Gündem:
TÜRK MODERNİTESİNE KARŞI BEŞİNCİ SINIF İHANET
 24 Kasım GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’e Başöğretmenlik ünvanının verildiği gündür. Fakat, 24 Kasım basit bir ünvan verme alma günü ya da Amerika’nın faşist çocuğu Kenan Evren’in Atatürkçülük şaklabanlığını oynamak için icat ettiği gün hiç değildir.

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK zaten Türk modernitesinin ve çağdaş Türk Kültürünün üretilmesinin Başöğretmeniydi ve hala Başöğretmenimiz ve hala önderimizdir. %10'dan azının okuma yazma bilmediği bir toplumu %90 okuryazar duruma yükselten OKUMA ve YAZMA SEFERBERLİĞİNİN İLAN EDİLDİĞİ, Türkçenin, Türk vatandaş kimliğinin ve çağdaş Türk kültürünün üretilmesinin temellendirildiği günü simgeler 24 Kasım 1928.

ATATÜRK, 7’den 70’e her vatandaşın katıldığı okuma ve yazma seferberliğine, Türkçe okuma ve yazma öğretmesi için çocuklarla bire bir ilgilenmek durumunda olan kadınların katılmasını özellikle istedi. Saygı değer ustamız RESSAM ŞEREF AKDİK 24 Kasım 1928 gerçeğini resimleriyle kanıtlayarak gösterdi.


Ressam Şeref Akdik/Millet Mektepleri
Çağdaş Türk kültürünün üretilmesi mücadelesinde 24 Kasım başta olmak üzere ÖĞRETMENLİK YAPTIĞIMIZ HER GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN.

Gelelim ilkokul beşinci sınıflarda resim, müzik ve beden eğitimi derslerinin kaldırılması ve 6 saat İngilizce dersi konulması ihanetine!

Abece Eğitim ve Ekin Dergisinin Mayıs 2004 tarihli 213 sayısında “Sanat Eğitiminde Korku Sorununun İrdelenmesi” başlığı altında yazdığım makaleyi burada kısaca özetleyeyim.

İlkokul 4 ve 5’inci sınıflarda okuyanlar, 10-12 yaş Somut İşlem Basamağı çocuklarıdır. Ön Adölesans- Ön Ergenlik Dönemini yaşayanlardır. Her şeyi somut biçimde karşılaştırarak algılama, düşünme, ölçme, değerlendirme, yorumlama ve yargılama aşamasındadırlar. Ben, bu aşamayı özellikle Resim-İş dersi için Çocuğun Görsel Bunalım Aşaması, Görsel Ergenlik Dönemi, Çocuğun 10 Yaş Bunalımı tanımlarıyla tamamlıyorum.

Resim dersinde; çocuk, okulöncesinde ve dördüncü sınıfa gelene kadar resimlerini gördüğüne benzetme kaygısına girmek istemeksizin, çocukça ve kendi bildiğince, özgürce çizip boyar. Fakat, somut işlem basamağı yaşına gelen çocuk, yaptığı resimlerin somut olana yani doğa gerçekliğine benzemediğini algılar, düşünür ve karamsarlığa kapılır. Bildiği ile gördüğünün çatışmasını ve çelişkilerini yaşar. Resim-İş öğretmenine en çok ihtiyaç duyduğu aşamaya girmiştir artık.

Müzik dersinde; en az düzeyde sayma, sesleri karşılaştırma, tartım, devinme ve şarkı söyleme işlemlerini gerçekleştirmeye çalışır.

Beden Eğitimi dersinde; çocukluktan ergenliğe geçişin ve vücut olanaklarının bilişsel, duygusal ve psikomotor-biyolojik, cinsel ve fiziksel- çatışmasını yaşar ve sorun edinir.

Matematik dersinde; yaşamın somut ve karşılaştırmalı problemlerini (bir havuz diğer havuza göre ne kadar zamanda boşalır ya da dolar, bir araba kaşı yönden gelen bir arabayla hangi hızla hangi noktada karşılaşır…) çözümleme davranışı geliştirmeye çalışır.  

