Kültür:
KATIRCI HANI'NIN SON HANCISI VE İKİ YOLCUSU  - 3

NAZIM VE VÂLÂ’NIN İSTANBUL’DAN ANADOLU’YA YOLCULUĞU

“İşgal altındaki İstanbul’dan, Ayın Pe (AP) Teşkilatı tarafından Anadolu’ya kaçırılan Nazım ve Vâlâ, 1 Ocak 1921 günü Sirkeci’den yola çıkarlar. Zonguldak, İnebolu, Kastamonu, Çankırı, Ankara, Gerede güzergâhıyla yapılan yolculuk sonrasında, 1921 yılının Mart ayı başında Bolu’ya ulaşarak Katırcı Hanı’nda konaklarlar. Nazım ve Vâlâ’nın Bolu Sultani Mektebi’nde başlayan öğretmenlikleri, 1921 yılı Ağustos ayı sonuna kadar devam eder.  *-Nazım ve Vâlâ’nın, İstanbul’dan Bolu’ya uzanan yolculukları, Bolu’daki yaşanmışlıkları ayrı bir yazı konusu olarak ele alınacaktır.-”

   Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul, I. Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) peşisıra; 13 Kasım 1918 günü fiilen,  16 Mart 1920 günü de resmen İtilaf Devletleri kuvvetleri tarafından işgal edilir. İstanbul, İskenderun ve Musul’dan başlayan işgaller hızla Anadolu’nun dörtbir yanına yayılır*(19). İşgal kuvvetlerinin başlattığı talan, yağma, katliam ve mezalim karşısında, Anadolu insanının meşru müdafaa hakkını kullanarak başlattığı –kendiliğinden- direniş hareketleri, zamanla bütün ülkeye yayılarak “Kuvayı Milliye” adını alan bir halk hareketinin yükselmesine yol açar. İşgal altına alınan İstanbul’da da, Anadolu’daki Kuvayı Milliye Hareketi’ni destekleyen örgütlenmeler ve eylemler yaygınlaşır. Gençler arasında da, İstanbul sokaklarında devriye gezen işgal kuvvetleri askerlerine karşı, direniş grupları oluşturulur. Bu direnişçi gençler arasında, 17-18 yaşlarındaki iki genç şair; Nazım Hikmet ve Vâlâ Nurettin de vardır*(20). 

    Beyoğlu sokaklarında, Cadde-i Kebir (Grand Rue de Péra/İstiklâl Caddesi) üzerindeki dükkânlara asılan Yunan, İngiliz, Fransız bayraklarını yırtıp atan gençlerden birisi olan Nazım, bir gece vakti; genellikle azınlıkların oturduğu Beyoğlu merkezindeki -tek cami olan- Ağa Camisi (Hüseyin Ağa Camisi) üzerine çekilen Yunan bayrağını aşağı indirerek yırtarken görülmüş ve peşine düşen işgal devriyelerinin elinden zorlukla kurtulmuştur. Nazım ve Vâlâ, İstanbul’da işgal devriyeleriyle yaşadıkları kavgalar nedeniyle, İtilaf Devletleri istihbarat birimlerinin ve Damat Ferit Hükümeti hafiyelerinin arananlar listesine dâhil edilmiştir.  AP (Ayın Pe) diye bilinen Ankara’nın adamları ile tanıştırılan Nazım ve Vâlâ için İstanbul’da barınmak zor hale gelmiştir*(21).

Fotoğraf: İstanbul-Beyoğlu-1920. Cadde-i Kebir (Grand Rue de Pera). Yunan bayraklarıyla donatılmış caddede İngiliz İşgal Kuvvetleri gösteri yapıyor. (6 Ekim 1923 İstanbul’un işgalden kurtuluşu sonrasında bu cadde ‘İstiklal Caddesi’ olarak adlandırılmıştır.)(-Kurtuluş Savaşı Fotoğrafları Arş.)


