Kültür:
MUHSİN KARAMANOĞLU'NUN ANLATIMIYLA MENGENLİ AŞÇIBAŞI İLYAS ERTÜRK

Fotoğraf: Muhsin Karamanoğlu, Adalet Karamanoğlu, Mebrure ve Nurhan. (Dr. Şükrü Bostancıoğlu Albümü)                                                          

        Hazırlayan: Mehmet Tunçkol

*MUHSİN KARAMANOĞLU: Ahmet Kudsi Muhsin (Karamanoğlu), 1906 yılında Bolu’da doğ­muştur. Karamanoğulları ailesinden Mehmet Necati Bey’in oğludur. Dedesi, Bolu’nun eski Belediye Baş­kanı ve aydın din adamlarından Karamanizade Hoca Süreyya Efendi’dir. Annesi Şevkete Hanım, Alaybe­yoğlu Şükrü Efendi’nin kızıdır. Erken yaşta babası Necati Bey’i kaybeden, Muhsin Bey’i, dedesi Hoca Süreyya Efendi büyütmüştür.

     Muhsin Karamanoğlu, İlk Mektep öğrenimi sonrasında, dedesi Nakibül Eşraf Hoca Süreyya Efendi’nin adını taşıyan Medrese binasında açılan ve dönemin modern eğitim kurumları arasında sayılan Darül Hilafetül Âliyye‘de eğitimine devam etmiştir. Medreselerin çağdaş okullara dönüştürülmesi sonrasında Muhsin Bey, Bolu’daki Sul­tani Mektebi’nde eğitimini sürdürmüştür.

     Muhsin Bey, 1925 yılında Bolu Tapu Kâtibi olarak memuriyet hayatına başlar. İstanbul’da Kadastro Okulu’nda üç yıl eğitim alır. Okulunu tamamladıktan sonra Bolu’ya dönerek Tapu Memuru ve Başkatip olarak görev yapar. Bir dönem, Afyon Tapu Müdürlüğü’nde çalışır. Daha sonra tekrar Bolu’ya atanır ve Tapu Müdürü ve Sicil Muhafızı olarak görev alır. Emine Adalet Hanım’la evlenir. 1951-1958 yılları arasında da Ankara’da Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nde Zat ve Levazım İşleri Müdür Yardımcılığı ve Daire Başkanlığı, Raportörlük görevlerinde bulu­nur. 1958 yılında emekliye ayrılır. Emeklilik döneminde, Ankara’da açtığı Osmanlıca-Türkçe çeviri bürosunda çalışır.

   Bolu’da ve Ankara’daki Boluluların içinde yer aldığı pek çok kuruluş ve dernekte sosyal faaliyetlerde bulunur. 1963 yılından başlayarak Bolu’nun tarihi, kültürel, edebi değerlerini işleyen Çele dergisinin yayınlanmasında öncülük yapar. Ankara’da öğretim gören Bolulu gençlere yardım için Bolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği adıyla bir derneğin kuruculuğunu yapar.

103 yaşında, 2010 yılında vefat eden Ahmet Kudsi Muhsin Karamanoğlu’nun cenazesi, Bolu’da Çamyayla Köyü Mezarlığı’nda defnedilir. *(M. Tunçkol. Milli Mücadele Günlerinde Bolu –Seçme Anılar- S:139. Temmuz 2015. Pelin Ofset. Ankara)

                     

                    **Mengenli Aşçıbaşı İlyas Ertürk

                                  Muhsin Karamanoğlu

“Londra’da düzenlenen Milletlerarası yarışmaya Bolulu Aşçıbaşı İlyas Ertürk’ün de katılacağını duyduğum zaman birinciliği kazanacağını tahmin etmiştim. Daha doğrusu gönlüm böyle arzu etmişti.

Memleketimizin yetiştirdiği birçok aşçılar arasında kendi kendisini yetiştiren bu genç istidadın öteden beri adını duyuyorduk. Biri birimizi şahsen tanımayız, yalnız mensup olduğu ailesini çok yakından tanırım. Dede ve Babalarımız arasında senelerin geliştirdiği bir samimiyet ve dostluk vardır.

