Kültür:
ÇAĞDAŞ TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÜRETİLMESİ- I
 Çağdaş Türk kültürünün üretilmesini, bilimsel eğitimi, güzel sanatları ve eğitimini engellemeye yönelik uygulamalarla karşı karşıya kalmaktayız. Bu olumsuzluklara bir yenisi daha eklendi. Aşağıda verdiğim linkin haberi şöyle:

http://www.insanhaber.com/kultur-sanat/konservatuvarlar-kapaniyor-mu-h94234.html

“Resmi Gazete’de bugün (10 Mayıs Çarşamba) yayınlanan yönetmeliğe göre, 6 Mayıs 2008 tarihli ve 27046 sayılı ‘Güzel Sanatlar Eğitimi Yönetmeliği’ yürürlükten kaldırıldı.”

Adında ‘milli’ tanımı olan, Milli Eğitim Bakanlığı’nın, 1946’dan bugüne milli duruşu olmayan veçağdaş Türk kültürünün üretilmesini engelleyen emperyalizme güdümlüuygulamalar gerçekleştirdiğineüzülerek tanıklık ediyoruz.

Bu uygulamaların tarihçesine kısaca değinelim:

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, çağdaş Türk kültürünün üretilmesinin temeline, temel taşı olarak Güzel Sanatları,eğitimini ise temel harcı olarak koymayı hedeflemişti.ATATÜRK’ün, Kurtuluş Savaşı yaşanırken öğretmenlerle bir araya gelmesi, 1924’de Musiki Muallim Mektebini ve genel anlamda en çok tanınmış ismiyle ve son öğrencilerinden birisi olmakla gurur duyduğumGazi Eğitim Enstitüsü’nü1932’de ve aynı yıl Halkevleri’ni de açması, çağdaş Türk kültürünün üretilmesine verdiği önemi gösterir. ATATÜRK’ün ölümünden hemen sonra 1940’da Köy Enstitüleri’nin kurulması da ATATÜRKÇÜ anlayışın ürünüdür.

Türk Milli Eğitim Sistemi, kendi ayaklarının üzerinde durmaya başladığı anda emperyalizminsaldırı girişimleriyle karşılaştı. Emperyalizmin feodal uşaklarının baskıları nedeniyle 1946’da Köy Enstitüleri kapatıldı. Hemen ertesi yıl27 Aralık 1947 yılında Amerika ve Türkiye arasında imzalanan Fulbright Anlaşması,  Türk Milli Eğitim sisteminin yeni oluşmaya başlayan taze milli oluşumuna en büyük darbeyi vurdu.

Emperyalizmin en sadık feodal uşağı Adnan Menderes iktidarı, 1959’da Eğitim Enstitüleri ile Yüksek Öğretmen Okulları’nı birbirine kırdırılmaya çalıştı. Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli sanat ve sanat eğitimi kurumu olan Eğitim Enstitüleri 1980’de, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde ikinci sınıf öğrencisi olduğum dönemde, Yüksek Öğretmen Okulu’na dönüştürülüverdi. Bu dönüşüm, aynı yıl yapılan 1980 askeri faşist darbesinin postal sesi oldu.

Amerikalıların ‘bizim çocuklar kazandı’ diye sevinçten kıç-göbek attığı1980 askeri faşist darbesi ile uygulamaya konulan, emperyalizmin neoliberalist pratiği 24 Ocak Kararları’nın gereği olarak, Yüksek Öğretmen Okulları 1982’de Eğitim Fakülteleri’ne dönüştürüldü.Aynı yıl, özelleştirmelerin ve küreselleşmenin gereği olarak, YÖK Başkanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı ve kurduğu Bilkent Üniversitesi öncülüğünde Özel Üniversite’ler kurulmaya başlandı. Eğitim, milli ellerden alınıp özel ellere teslim edildi.

1993’de emperyalist sermayenin bankası olan DÜNYABANKASI ile anlaşma yapılarak, Türk milli eğitiminin milli karakteri ile hiçbir ilişkisi olmayan ve milli olan karakterininse arta kalan kırıntılarının da yok edilmesine yönelen, YÖK- DÜNYABANKASI Milli Eğitimi Geliştirme ve Öğretmen Yetiştirme Projesi uygulamaya kondu. Bu proje için, TC vatandaşlarının üç kuşağı ve doğacak olan çocukları dahil DÜNYABANKASI’na borçlandırıldı. 1998’de itirazlara ve eleştirilere rağmen üniversiteler YÖK- DÜNYABANKASI PROJESİbağlamında yeniden yapılandırılarak emperyalizmle uyumlu hale getirildi. Avrupa’yı Türklere karşı kışkırtarak birlik olmaya çağıran Papaz Erasmus’un adının verildiği Erasmus Projesi, Bologna Süreci gibi projeler uyulamaya konuldu.

