Bilindiği üzere pozitif hukukta “hak” dediğimiz kavram bireye hukuk düzeni tarafından tanınan yetkilerin toplamını ifade eder.

Mitolojik, dini ve yaradılışa ilişkin anlatımlarda kadının “erkeğin kaburgasından yaratıldığı, “insan ızdırabının kaynağı, baştan çıkarıcı, cennetten kovulmanın müsebbibi olarak sunulduğu malumdur. İnsan hakları bildirgelerinde yer alan “bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar” cümlesi insan haklarının ve kadın haklarının temelini oluşturur. Esasen bu cümle AYIRIMCILIK YASAĞININ başlangıç cümlesidir.

Tarihsel süreç boyunca (birkaç istisna hariç) iktidar hep erkeğe ait olmuştur. Erkek egemen toplum bu bağlamda Eril dil kullanarak (ayırımcı, kadını aşağılayan, alay ve nefret içeren sıradan faşizmin dili) hegemonik erkekliği meşrulaştırmış, cinsiyetçi yaklaşımını sürdürmüştür.

Ülkemizde 2004 yılında Anayasada yapılan değişikliklerle “kadın erkek eşitliği” ne ilişkin hükümler eklenmesine karşın “eşitlik” in hayata geçirilemediği kağıt üzerinde kaldığı malumdur.

Çoğunlukla kadının nasıl olması gerektiği erkek tarafından tanımlanmakta ve nasıl olacağı da erkek iradesine terk edilmektedir. Hatta eril iktidar, iktidarını kadın bedenine kadar taşıyarak kadın bedeni üzerinde de hak iddia etmekte, kadının kamusal alanda görünürlüğünü yok etmeye kalkışmaktadır. Kendisini kadın üzerinde tasarruf edebilecek aşkın güç olarak niteleyen erkek egemenliği kadını toplumsal hayatta kalıplara sokmakta, statülere bağımlı kılarak iktidarını kadın üzerinden sürdürmeye çalışmaktadır.

Ülkemizde kadın sorunu büyük ölçüde uygulayıcıların insafına terk edilmiştir. Bu durum doğrudan uygulayıcıların sosyo/kültürel anlayışı (büyük ölçüde politik kimliği ile) doğrudan bağlantılı olup nüfusunun yarısının kadınlardan oluştuğu düşünüldüğünde kadının sosyal ve ekonomik hayata nüfusla orantılı bir biçimde katıldıklarını söyleyemeyiz. Kadın toplumda halen “anne -eş” olma özel alanına sıkıştırılmıştır. Mesleği, eğitimi ve kariyeri önemsizleştirilerek kadın kamusal alandan özenle uzak tutulmaktadır. Bu uzak bırakma “geleneksel kültür” gibi içi boş bir söylemle desteklenmektedir.

Kadın istihdamı kamu sektöründe % 25 lere ulaşabilmiş, üniversitelerde ise kadınlar Profesör unvanını taşıyan erkeklerin yarısı kadardır. Üst düzey memurların sadece %10 u, yargıda görev alanların sadece % 34 ü ise kadınlardan oluşmaktadır,

Yargının toplumsal adaletsizliği gidermek, kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırmak gibi çok önemli bir işlevi olmasına karşın mevcut yargısal uygulamaların neredeyse kadına yönelik şiddeti bağışlanabilir ve hoşgörü ile karşıladığını söylemek yanıltıcı olmayacaktır. Duruşma tutanaklarında eksik olmayan “kadının erkeği tahriki” ile başlayan iyi hal indirimlerinin başkaca izahı bulunmamaktadır.

Kadın sorununun kökeninde mevzuattan çok karar vericilerin sosyo/politik davranışları belirleyici olmaktadır. Bu nedenledir ki kadın cinayetleri tamamen politik bir iradenin ürünüdür.