İlyas ve ağabeyi Necip Ertürk, soydan aşçıdırlar. Dedeleri Hüseyin Usta’dır. Babaları Teğmen Necip’in kardeşi, 20 İngiliz lirası ücretle Emir Faysal’da Aşçıbaşılık yapmış meşhur aşçılarımızdan Kara Mehmet’tir. Babaları, Şakir’in dedesi Zenneoğlu İbrahim Usta’dır. Uzun seneler Padişah Sarayında çalışmış ve en son Şeyhülislam Cemalettin Efendi Konağı’nda 17 sene aşçıbaşılık yapmıştı.

İbrahim Usta’nın oğlu, (M. Niyazi Çalıkuşu ile Şakir’in babası) Mehmet Efendi (Deli İmam lakabı ile anılırdı) Bab-ı Meşihât’ta; Ders Vekâleti’nde kâtip idi. Emekli olduktan sonra köyüne dönmüştü. Son günlerini köyde geçirdi.

Dedelerim Müderris İşleri Meşihât Dairesi ile ilgili olduğundan, İstanbul’a gittiklerinde Şeyhülislâm Dairesi’ne uğrarlar, aşçıbaşılar ve bilhassa Zenneoğlu İbrahim Usta ile ilgilenir, misafir ederlerdi. Bolu’dan giden her iş sahibinin işini görür, gördürürlerdi. Hepsi yüksek mevki sahibi şahsiyetlerin konaklarında olan aşçıbaşıların nüfuzlularının yaptıramayacağı iş olmazdı. Bunlardan; Merkeşler Köyü’nden Camgöz Hasan Efendi, Çorak Mıtırlar Köyü’nden Zenneoğlu İbrahim Usta, Karakaya Köyü’nden Musluoğlu Hacı Ahmet Efendi, Küçükkuz’dan Minnetoğlu Hüseyin Efendi, Karageyik Ahmet Efendi, Şahpazlar Köyü’nden Şahpazoğlu Hasan Usta tanıdıklarım arasındadır. Ne yazık ki her hususta sözleri geçen bu şahıslar (aşçıbaşılar) arzu edildiği kadar memleketlerine faideli olamamışlardır.

Padişah Saraylarının en neşeli zamanında, aşçıbaşı; “dile benden ne dilersin” dedikleri zaman memleketleri için bir şey istememişler; ya tecavüze uğrayan iki evlek bir tarla için meni müdahale veya kendilerine zararı olan köylü veya komşularını veya bir memurun tedibi için emir ve irade çıkarttırmışlardır. (Kurtoğlu Mehmet Ali Ağa gibi ot bitmez keklik ötmez bir arazi için ferman almışlardır.)

Aşçıbaşılar da Bolu’ya geldiklerinde memleket eşrafında misafir olurlardı. Zenneoğlu İbrahim Usta ve ailesi de bizde misafir kalırlardı. İbrahim Usta’nın karısı, Harputlu adıyla anılırdı. Çok hanım bir kadındı. 1333 senesinde okul tatilini geçirmek için Gökçesu’ya gitmiştim. Kayışlar Köyü’nde Kayışoğlu Deli Saitlerde (Gökçesu’nun meşhur muhtarlarından Kanbur Ali’nin babasıdır) Çorak Mıtırlar Köyü’nde de Zenneoğlu İbrahim Ustalar’da kalmıştım. Kayışlar Köyü ile Çorak Mıtırlar’ın arası bir hayli uzakçadır. Deli Said’in yeğeni Hakkı Ağa ile yürüyerek gitmiştim, bir hayli yoruldum. Benim geleceğimi bilen ve o zaman çok ihtiyar olan İbrahim Usta ve karısı Harputlu Nine çok güzel hazırlanmışlar, nadide yemekler yapmışlar; yorgunluğumuz biraz geçince sofraya buyur ettiler. Ben o nefis yemeklerden ziyade kızartılmış esmer ev ekmeği ile kaymağı alınmamış sütten, Harputlu Nine’nin yaptığı yoğurdu tercih etmiştim. Bugün dahi tadı damağımdadır. Ne mükrim insanlardı; çocuk denecek yaşta olmama rağmen bana büyük insan gibi muamele yapmışlar ve ağırlamışlardı.

