"google-site-verification" content="BBzqtWrXTOresAe-g1_fakLE8Sa7FhH5sxUsyofvfLs"
Kadın:
KADINLAR VAR

Yorgun adımlarını eve doğru sürüklerken eylül ayının hafif esintisi, cılız vücudunu sarsmaya yetiyordu. Koca dünyayı omuzlarında hisseder halde kendini eve atmak istiyordu bir an önce. Az kalmıştı; köşedeki marketi geçtikten sonra 47 adım daha atacak ve yalnızlığa, hapsolduğu evine kavuşacaktı. Elbette daha iyiydi; ikiyüzlü insanların sahte gülüşlerinden uzaklaşmak, iki kuruş fazla para alabilmek adına patrona yalakalık yapıp insanları gammazlayanları yaşamından def etmek ve iki oda bir salon evinde geleceğin güzel düşlerinde tüm kötülükleri yerle yeksan etmek.

“Daha bugün o Nergiz yine patronun odasındaydı ya hem de yanı başında. Kim bilir yine neler yumurtluyordu adama hatta neler uyduruyordu acaba.” Düşüne düşüne vardı evine. Çok şey yoktu zaten çantasında, bulması zor olmadı anahtarını. Kapıyı açtığı gibi sessizliğe, kimsesizliğe attı kendini. Evini seviyordu, yalnızlığa da alışmıştı ama işte kimsesizlik… Onu her şeyden öte asıl kahreden buydu. Ve hala da inanamıyordu çok sevdiği ailesinin ona sırt çevirmesine, onu artık silmelerine, yok saymalarına, arayıp sormamalarına. Hele annesi… Geceleri öpmeden, saçıyla oynamadan uyuyamadığı; utangaç bakışlarının altında koca dünyayı gören, bilen annesi nasıl oldu da bilememişti kızının mutsuzluğunu; yediği dayakları nasıl da görememişti; uğradığı ihanetleri, yaşadığı aşağılanmaları nasıl da anlayamamıştı. “Kimse anlamasa da annem anlar beni. Bu adamdan hemen kurtulmam gerektiğini.” Annesine o kadar güvenirken babasının annesini nasıl da susturacağını, telefonuna el koyacağını, dışarı çıkmasına bile izin vermeyeceğini hesaba katmamıştı tabi. “Ahh anacığım…” diyerek içini çekti, özlemle. Yine nereden daldı ki bu düşüncelere.

Çalan kapının sesiyle irkildi. Kim çalardı ki onun kapısını? Kapının dürbününden kim olduğuna baktı önce. “Kahretsin! Geldi yine yılışık şey! Yalnız bir kadın gördüler mi hepsinin de ağızlarının suyu akar. Bu dünyada yalnız kadınlara yer yok mu lanet olasıcalar!” Yerinden kalktı ve bir süre düşündü. “Açmasam kapıyı. Kesin izlemiştir beni, geldiğimi görmüştür. Açana kadar ayrılmaz buradan. Çok yorgunum ve uyudum mesela, kapıyı da duymadım. Kesin milleti ayağa kaldırır. ‘Yalnız kadın bir şey mi oldu acaba, bir bakalım sevaptır.’ diye çok düşünceli pozlarda insanları kandırır bir de. Yapmadığı şey mi yine yapar. Bir kere evdeyim sanıp da kapıyı açmıyorum diye çilingirle kapıyı açtırmadı mı?” Bu düşüncelerle boğuşurken kapı ısrarla çalmaya devam ediyordu. Çaresiz gitti ve kapıyı açtı.

-İyi akşamlar Esin Hanım, gecikince bir şey oldu sandık, telaşlandık vallaha, iyisinizdir inşallah.

-Kim kim telaşlandınız?

-Yok yani lafın gelişi işte, ben telaşlandım yani. Maazallah yalnız kadınsınız. Hırlısı hırsızı, iti kopuğu var. Size sahip çıkmak bizim görevimiz.

 ‘Senden ala it kopuk mu var be adam!’ diye içinden saymaya başladı. ‘1..2..3 Sakin ol. 4..5.. birazdan onu da def edeceksin. 6..7.. sakin..’

-Ben kendime sahip çıkıyorum siz meraklanmayın.

-Elbette Esin Hanımcığım. Ben…

-Siz önemli bir şey mi söyleyecektiniz?

-Yok, yani evet, şey yarın apartman toplantısı yapalım diyoruz da sizin için de uygun mudur?

-Uygundur, uygundur.