Fen Bilgisi derslerinde; doğaya ve insana ilişkin somut deneyleri, olgu ve olayları sorgularken, enerji, enerjinin enerjiye dönüşümü, ışık, ses gibi soyut kavramların yaşamında nasıl yer alıp almadıklarını tartışan davranış özellikleri geliştirir. Daima doğa gerçekliklerini birbiriyle karşılaştırmayı sorun edinir.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersinde; çocuk, bir dine, bir mezhebe dayandırılmış inanç ile diğer inançların çatışmasını, özellikle bilimle çatışmalarını ve çelişkilerini yaşar. Çocuğun yaşamına ilişkin somut arayışlara, somut çözümler üretme sürecine girdiği bu dönemde, soyut çelişkilerin ve dogmaların batağına çekilerek, yüreğinde günahları ve sevapları yazanların korkusunu hissettirmekten uzak durulmalıdır. J. J. Rousseau, özellikle bu dönemde çocuklara din eğitimi verilmemesini savunur.

Türkçe dersinde; çocuğun kullandığı dil, doğanın ve kendi yaşantılarının somut detaylarını algıladığı oranda gelişme gösterdiği için, temel cümleyi, birleşik cümleyi, sıfat, zamir, edat gibi ayrıntılara girerek ve karşılaştırarak cümle yapısını çözümlemeyi, kısaca Türkçeyi gerçek anlamda öğrenmeyi sorun edinir.

Türkçeyi öğrenmesi gerektiği bir dönemde çocuğa 6 saat İngilizce öğretmeye çalışmak cahillikle suçlanacak kadar basit bir olay değildir. Bu girişim, Türkçeye, Türk kimliğine ve çağdaş Türk kültürünün üretilmesine düşmanlığın ve ihanetin göstergesi olacaktır.

24 Kasım 1928 Türkçenin, Türk vatandaş kimliğinin ve çağdaş Türk kültürünün üretilmesi hareketinin başöğretmeni GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün okulllarında önce Türkçe öğretilir. Türkçeyi öğrenirken, bir başka yabancı dilin farklılıklarını öğrenmek amacıyla yabancı dil eğitimine başlanır. Türkçe dersinin üç kat fazlası 6 saatlik İngilizce dersiyle değil!

İki yıl önce, ataların mezar taşlarını okumak bahanesiyle Osmanlıcayı paravan olarak kullanıp Arapçanın Türk çocuklarına dayatıldığı gibi, şimdi de 6 saatlik İngilizce dersi paravan olarak kullanılacaktır. İleride “İngilizce öğretemiyoruz” bahaneyle İngilizceyi kaldırıp yerine “Nasıl olsa ileride İmam Hatip Okullarına gidecekler…” cinliğiyle, 6 saatlik Arapça dersine yol açmaya çalışıldığı kabak gibi ortadadır.

Bu gidişatın sonu, dindar ve kindar nesil yetiştirmeyi kat be kat aşarak, Dürrizade Abdullah gibi, FETÖ gibi, Tokatlı vatan haini ve Türk düşmanı Mustafa Sabri gibi, Türk olmaktan nefret etmeye ve Türk düşmanı yetiştirmeye varacak kadar ileri gidecektir.

İşte gerçek bir örnek; Aydınlık Gazetesi yazarı Rıza ZELYUT’tan 17 Kasım 2017 tarihli “Tokat’ta Hortlatılan Mustafa Sabri 1927’de Neler Yazmıştı” başlıklı yazısından alıntı:

“…Aslında Türk kökenli olan Mustafa Sabri, Arapçı zihniyetle yetiştirildiğinden Türk düşmanı olup çıkmıştı. Bu adam Türkleri, “Allah’ın kahrettiği, kötü, yok olmuş ahali” olarak aşağılıyor. Kalan az kısmı ise yırtıcı hayvana benzetiyor. Sürgün olduğu İskeçe’de 1927 yılında yazdığı şiirde bunlar var:

“Badema; şahit olsun işte cihan/ Yalnız Müslüman ve insan/ Olarak kalmak üzere, Türklükten/ Şeref ve izzetimle istifa ediyorum/ Allah’ın huzurunda!.../ Oh, hürriyetim tamam işte!.../ Çoğu makhur ve münderis ahali;/ Azı kahir ve müfteris hayvan/ Denecek kavme intisabı nasıl/ Red ve inkar ederse, elhasıl/ Ben de ayniyle reddedip Türk’ü,/ Tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme/ Beni Türk milletinden addetme”

(Badema: Bundan sonra. Makhur: Allah’ın kahrettiği; aşağılanmış olan. Münderis: İzi, nişanı kalmamış olan. Müfteris: Yırtıcı. Kahir: Zorlayıcı. İntisab etmek: Bir yere bağlanmak. Elhasıl: Kısacası. Addetmek:Saymak.)”

Ressam Şeref Akdik Mektebe Kayıt

 

 

 

 

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

BUGÜNLERE NASIL GELDİK
Doç. Dr. Faruk GÜÇLÜ

Haberi Oku