Gündem:
VATAN HAİNİ

2016 Mart sonlarıydı. Düzce’de Osmanlı Ocakları denilen paramiliter örgüt Düzce CHP İl Başkanına “vatan haini” sloganları ile saldırmıştı. Aynı hafta sonu Bolu’da ise “Boyun Eğme” dergisini satan gençlere İslami cihatçı bir grup aynı saikle saldırmak istemiş. Gençler bunların saldırılarını geri püskürtmüştü.

O gün Medya 14 de “Vatan haini” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Son günlerde güvenlik güçlerinden de destek aldığını tahmin ettiğimiz bazı tekil kişiler, vatan kendilerinden sorulurmuşçasına önüne gelene sataşmayı meslek haline getirdiler.

İşte tam dört yıl sonra “VATAN HAİNİ” yazısını tekrar yayınlıyorum.

“VATAN HAİNİ”

Türkiye’de genel kabul gören bir “vatan haini” açıklaması yoktur.

Kişilerin, kurumların, siyasi yapıların durdukları yere göre “vatan haini” kavramı değişkenlik gösterir.

Görecelidir kısacası, subjektifdir.

“Vatan haini” kavramına İstanbul Etiler’den bakarsan farklı, KüçükArmutlu’dan bakarsan farklı sonuçlar çıkarırsın.

Oysaki bu iki semt kuş uçumu birbirine 1 km mesafededir.

KüçükArmutlu’dan baktığında Etiler Ak Merkezi, Etiler’den baktığında şimdilerde kentsel bölüşüm sürecine direnen KüçükArmutlu’yu görürsün.

Ama birbirine yapışık bu iki semt sakinlerinin “vatan haini” tanımlamasından ortak bir metin yaratmak olanaksızdır.

Aynı örneklemeye devam edersek, Yozgat merkezde yaşayan bir vatandaş ile Cizre’de yerinden yurdundan edilmiş, evi yerle bir edilmiş insanları da ortak bir “vatan haini” metninde birleştirmek mümkün değildir.

Örnekler çoktur ülkemizde.

Trabzon Uzunçarşı’da milliyetçi hassasiyetleri tavan yapmış bir esnaf ile Artvin’de dükkânını kapatıp Cerattepe direnişine katılan esnafı da ortak bir “vatan haini” metninde buluşturmak nafile bir çabadır.

Siyasilerde “vatan haini” tanımında bir araya gelemezler.

Saray ve sarayın ideologlarına ve bizatihi Cumhurbaşkanına göre akademisyenler, sendikacılar, gazeteciler, sarayın politikalarına karşı çıkanlar, HDP’ller, , cemaat mensupları hatta son zamanlarda CHP’liler vatan hainidir.

Diğerlerine göre Zarrab’la işbirliği yapanlar, MİT Tırları ile cihatçı örgütlere silah taşıyanlar, Laik Cumhuriyeti yıkmaya çalışanlar, basın özgürlüğünü yok edenler, milletin malına sorgusuz, sualsiz el koyanlar, hukuktan kaçmak için yargıya müdahale edenler, anayasayı rafa kaldıranlar vatan hainidir.

Görüldüğü gibi “vatan haini” kavramı izafidir.

Bana göre “vatan haini”, sana göre “vatan haini” değişkenlik arz eder.

Bu halkı kutuplaştırarak ortada bir “vatan haini” umacısı yaratıp iktidarlarını devam ettirme uğraşında olanların son dönemlerde yaygınlaştırdığı bir kavramdır.

Aslında konu sınıfsaldır.

Vatan hainliği son tahlilde ülkede hâkim sınıflar kombinasyonu, oligarşinin kullanmaktan hoşlandığı, gerekli gereksiz yere yinelediği bir kavramdan öte bir derinliği yoktur.

***

Ahmet Kaya örneği bu konuda çok çarpıcıdır.

Ahmet Kaya, 12 Eylül Cuntası tarafından “vatan haini” olarak nitelenmiş, cunta işportacı tezgâhlarında Ahmet Kaya kaseti avı başlatmış.

Bir müddet sonra Ahmet Kaya kabullenilmeye başlanmış, televizyonların vazgeçilmez sanatçısı olmuş ardından Hürriyet gazetesinin montaj fotoğrafı sonrası tekrar “vatan haini” olarak ilan edilmiş, Ahmet Kaya ülkesine hasret Paris’te hayatını kaybettikten sonra, bizzat Recep Tayyip Erdoğan ve AKP marifeti ile Ahmet Kaya’nın anısına eşi Gülden Kaya’ya devlet sanatçısı ödülü verilmiştir.

Herhalde şimdilerde yaşasa idi Ahmet Kaya tekrar “vatan haini” olarak yaftalanırdı.

Aynı örnek vatan şairi Nazım Hikmet içinde geçerlidir.

Nazım Hikmet “vatan haini(!)” olarak Sovyetler Birliğinde ölmüş.