11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul'da imzaya açılan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi” (İstanbul Sözleşmesi) nin amacı 1. Maddede “Kadınları her türlü şiddete karşı korumak, kadına karşı şiddeti ve ev içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak” olarak tanımlanmıştır.

Madde “her türlü şiddet” ifadesi ile sadece fiziksel şiddeti değil, psikolojik ekonomik sosyal ve toplumsal cinsiyete dayalı her türlü şiddettir. ( Md 3-a)

Sözleşme ayrıca kadınının ev içi şiddet de dahil olmak üzere şiddete maruz kalmalarında yaşam hakkını sağlama, koruma ve hukuki, idare ve yargısal tüm önlemleri alma, uluslararası işbirliği yükümlülüğünü de getirmekte kolluk ve yargının işbirliğini öngörmektedir. Sözleşme “ayırımcılığın önüne geçmeyi, kadını güçlendirme ve kadın erkek eşitliğini de yaygınlaştırmayı” amaçlamıştır.

İstanbul Sözleşmesi neden önemlidir?

Kutsallaştırılmış aile yapısı bahane edilerek ve uluslar arası sözleşmelere bağlılık (ahde vefa) kuralının yok sayılarak çıkılmak istenen İstanbul Sözleşmesi ülkemizdeki kadın kazanımının kilometre taşlarından birisidir.

Sözleşme kadına yönelik her türlü ihlali İNSAN HAKKI İHLALİ OLARAK görerek somut tedbirler önerdiği için önemlidir.

Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ve ev içi şiddeti hedef alan ilk Avrupa sözleşmesi olma niteliğini taşıyan bu sözleşmeyi Türkiye’nin ev sahibi sıfatıyla ve ilk imzalayan ülke olması; kadın konusundaki hassasiyetin gösterilmesi bakımından önemlidir.

İstanbul Sözleşmesi, Ülkemizde var olan ve gizlenen kadına karşı şiddetin üzerindeki örtüyü kaldırdığı, kadına karşı şiddeti görünür kıldığı için önemlidir.

Sözleşmenin eşcinsel evliliklere izin verdiği, toplumu cinsiyetsizleştirdiği, kadına karşı şiddeti artırdığı, erkeği mağdur ettiği, boşanmaları artırdığı söylemleri birer safsatadan ibaret olup aksine, kadına karşı şiddeti meşru gören dinsel ve geleneksel anlayışı mahkûm ettiği için önemlidir. Sözleşme cinsiyetçi yaklaşımın ve ayırımcılığın insan hakkına ne denli aykırı olduğunu açığa vurmuş şiddete karşı koruma sağlamayı kısmen başarmıştır.

Şiddete maruz kalan kadının arkasında kamu gücünün olması gerektiği inancının yerleşmeye başladığı bu dönemde sözleşmeden alel acele çıkılmış olması tamamen siyasal bir ödün olup sözleşmeden CB kararı ile çıkılmasının da hukuki olup olmadığı ayrı bir yazının konusudur.

Sözleşmenin koruyucu ve denetleyici maddeleri, kadını erkeğin hizmetçisi, evinin kadını olarak gören ve kadını toplumsal hayattan uzak tutarak evine hapsetmeyi amaçlayan siyasal düşün anlayışının işine gelmemiştir.

Kadın cinayetleri ne kadar politik ise sözleşmenin kaldırılması da aynı amaca yönelik olup, cemaat, tarikat ve siyasal kliklerin talepleri ve siyasal destekler uğruna feda edilmiştir. Her gün bir kadının öldürüldüğü, kadına karşı şiddete “erkekten yana koruyucu” bir tavrın neredeyse kamusal bir yaklaşıma dönüştüğü ülkemizde İstanbul Sözleşmesinden çıkma çabaları, yüzünü çağdaş uygarlığa çevirmiş bir toplumun yine çağdaş değerlerden ricat ederek kadın kazanımının bir çırpıda yok edilmesi anlamını taşımaktadır.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122