalışalım.

Doğayı koruyalım diye tweet atmak yerine; doğayı yaşam tarzımızla, gerçek hayatta koruyalım.

Bozulunca atmak yerine tamir edelim, geri dönüştürelim.

Giymediğimiz kıyafetleri bir kenara ayıralım, ihtiyacı olanlara verelim.

Takas pazarları kurulmaya başlanmış İstanbul’da..

Çok hoşuma gitti bu.

 

Dünya genelinde her yıl 6 milyon çocuk açlıktan ölüyor!

Dünyada yaklaşık 1 milyar insan açlık sınırında yaşıyor, 1 milyardan fazla insan ise obezite sorunuyla boğuşuyor.

Obezite ve kozmetik sektörlerinin yıllık ticaret hacmi 1.5 trilyon dolara ulaşmış durumda.

Yeryüzü kaynaklarının tamamına yakınını, yeryüzü insan nüfusunun sadece %2'lik bir bölümü kontrol ediyor

ve dünya zenginliğinin yine tamamına yakınının üstünde, bu aynı kaymak tabakası oturuyor.

 

Bunca adaletsizliğe rağmen nasıl oluyor da,

Dünya fütursuzca dönüyor?

Bu ne yaman çelişki?

 

Bir Şaman öğretisi şöyle der:

 

“Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz.

Nehirler kendi suyunu içemez.

Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez.

Güneş kendisi için ısıtmaz.

Ay kendisi için parlamaz.

Çiçekler kendileri için kokmaz.

Toprak kendisi için doğurmaz.

Rüzgar kendisi için esmez.

Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz.

Doğanın anayasasında ilk madde şudur:

Her şey birbiri için yaşar!

Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur...

Eski çağlarda yürürlükte olan bir anlayıştı bu.

Bütünlüğü anlatırdı, özü iki cümleydi:

"Ben, biz olduğumuz zaman ben olurum."

"Ben, ben olduğum için

Sen, sensin."

 

Doğada her şey birbiri için var olup;

Birbirini tamamlıyorken,

Aklıyla pek övünen İNSAN, doğada kendini en üstün gören yaratık

Birbirinin kuyusunu kazmak, birbirinin hakkını yemek için var!

Böylesi “akıl” olmaz olsun!

 

“Sürekli satın alarak” medeni olamayız!

Durup bir soluklanalım, hayatın tadına varalım.

Hem kendimiz hem başkaları için daha iyi bir yaşam kuralım.

Sadece almak mutlu etmez insanı, vermek de mutlu eder.

 

Unutmayın: ‘Birileri her an size bir şey pazarlamaya çalışıyor.’

Ve unutmayın bunu sizi kendinizi mutsuz hissettirerek ve tüketince mutlu olacağınızı düşündürterek yapıyor.

Almaya karar vermeyelim hemen..

Düşünelim biraz, buna ihtiyacım var mı gerçekten?

Göreceksiniz mutluluk sürekli almakta değil, sadelikte gizli..

 

 

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

PES
Ülkü Mert Yazdı

Haberi Oku