 

NAZIM VE VÂLÂ ANKARA’YA ÇAĞIRILIYOR

    1920 yılının 4-5 Nisan’ında, Ankara’da; Mustafa Kemal Paşa, Yunus Nadi, Halide Edip ve Dr. Adnan (Adıvar) gibi isimlerin yer aldığı bir toplantıda, İstanbul’dan çağırılacak olan, gelmesinde yarar görülen yazar, şair ve diğer önemli isimler üzerinde görüşmeler yapılır ve listeler çıkarılır. Halide Edip ve Dr. Adnan Adıvar’ın önerdiği isimlerin arasında, Nazım Hikmet’in de adı yer almıştır*(22).

   AP (Ayın Pe) Teşkilatı’nın İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ndeki adamlarına hazırlattığı, farklı isimler adına hazırlanmış kimlikler ve “mürur-geçiş- tezkereleri”, Nazım ve Vâlâ’ya teslim edilir. İki genç şair 1 Ocak 1921 günü, sabahın alaca karanlığında Sirkeci’den demir alan Yeni Dünya Vapuru’na binerek Karadeniz’e doğru yola çıkarlar*(23). Yeni Dünya Vapuru, 2 Ocak günü Zonguldak iskelesine, 4 Ocak 1921 sabahı İnebolu açıklarına ulaşır. İnebolu, Kastamonu, Çankırı güzergâhıyla, çetin kış koşullarında yayan yapılan zahmetli bir yolculuk sonrasında Ankara’ya ulaşan iki genç şair, Mustafa Kemal Paşa ile de kısa bir görüşme yaparlar*(24). Maarif yetkilileri tarafından, eğitim cephesinde görevlendirilerek Bolu Sultanisi’ne öğretmen olarak tayin edilirler. Nazım ve Vâlâ, 1921 yılının Şubat ayı sonlarında, Ankara-Hergele Meydanı’nda tanıştıkları Geredeli bir katırcı ile anlaşarak Kızılcahamam güzergâhıyla Bolu’ya doğru yola koyulurlar*(25).

Fotoğraf: Bolu- Bolu merkez Yukarı Soku Köyü’nde Muhtelit (Karma) İlkmektep muallimi olarak görev yapan Muhlis Efendi’nin (Pulatlılar ailesinin büyüklerinden) çektiği bu fotoğrafta, Bolu’daki askeri ve mülki erkanın sofrasında, sol tarafta Vâlâ Nurettin (gözlüklü)ve Nazım Hikmet dikkati çekiyor... (Selahattin İkiz Arş.)


 

NAZIM VE VÂLÂ BOLU’DA

    Nazım ve Vâlâ, 1921 yılının Mart ayı başında, soğuk bir akşamın alacasında, orta ölçekli bir Anadolu kasabası olan Bolu’ya ulaşırlar. Hisar Sultani Mektebi’nin hemen yan tarafındaki Katırcı Hanı’nda, ahırların üstündeki sobasız bir odaya yerleşirler.  Vâlâ Nurettin, Bolu’ya gelişlerini şu ifadelerle aktarıyor*(26):

    “...Gerede’yle Bolu arasındaki mesafe çok uzundur. Ancak gece yarısı, el etek çekildikten sonra kapkaranlık bir kasabaya girebildik. Mektebin bulunduğu tepenin altındaki çok eski hana indik. Tahammül edilir şey değildi. Fakat bu berbat odada mesleğimiz süresince kalmayı göze aldık. Başka ne kombinezonlar yapılabileceğini bilemiyorduk. Şu iki yataklı küçücük sobasız odada, şu küçücük masanın başındaki iki iskemlede aylarca, kim bilir belki de yıllarca hayat geçerse sefil olunur fikri bizde doğmamıştı. Yüklerimizi bir köşeye yığdık. Derin bir uykuya vardıktan sonra sabahleyin bir uyanış uyandık. Altımızdaki buram buram gübre tüten bir ahırda at kişnemeleriyle... Önümüzdeki Arnavut kaldırımlarında demir tekerlekli arabaların tangırtılarıyla, ohalarla, çüşlerle, eşek anırmalarıyla yeni hayata gözlerimizi açtık. Gürültüden uyumaya değil burada oturmaya imkân yoktu. Giyindik. Avludaki tulumbayı nöbetleşe çekerek yüzlerimizi yıkadık. Bir kahvehane sorduk Başka kahveler de varmış ama bize layığı Beyler Kahvesi imiş...