Türk milli eğitim sisteminin yaşadığı bu olumsuz süreçlerin ardından dört yıl sonra 2002’de, emperyalizmin neoliberalist pratiklerinin proje partisi olarak AKP iktidara getirildi. Milliliği ve eğitimi tartışmalı hale getirilen sistem, aşama aşama dinci-gerici eğitime dönüştürüldü.

Burada bir parantez açıp, sorgulayalım;Erasmus, Bologna gibi projelerle sözüm ona çağdaş Avrupa ile uyumlu hale gelmeye çalışacaksın, bir yandan da Avrupa’nın diniyle hiçbir ilişkisi olmayan dinci-gerici eğitimi amaçlayacaksın!Sorarım size, bu yaman bir çelişki değildir de nedir?Türk milleti, emperyalistler ve yerli işbirlikçileri tarafından masum dini inançları sömürülerek resmen ayakta uyutulmaya ve aptal yerine konmaya çalışılmaktadır.

YÖK- DÜNYABANKASI PROJESİ, Türk milli eğitiminin milli olan kökünü kazımak amacıyla sözü, anlatımı ve metinleri temel alan Modüler Eğitim Modeli’ni dayattı. Türkiye’de, Modüler Eğitim Modelinin uygulanmasına yönelik tarihi köklere dayalı maddi ve manevi temellerivardı. Kuran kursları, imam hatip okulları ve benzeri yapılanmalar,köklü medrese eğitimi gelenekleriyle süslü püslü hazırdı zaten. Modüler Eğitimin, dinci-gerici eğitimle ne alakası var? Diye sakın sormayın, sakın. Dinci-gerici eğitim, öğüt, takva ve telkin yöntemiyle sözü ve anlatımı temel alır ve özellikle dini kitaplara yani metinlere dayanır. Bu yöntem, tüm dinlerde, özellikle Yahudilikte, Hıristiyanlıkta ve İslam’da ortaçağdan bugüne uygulanmaktadır.

Modüler Eğitim ile Dinci-gerici eğitim arasında ki kan bağı nesnel köklere dayanmaktadır. YÖK- DÜNYABANKASI PROJESİ’nin dayattığı modüler eğitimile AKP iktidarıyla taçlandırılan dinci-gerici eğitim, halk deyimiyle söylemek gerekirse “tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş” gibi bir uyumluluk göstermektedir.

Sonuç olarak; gelelim yukarıda güzel sanatlar ve eğitimiyle ilgili yaptığım haber alıntısına.

Güzel sanatlar ve eğitimi, atölye eğitimini ve uygulamayı temel aldığı içindir ki modüler eğitimle taban tabana zıttır. Tarihten bir örnek vererek somutlarsak; Hıristiyan ortaçağ kilise eğitimine karşı Rönesans’ın akademik disipliner güzel sanatlar eğitimi arasındaki çatışma bunun en somut göstergesidir. Emperyalizm ve işbirlikçileri, YÖK- DÜNYABANKASI PROJESİ ile atölye eğitimini ve uygulamayı aşağılamış, uygulama ayaklarını kırmıştır. Çağdaş kültür ve çağdaş eğitim üreten bir Türkiye istemediğini ortaya koymuştur.

Eğitim Enstitüleri ve Köy Enstitüleri, atölye ve uygulamayla üretimi temel alan bir anlayışla kurulmuştu. Bugün, enstitülerin “üretim için eğitim, eğitim için üretim” geleneğini sürdürerek SANATÇILAR ve SANATÇI ÖĞRETMEN’ler yetiştirmeye çalışan Güzel sanatlar ve eğitimi alanları, emperyalizm ve kuklası AKP iktidarı tarafından saldırıların baş hedefi haline getirilmiştir.

Çağdaş Türk kimliğinin ve çağdaş Türk kültürünün üretilmesinde simge rehberimiz ATATÜRK’ün “Türk, övün, çalış, güven” sözünün anlamının ne kadar doğru,  derin ve geniş anlamlar içerdiğini şimdi daha iyi anlıyoruz.

 

 

 

 

 

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

Bolu'da Dergicilik
FARUK GÜÇLÜ YAZDI

Haberi Oku