Kadın:
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ UYGULANMALI

Aylin Sözer, Selda Taş, Vesile Dönmez, Betül Tuğluk, Selma Taşkömür, Vildan İnce, Kristina Novytska, Aslıhan Dal, Sevgi Tekin, Sevda Kösecik, Ayşe Yaylan, Hatice Soysal, Döndü Bakır, Neriman Kıvrak, Aleyna Yurtkölesi... Son on gün içinde hayallerinden ve hayatlarından koparılmış kadınlar…
 

Bir de faili 'netleştirilmemiş' olan kadınlar Aleyna Çakır, Nadira Kadirovaya, Gülistan Doku, Duygu Delen, Rabia Naz...
 

Rakamlara ve "ama"lara sıkıştırarak katliamların ötekileştirilmesini sağlamaya çalışan örgütlü bir şiddet dalgası duruyor kadınların karşısında. Bu şiddet dalgası "Evde kocana, işte patrona ve sokakta erkek devletin dayattığı normlara itaat edeceksin!" diyor; gücünü ve cesaretini ise yasaların uygulanmamasından alıyor.
 

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi Raporuna göre; Dünya genelinde her gün 137 civarında kadın aile fertleri tarafından öldürülüyor. Yine BM’nin hazırlamış olduğu istatistiklere göre; şiddet, tüm dünyada kadınların geçirdiği ölümcül trafik kazaları ve sıtmadan daha fazla can kaybına neden oluyor. Peki bu olumsuz istatistiklerde Türkiye’nin konumu nedir diye sorduğumuzda daha da karanlık bir tablo ile karşılaşıyoruz. OECD’nin (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) 2019 yılı Tek Bakışta Toplum Araştırmasına göre; 36 üye ülke arasında eşinden fiziksel ve duygusal şiddet gören kadın oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 38 ile Türkiye.
 

Ülkemizde kadını ve çocukları korumaya yönelik etkili kanunlar bulunmasına rağmen siyasi iktidar bunları uygulamamakta ısrar ediyor. Bunlardan en önemlisi toplumsal cinsiyetin tanımını yapan ilk uluslararası anlaşma olan İstanbul Sözleşmesi ve sözleşmenin somut adımı olarak çıkartılan Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 sayılı kanundur. İstanbul Sözleşmesi, kadın ve çocuklara yönelik oluşabilecek şiddete karşı önleme, koruma, yargılama ve cinsiyet eşitliğini sağlama noktasında devletlere görevler yüklemektedir.
 

Ayrıca şiddete yeterince tepki göstermedikleri takdirde, devletlerin sorumlu konumda olduğunu belirtmektedir. Türkiye sözleşmenin ilk imzacısı olduğu halde AKP iktidarı ötekileştirici, muhafazakarlaştırıcı ve kadının toplumsal varlığını silikleştirmeye yönelik politikalarına karşı tehdit olarak gördüğü için sözleşmeye yönelik itiraz seslerini yükseltmiştir.
 

Ayrıca Madde 3’te “kadın” teriminin 18 yaşından küçük kızları da kapsadığı ve çocuğu kasten evliliğe zorlamanın cezalandırılmasını temin etmek üzere her türlü tedbirin alınacağı belirtilirken; bu dönemde yapılan Çocuk İstismarcılarına Af Yasası ve çocuğun rızası doğrultusunda faille evlendirilmesine yönelik tartışmalar iktidarın İstanbul Sözleşmesine yönelik rahatsızlığının diğer bir nedeni olmaktadır.
 

Gelinen noktada iktidar tarafından İstanbul sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun uygulanmadığı gibi kadının ev içinde yaşadığı/ yaşayacağı şiddete ‘mahrem alan’ olduğu öne sürülerek müdahale edilmemiş, ev dışında yaşanan şiddet olayları ise münferit olarak adlandırarak geçiştirilmiştir. Kadına yönelik şiddetin failleri yeterli kanıt olmadığı gerekçesiyle ve iyi hal indiriminden yararlanarak kısa sürede serbest bırakılmış; cezasızlık yeni şiddet ve katliamlar için cesaret verici olmuştur. Aleyna Çakır’ın tırnak arasında ve vücudunda bulunan DNA örneklerinin aynı erkeğe ait olduğu tespit edildiği halde baş şüpheli olan Ümit Can Uygun’dan henüz DNA örneği alınmazken; şahıs yeni katliamları cesaretlendirici nitelikte hayatına devam etmektedir. İlimizde 23 Aralık 2020 tarihinde Karaçayır Parkında bir kadının bıçaklanması ve failin “Sarhoştum, neler olduğunu hatırlamıyorum.” şeklindeki ifadesi şiddetin ve şiddete karşı cezasızlığın geldiği boyutu göstermektedir. Öte yandan 8 Ocak günü evli olduğu erkek tarafından saatlerce şiddet gören ve kendisini korumak amacıyla Ramazan İpek’i öldüren Melek İpek, söz konusu kadınlar olunca korumayan yasalar tarafından tutuklanmıştır.
 

Yaşanan şiddete yönelik önleyici ve cezalandırıcı herhangi bir yaptırımın olmaması kadınların öfkesini ve eşitsizliğe dayalı ataerkil sisteme karşı mücadelesini artırmıştır. Toplumsal muhalefetin durulduğu bu dönemde baskılara rağmen temel insan hakkı olan "yaşam hakkı" için sokakları dolduran ve dayanışma ruhunu artıran kadınlar olmuştur.
 

Kadınlar İstanbul sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunun uygulanması; tek bir kadının, çocuğun nefessiz kalmaması için şimdi ve gelecekte inadına eşitlik ve özgürlük diyerek mücadeleyi sürdürmektedir.
 

Jean-Paul Sartre’nin dediği gibi “Bir duygu dünyayı tamamen değiştirir."
 

Şimdi kadınlar dalgayı tersine çevirmek için "Cesaret ve Dayanışma" diye haykırıyorlar.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122

3. KATTAN DÜŞEN KADIN YARALANDI!
Bolu’nun Sağlık Mahallesi’nde ikamet eden Döndü Güldemir(58) apartmanın 3. Katından düşerek yaralandı.

Haberi Oku