Fotoğraf: Bolu Hisar Tepesi’nde Sultani Mektebi. (Sebilci Dergisi Arşivi.)


 

  Nazım Hikmet de, kırk yıl sonra kendisiyle yapılan bir söyleşide Bolu’ya gelişini şu sözlerle anlatıyor*(27)

   “... İlk kez gördüğüm Bolu ‘kasabası’ yeşillikler içinde ama bakımsız bir yerdi. Gönderildiğimiz Sultani’de, şair kişiliğimizle hemen ön plana çıkmıştık. Mektebin müdürü, Vâlâ’yla birlikte kalmakta olduğumuz ilkel han odasını gördükten sonra bizzat bizimle ilgilenerek bizim için bir ev tutturmuş, hatta bir şeylerle iyi kötü döşetmişti. Evet, Vâlâ’nın idadi (lise)öğretmenliği için yetersiz gördüğü Fransızcası burada hayranlık uyandırıyordu, benim ‘Türkçe’ öğretmenliğim de pek beğeniliyordu...”

   “... Bolu Ağır Ceza Mahkemesi üyeleri gerçekten iki kişi: Yusufla Osman. Gerçek savcı da ben.  Davalara mahkeme salonunda laf olsun diye bakılır. Kararlar, asıl Katırcı Hanı’nda, ahırın üstündeki odamda, geceleri veriliyor… (...) Katırcı Han’ın üstündeki odamda, aşağıdan gelen kişnemeler, zincir gürültüleri ve gübre kokuları arasında ve gaz lambası ışığında Osman’la (Alyanak Osman Bey, Ziraat Bankası Muhasebecisi), Yusuf’la (Ağır Ceza Reisi Ziya Hilmi) Mutasarrıf’ın (Ahmed Fahreddin Bey) dediklerini anlattım...”

                                                  ***

    Nazım ve Vâlâ’nın Bolu Sultanisi’ndeki öğretmenlikleri 1921 yılının Ağustos ayına kadar devam eder. Yakın arkadaş oldukları Bolu Ağır Ceza Reisi Ziya Hilmi ile birlikte, eğitim öğretime ara verilen yaz tatili döneminde ne yapacaklarını söyleşirler.  Paris’te olan Nazım’ın annesi Celile Hanım, 1921 eğitim-öğretim yılı tatilinde, oğlunun yanına gelmesi için mektup göndermiştir. Nâzım; 

   “...Annesinin kendisini Paris’e çağırdığını, ama hala karar veremediğini ” söyler*(28).  Vâlâ Nurettin; “ ...Almanya’ya gitmek, Berlin’de eğitim görmek istediğini” anlatır*(29). Yaşça daha büyük ve tecrübeli olan Ziya Hilmi ise;

   “...Tabii oralar da olur, fakat çok yakınlarımızdaki Rusya’da önemli olaylar yaşanıyor. Üstelik bu ülkedeki yeni yönetim ‘Milli Mücadele’ yi de destekliyor. Misak-ı Milli sınırlarını tanıyan ilk büyük ve Avrupalı ülkedir. Bir de Rusya’ya gitmeyi düşünün. Orada Fransız Büyük İhtilali’nden sonra dünya bir kez daha yeniden kuruluyor…” biçiminde görüşlerini açıklar*(30).  

Fotoğraf: 1921. Bolu Sultani Mektebi Fransızca öğretmeni Vâlâ Nurettin, öğrencileriyle. (Yerde oturanların sağında 1 numara ile gösterilen öğrenci, Bolulu Dumanlar ailesinden Halis Duman’dır-‘1974-1975 yıllarında Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Rektör olarak görev yapan Prof. Dr. Halis Duman’. )


 

NAZIM HİKMET VE VÂLÂ BOLU’DAN AYRILIYOR

       1921 yılının Temmuz ayında, Mustafa Kemal Paşa’nın öngörüsü ile Ankara’da bir “Maarif Kongresi” düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. Yunan ordusunun Kütahya ve Eskişehir’i ele geçirip Ankara üzerine ilerlediği bu sıkıntılı günlerde, Milli Mücadele’yi yürüten yönetim kadrosunun, savaşın en sıcak günlerinde bile eğitime ne denli önem verdiğinin, bağımsızlık ve kurtuluşa ulaşılacağına ne denli inandıklarının bir göstergesidir bu çağrı...

