Kültür:
Bir Nefes MUDURNU

“bütün yaratılmışlara selam salmalı, selam almalı

iyi günlerden, kötü yıllardan, baharlardan

kaybolmuş diyarlardan.. “ T.Uyar

Dizelerin sahibi şair gibi içim kıpırdadı Mudurnu’da..

birkaç saat geçirmek bile insana iyi hissettiriyor.

daha uzun süreli gideceğim ilk fırsatta

ohh… derin derin nefesleneceğim..

Sağduyulu insanların varlığı, pislikler karşısında LİMON KOLONYASI ferahlığı veriyor...

Yüzyıllardır devam eden Ahilik Geleneği, Mudurnu'da yaşam biçimi olmuş..

Mesela çarşı esnafı Cuma namazı öncesi hep birlikte bereket duası yaparak ardından pilav dağıtıyormuş..Çarşıda siftah eden esnaf; ikinci müşterisini siftah etmeyen komşusuna gönderiyormuş...

O esnafın her birine sıkı sıkı sarılmak istedim.

Her şeyi yitirmemişiz meğer.. şükür diye diye dolaştım..

O çarşıların nostaljisini , bakırcılar çarşısını, o göznuru iğne oyalarının güzelliğini, esnafın samimiyetini görmeniz gerek..

Kültür ve geleneklerinden uzaklaşmadan sakin sakin huzurlu yasıyorlar

Meger yakın tarihte dünya çapında çok güzel bir de ödül almış Mudurnu’muz..

#CITTASLOW (SAKİN ŞEHİR) ödülüymüş bu..

Yaşamın Kolay Olduğu Kentlerin Uluslararası Ağı olan Cittaslow; 1999 yılında İtalya’da kurulmuş, uluslararası bir belediyeler birliği hareketi imiş.

Sakin şehirler ağına dahil olmak oldukça prestijli bir unvan..

Bir kentin değerlendirmeden geçmesi için çevre politikaları, altyapı politikaları, sosyal uyum, kentsel yaşam kalitesi politikaları gibi kriterlere bakılıyormuş.

CITTASLOW’un Türkiye'deki 15. üyesi olarak seçilmiş güzel ilçemiz.

Kutlarım..kutlarım..kutlarım.

Başkanından, esnafından, küçüğünden büyüğüne Mudurnu’yu tebrik ederim..

Sevinç duydum..

Mudurnu Belediye’si Türkiye’de örneği olmayan şeffaf bir sistemle çalışıyor.

Bina şeffaf..İçeride odalar ayrılmamış..Duvar yok..Kapalı kapılar yok..Kapı yok!

Halkla iç içe..Halk için halkla beraber çalışıyor Belediye..

Gurur duydum..

Komünist başkanın özenilesi Ovacık Belediyesinde bile bu sistem yokmuş.

Ben yeni duydum, gördüm.. Bilmeyenler için de videosunu çektim..

Gidin, görün, anlatın..”bizim de var!” deyin..İinsana iyi geliyor..:)

Başkan’ı görebilseydim, hem tebrik edecektim, hem de bu kısacık zaman diliminde gördüğüm kadarıyla, güzelim Mudurnu’ya hiç yakışmayan bir durumu paylaşacaktım...

Yoktu, Bolu’daymış.

Bunu söylemeden geçemem; "Mudurnu Müzesi" çok, çok kötü bir durumda..toz, pislik, bakımsızlıktan kendimi zor dışarı attım..Oysa o kadar değerli anılar var ki içeride..toz beni boğdu, resim bile çekemeden çıktım..

Oysa çok değerli bir fotoğrafta aklım kaldı, yetkili çok önemli şeyler anlatıyordu o fotoğrafla ilgili..

Fotoğrafa tekrar ulaştığımda anlatırım..önemli bir yazı konusuydu o fotoğrafın içeriği..

Aloo..Remzi Hoca’m ferah bi zamanda bizi gene götür.

Ne yuvarlak Beyazıt camiyi gezebildik, ne müzeye el atabildik, ne Başkan’la tanışabildik..

Olmadı! Aklımız kaldı yani..

Yuvarlak cami de ne ki? diyenler için söyleyim; Yıldırım Beyazıt Camisi. Hiçbir yerde örneği olmayan tavanı da tabanı da yuvarlak taşmış bu caminin..Yumurta gibi dedi Remzi Hoca..İçine giremeden geldik! İki rekat namaz kılınmaz mıydı o camide.. Mutlaka gideceğim..İşallah.

(M.Remzi Kocaman Hoca bizim gezi rehberimiz..Kendisi de Mudurnu’luymuş. Çok yağmurlu bir gündü ve yaş ortalaması yüksekti..” İşaret parmağınan gösterttikleri” bu kadar oldu yani..)

Mudurnu'nun güzel yöresel yemeklerini Tekkeliler Konağında yedik..

Tarhana çorbası (ennfess), dolma, daş gibi yoğurt, kaşık sapı, kiremitte dana kuşbaşı (lokumm), un helvası, saray helvası…

Eee..gideceniz yani! Sadece yemekler için bile gidilir.

Her kentin geçmişinden gelen, kentin tarihi, yerel özellikleri gibi unsurlarından oluşan bir ruhu vardır ya..işte o ruhun korunabilmesi çok önemli.

O topraklarda yaşayan uygarlıkların, üretilen ürünlerin, söylenen şarkıların, yazılan şiirlerin, dostlukların, yaşananların birikimi olan bu ruh bir kenti diğerlerinden ayırır.

İmrenirim Safranbolu, Beypazarı, Amasra gibi geçmişine, dokusuna, kültürüne sahip çıkmış yörelerimize..

Mudurnu’da o ruhu hissetmek bana iyi geldi..

Ekonomik gücü olmayan kentler zamanla ölür.

kendi kimliğine sahip çıkarak, doğasına, esnafına, kültürüne, tarihine, yemeklerine, ürünlerine saygı duyarak kendi hallerinde bir yaşam sürdürülebilmişken burada

desteklenmesi, geliştirilmesi, sosyal ve ekonomik hayatın canlanması kentin ayakta kalması için şart..

Zira ekonomik sebeplerle değişimin ve bozulmanın önüne geçmek zor.

Nitekim Dubai Araplar 3000’ lik bir yerleşim kurmuşlar bile..

Ben görmek istemedim, gitmedim.

Galiba yakın çevresinde bir yer.

Fotoğrafı görün, mevcut dokuya aykırı, absürd bir yapılaşma..

“Ne Şam’ın şekeri, ne Arab’ın yüzü!”.. ama olmuş bitmiş bile!?

Bari kalanları koruyalım..Sahip çıkalım..Örnek gösterelim.

Gidin, görün, n’olur!

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇAĞDAŞ TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÜRETİLMESİ-...
MAHMUT ÖZTÜRK YAZDI

Haberi Oku