-Yalnız Esin Hanım, laf aramızda, siz de hazırlıklı olun. Üst kattaki Hamdi Bey sizden biraz rahatsız oluyormuş. Komşularla konuşup onları da ikna etmeye çalışıyor sizi buradan göndermeye.

-Sebep neymiş, neyimden rahatsız oluyormuş Hamdi Bey?

-Yalnız kadınsınız ya…

-Ne münasebet! Ona neymiş yalnız olmamdan?

-İşte yalnız kadındır, bugün bir şey yok ama yarın öbür gün gelen gidenler başlarmış. Kimin girip çıktığı belli olmazmış. Apartmanın adı çıkarmış.

-Apartmanın adı nasıl çıkarmış yahu! Evden işe işten eve gelip gidiyorum, kimseye karıştığım ettiğim yok. Kaldı ki nasıl yaşadığım hiç kimseyi de ilgilendirmez. Rica ediyorum gidin artık!

-Biliyorum Esin Hanımcığım biliyorum, ben sizin hakkınızda aynen böyle anlatıyorum zaten ama bazı komşular Hamdi Bey gibi düşünüyor.

-Anladım Sedat Bey, uyarınız için teşekkür ederim. Eşinize sevgiler, selamlar.”

Sinirden eli ayağı titriyordu. Bu ülkede yalnız bir kadın olmak bu kadar zor bir şey mi?” Sürekli bunu tekrarlıyordu. İşte ayrı sıkıntılar, evde ayrı sıkıntılar. Bir kadın neden birilerinin yanında olmak zorunda kalsın. Kendisini döven, aşağılayan, aldatan bir adamla neden bir ömür geçirmek zorunda olsun? Bu şekilde bir kadın nasıl var olabilir? Yalnız bir kadın tek başına neden var olamasın?

Annesini düşündü yine ve babasını. Babası annesini dövmezdi, bildiği kadarıyla aldatmazdı da ama her fırsatta aşağılardı. Annesi bu şekilde yaşamayı kabul etmişti. Böyle var olabileceğini mi düşündü acaba, babasını terk ederse varlığının tehlikeye gireceğini mi düşündü? Birinin aşağılamalarına katlanarak yaşamak ne verebilirdi ki insana, insan böylesi bir yaşamdan ne alabilirdi?

Neyse, şimdi kendini düşünmeliydi. Bu sorunu nasıl aşacağını düşünmeliydi. Sonuçta kira kontratı var. Süresi dolana kadar kimse onu çıkaramazdı. Ama emindi, burayı dar edeceklerdi ona. Olsun yine de öyle pes etmek yok. 7 yıllık kocasını tek celsede boşamayı başarmıştı o. Onlara göstermeli bu dünyada, bu ülkede yalnız kadınların da var olduğunu. Hem de tek başlarına var olduğunu.

Böyle düşünse de geceyi uykusuz geçirdi, sabahı sabah etti. Gündüz işte yine üzerine çullanacaklardı, patron yine baskı uygulayacağı şeyler bulup çıkaracaktı. Nergis ve Adem yine patronun yamacından ayrılmayacaklardı. Ve akşam apartman toplantısında kim bilir nasıl üstüne geleceklerdi?

Düşüncelerinin aksine güneş sanki ona umudu yansıtıyordu. Bu eylül sabahında sanki güneş onun için parıldıyor, yazı geri getiriyordu. “Başlarım yalnız kadınına!” diye bağırdı yataktan kalkarken. “Ne yalnızı yahu ben varım işte ben varım! Yalnızlık yok, ben varım!”

Kahvaltısını yaptı, en sevdiği elbisesini giydi, en sevdiği şarkıyı dudaklarına kondurdu ve evden çıktı. 47 adım sonra köşedeki markete ulaştı. Sıra 82 adımda. 6 dakika sonra kendisini iş yerine götürecek olan otobüs geldi. İtiş kakış otobüse bindi duraktakilerle. Otobüsteki çok düşünceli bir erkek yanında eşi olan bir kadının daha fazla o sıkışıklık içinde kalmasına razı olamadı ve yer verdi. Yalnız kadınlar biraz daha arkalara ilerlediler ve o kalabalıkta birbirlerini buldular. Basit bakışlarla gördüler birbirlerinin içini, anlaştılar ve sessizce haykırdılar “Yalnız kadın yok! Selam olsun kadınlara!”


* Ceren Perçin: Eğitim Sen Bolu Şube Kadın Sekreteri

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122

KADINLAR İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'NDEN VAZGEÇMEYECEK:1...
AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla Türkiye’nin çekildiğini duyurduğu İstanbul Sözleşmesi’nin...

Haberi Oku