    Bolu’dan da bu kongreye delege olarak; Maarif Müdürü Sivaslı Zülküfil Bey ve Sultani Mektebi Fransızca öğretmeni Vâlâ Nurettin Bey çağrılmışlardır. Bolu Maarif Müdürü Zülküfil Bey, Kıbrıscık güzergâhıyla Ankara’ya hareket etmiş fakat yolda asker kaçakları ile çatışmaya girmiş,  yanındaki dört jandarmayla birlikte katledilmiştir. Vâlâ Nurettin, Zülküfil Bey’den farklı bir güzergahla; Mudurnu, Nallıhan, Beypazarı yoluyla, at sırtında Ankara’ya giderek 15-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında yapılan Maarif Kongresi’ne katılmıştır. Vâlâ Nurettin, Ankara’da; Ziya Gökalp, Mehmet Akif (Ersoy), Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)  gibi tanınmış kişilerle görüşür:

   “...Nazım’la birlikte, Bolu’daki Padişahçıları kendilerine düşman ettiklerini, özellikle Nazım’ın Padişahçıların tavırlarına karşı sert tepki gösterdiğini, böyle giderse başlarının belaya gireceğini, bu nedenle de başka bir bölgeye tayin yaptırmak istediklerini anlatır *(31).  Bu sırada, Kazım (Karabekir) Paşa’nın, Doğu bölgesinde yeni okullar açtırdığını ve öğretmen aradığını duyar.  Nazım’la birlikte bu taraflara giderek görev yapmak düşüncesiyle,  Maarif Vekaleti’nden, Bolu Sultanisi’nde Muallim olduklarını gösteren belgeleri alır. Hatta bu tayin isteği konusunda, Kazım Nami (Duru) Bey aracılığı ile Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey ile de görüşülür. Fakat bu girişimden bir sonuç çıkmayacak, Kars veya Batum’a tayin istekleri gerçekleşmeyecektir*(32)....

Belge 1: Vala Nurettin’in, Maarif Vekâleti’nden (Milli Eğitim Bakanlığı), Nazım Hikmet adına aldığı Bolu Sultani Mektebi Muallimi olduğunu gösteren belge.   *(33)


“Nazım Hikmet adına TBMM Hükümeti Maarif Vekâleti’ nden alınan,

Bolu Sultanisi Muallimlik Belgesi”

*Belge 1.

“Umur-u Maarif Vekâleti sicil numara pusulası:

Numara Vazife ve ismi: 914

Bolu Sultanîsi Muallimi Nâzım Hikmet Efendi.

TBMM Maarif Vekâletince mahfuz dosyanızın

sicil numarasını natık pusuladır.

15 Haziran 1337

‘Mühür ve İmza’.”
 

   Vâlâ Nurettin, Muallimler Kongresi sonrasında, 1921 Ağustos ayı başında Bolu’ya geri döner. Doğuya tayin işi için uğraştığını fakat istediği sonucu alamadığını anlatır. Nazım, Ziya Hilmi ve Vâlâ, tekrar ne yapacaklarını konuşurlar. Sonuçta, daha tecrübeli ve yaşça büyük olan Ziya Hilmi’nin görüşü ağır basar. Bu arada, tanıdıkları olan Ankara’daki Matbuat Umum Müdürü Muhittin Birgen’in (Nazımların İstanbul’dan komşusu), Nazım ve Vala’nın Bolu’ya gitmelerinden hemen sonra, 9 Mart 1921’de görevinden ayrıldığını ve Tiflis’e gittiğini öğrenirler. Şarka giderlerse, Muhittin Birgen’in kendilerine yine yardım edebileceğini düşünürler. Üç arkadaşın kararları iyice belirginleşmiştir. Öğretim yılı sonunda, Bolu Mutasarrıfı Fahreddin Bey’e, Sultani muallimliğinden istifa ettiklerini bildiren dilekçelerini sunarlar. Fahreddin Bey bu dilekçeleri kabul etmek istemez. Hatta Vâlâ’ya, 1920 Nisan ayından beri münhal bulunan Mudurnu Kaymakamlığı görevini teklif eder. (Daha önceki Mudurnu Kaymakamı Abdurrahman Naili (Boratav) Bey, bölgedeki Hilafet İsyanları sonrasında -21 Nisan 1920-, Mudurnu’dan ayrılmış,  Bolu Mutasarrıflığı Tahrirat Kalemi’nde görevlendirilmiştir.) Vâlâ bu teklife sıcak bakmayacaktır *(34).