Bütün siyasi iktidarlar dünyanın kabul ettiği bu vatan şairinin mezarını Türkiye’ye getirmek için çaba göstermiş,ancak Nazım Hikmet Vakfı gibi kurumlar ülkede “vatan haini” tanımı değişkenlik arz ettiği için vatan şairinin mezarının Türkiye’ye getirilmesine izin vermemişlerdir.

***

İşte bu “vatan haini” tanımlaması son aylarda, özellikle 1 Kasım’dan sonra bizzat Recep Tayyip Erdoğan tarafından yaygınlaştırılan, sıkça telaffuz edilmeye başlanılan bir kavram.

Bu ayrıştırıcı dil, önlenemeyen terör olayları ile birleşince ülkeye tam bir kaos havası hakim oldu.

Sanki ülke vatan hainleri ve milliyetçi, İslami vatanperverler ikilemine sokuldu yeniden, adeta ortadan ikiye ayrıldı.

Kutuplaşma giderek derinleşiyor.

Açıkçası olan bitene hakkında şöyle bir değerlendirme yapmakta mümkün.

Kendi deyimleri ile 90 yıllık enkazı kaldırıp yerine Osmanlı İmparatorluğunun kalıntılarından yeni bir devlet inşa etmek isteyenler ile laik, cumhuriyetçi yapıyı muhafaza etmek isteyenler, misak-i milli sınırları içerisinde bir ve bütün halkların özgürce birlikteliğine dayalı, halklar hapishanesine dönüştürülememiş, Ortadoğu bataklığından alabildiğine uzak aydınlanmacı bir Türkiye savaşımı bu.

İşte bu mücadele son dönemlerde “vatan hainliği, vatanperverler” ikilemine sokulmaya çalışılıyor.

Daha da indirgersek, tekelci sermaye ve gericiler, faşistler “vatanperver”, diğerleri aydınlanmacılar, özgür bir Türkiye isteyenler “vatan haini.”

Bu ikilem, hakim ideoloji tarafından pompalanıyor.

Ülkenin hemen her yerinde bu ikilemden nasibini alanlar, artlarında devletin resmi güçleri, “vatan haini” olarak tanımladıkları kişi ve siyasi yapılara saldırıyorlar.

İşte hemen yanı başımızdan iki örnek;

Osmanlı Torunları denilen gerici, cihatçı derneğin militanları CHP Düzce İl Başkanına “vatan haini” diyerek saldırıyor, utanmadan, arlanmadan bu saldırıyı da sosyal medya hesaplarından video ile yayınlıyor.

Kendilerine de “Osmanlı timleri” diyor pervasızca.

Yine Cumartesi günü “Boyun Eğme” dergisini satan Komünist Partili gençlere bir grup faşist yanlarında cihatçı teröristler ile saldırıyor.

Akşamında bu faşist saldırıyı havuz kanalları “Dergi provokasyonu” olarak veriyor.

Bazı aklı evvel, münafık, faşo, gerici, faşistlerde bindirilmiş kıtaları“halk ile dergi satanlar arasında kavga çıktı” diye haberleştiriyor.

Senaryo baştan beri anlatmaya çalıştığımız gibi çok farklı.

Murat Uçar hocamızın da yazdığı gibi “Büyük Resim” i görmek lazım.

Bunların ağababaları geçmişte İstanbul kerhanelerini badanalatıp Amerikan askerlerini beklerken, Deniz Gezmiş ve arkadaşları Kabataş’dan conileri denize döküyor, yine bunlar aynı günlerde “vatan hainleri” diyerek devrimcilere İstanbul Taksim’de saldırıyorlardı. İki işçiyi şehit ediyorlardı.

Yıllar yılları kovalamış, ama aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde esprisi değişmemiştir.

Bu topraklar Osmanlı’dan bu yana haklılarla, saray yanlılarının mücadelesine tanık olmuştur.

Mustafa Kemal ve arkadaşları Milli Kurtuluş meşalesini Anadolu’da yakarken Damat Feritçiler, mandacılar, gericiler, Hürriyet ve İtilaf Partisinin saray entrikacıları İngiliz Muhipleri Derneğini kurarak İngilizlerle Sevr anlaşmasında mutabık kalmışlardır..

Değişen bir şey yok.

Yalnız figürler, entrikacılar, hilafet yanlılarının isimleri değişik.

***

Bolu’da ve Düzce’de faşist saldırıların anısına vatan şairi Nazım Hikmet’in “ Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala” şiirini ithaf ediyorum.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Mahmut Serdar KIZILAY 7 ay önce

Atina imzamı atarım.
Yazınızın başında ki tepitinize katılıyorum. Pir Sultan Abdal'ın çok güzel bir sözü var.
'Bizim meselemiz kapının itiyle değil, o kapının kendisiyledir.

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122

DİNCİ AKİT TABELAYA TAKTI!
Bolulu iş adamı Yurdaer Kalaycı Camlı Caminin bitişiğindeki yeni yaptırdığı binanın girişine 12.yüzyıl...

Haberi Oku