   Üç arkadaş, Ziya Hilmi’nin önerisi doğrultusunda, uzak menzillere doğru yola çıkmaya karar verirler. 1921 yılının Ağustos ayı sonunda, Bolu Çarşısı’nda toplanan Sultani Mektebi’nin genç muallimlerinden bir grup; Nazım, Vâlâ ve Ziya Hilmi’yi, üç beş eşyalarıyla birlikte bir yaylıya bindirerek Düzce’ye doğru uğurlarlar*(35).  Üç arkadaş; Akçakoca, Zonguldak güzergâhıyla devam eden zorlu bir yolculuk sonrasında Trabzon’a ulaşırlar. Ziya Hilmi, burada ayrılarak farklı bir yola,-yöne- doğru gidecektir... Nazım ve Vâlâ,   30 Eylül 1921’de Batum’a ulaşırlar. Bir süre Batum ve Tiflis’te oyalandıktan sonra da Moskova’ya doğru yola çıkarlar. Aradıkları Muhittin Bey de, Moskova’ya gitmiştir.

   1921 yılının sonbaharında, yeni eğitim-öğretim yılının başlayacağı dönemde, Bolu Sultani Mektebi’nin muallimlerinden üç kişi göreve gelmemiş, müstafi addedilmeleri için tanınan süre de dolmuştur. O güne kadar Maarif Müdürlüğü’ne herhangi bir mazeret bildirimleri ulaşmayan bu üç öğretmenin durumu, bir üst makama iletilmiştir. Bolu’da, Milli Mücadele yanlılarının çıkardığı, İmtiyaz Sahipliğini M. Şükrü (Gülez) Bey’in, Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğü’nü, Damat Ferit Hükümeti’nin Müddei Umumilik (Savcı) görevinden uzaklaştırdığı İstanbullu Ali Saip Bey’in yaptığı “Dertli” gazetesinin, 12 Eylül 337/1921 tarihli 82. Sayısında, 1. Sayfa 3. Sütunda, Maarif Haberleri köşesinde şu resmi haber yayımlanmıştır*(36):

“ Dertli Gazetesi 12 Eylül 337/1921 Sayı: 82”

“1. sayfa- 3. sütun-Maarif Haberleri Köşesi”

“... Vazifeleri başında bulunmayan Sultani muallimlerinden

Vâlâ Nurettin, Nazım Hikmet ve Almanca muallimi Şevki efendilerin

Müstafi addedildikleri Maarif Müdüriyeti’nden merciine bildirilmiştir...”
 

    Nazım ve Vâlâ’nın dostlukları ömür boyu sürecektir... Nazım, ilerleyen dönemde, Vâlâ’ya gönderdiği bir mektubunda, Bolu günlerine dair şu satırları yazacaktır*(37):

“... Mektubunu bitirince bir ferahlık, bir rahatlık duydum. Kendimi, hani Bolu’da, bahçe gibi bir yere giderdik, köyde... Dehşetli bir yerdi... (y.n: Nazım Hikmet, Vâlâ Nurettin ve Baş Savcı Vekili Ziya Hilmi’nin birlikte ikamet ettikleri köy; Bolu’nun kuzeyinde, Çele Dağı eteklerinde, eski Zonguldak yolu üzerindeki köylüklerin -köyler grubunun- ortasındadır) Tekrar oradaymışım sandım... Bana şimdi öyle geliyor ki, gençlik denilen hadiseyi Bolu’da yaşadım ve sonra artık bir daha genç olamadım, hep bu günkü gibiyim...”       

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122

BİR “ALTAN ÖYMEN” HABERİ- “MAX KİLİMCİYAN...

Haberi Oku