Tapu Müdürü iken yolum yine Çorak Mıtırlar Köyü’ne düşmüştü. Köyün ortasına geldiğim zaman kulağıma bir sesler geldi. Hemen o tarafa doğru atımın başını çevirdim. Zenneoğlu’nun evinin önündeki meydanlıkta, toprak üzerine oturmuş iki kişi iskambil oynuyor, bir hayli meraklı da bunları seyrediyor. Attan indim, yanlarına sokuldum; Deli İmam Mehmet Efendi ile oğlu öğretmen Mustafa Niyazi Çalıkuşu’nun iddialı oynadıklarını gördüm. Baba ile oğulun bir köylü sigarasına, çekişe çekişe ve nükteli sözlerle oynadıkları altmışaltı oyunu bitinceye kadar seyrettim. Oyun bitince, elinin emeği ile kazandığı sigaradan Mehmet Efendi, bana da ikram etti. Hep beraber eve girdik. İstanbul’da yetişen, açık fikirli olan Mehmet Efendi, evlatlarına karşı çok müsamahalı bir insandı.

Padişah saraylarında ve Vezir, vükelâ konaklarında hep Bolulu aşçılar vardı, her arzularını ve her istediklerini yaptırabilecek kudrette olanları çoktu. İsteselerdi Padişah idaresiyle Bolu’ya tren bile getirtebilirlerdi. Buna rağmen Cumhuriyet Hükümeti devrine kadar köylerine doğru dürüst bir yol dahi yaptıramamışlardır.

Aşçıbaşılar köylerine ve ailelerine çok bağlı ve sadık insanlardır. Kazandıkları paraları hep köylerine sarf ederler. Arazileri çok verimsiz ve dardır. İkbâlde olan aşçıbaşı durmadan arazi alır; ihtiyacından fazla büyük ev yaptırmaya kalkar ve ekseriya evlerinin üst katları tamamlanmamıştır. Çatı halinde kalır. Aşcıbaşı ihtiyarlayıp köye döndüğü zaman bir müddet biriktirdiği para ile geçinir; ondan sonra da arazi satmaya başlar, bu sefer ikbâlde olan aşçıbaşı bu araziyi alır ve böylece bu verimsiz arazi elden ele geçer ve kazanılan para bu dereye gömülür. İhtiyarlığını düşünenleri pek az çıkmıştır.

Bilhassa düğünleri çok eğlenceli ve zevkli o nispette de masraflı olur. O kadar çok para sarfederler ki, biriktirdikleri gittikten sonra bir hayli de borçlanırlar. Damat bir haftalık gelini bırakır ve çalışmaya gider. Senelerce köye dönmez, ta ki borcunu ödesin. Bunun için de eski nüktedan insanlar; (Aşçıların parası pul karıları dul) derlerdi. Ama şimdi öyle değil. Aşcılarımız da geleceklerini düşünerek dünyalık yapmaya ve iyi yerlerde mülk almaya çalışıyorlar.

Eskiden yalnız Bolu’dan, Gökçesu ve Mengen bucaklarından aşcı yetişirdi. 20 yıl evvel Ağalar Köyü’ne gitmiştim. Rahmetli Halit Gökçesu’nun evinde misafir oldum.(Ali Rıza Göçesu’nun babası).Gece köyün ihtiyarları geldiler; köyün ihtiyarlarından, İstanbul’da ve birçok memleketlerde gezmiş güngörmüş, nüktedan, hoş sohbet bir Tahir Ağa vardı. Ondan aşçıların neden yalnız Bolu’dan yetiştiklerini sormuştum. Evlat, Saraylarda vekil, vüzera ve paşa konaklarında hep Bolulu aşçılar bulunurdu. Bunlar hariçten çırak almazlar, kendi hısım ve akrabalarını ve köylerinin gençlerini yetiştirirlerdi, hem eskiden saray ve konaklarda yağ hesapsız tenekelerle diğer malzeme de buna göre olurdu. Aşçıbaşı istenilen yemeği yaparken bozar. Akşama da dar vakit kalmış, hemen yenisini yapacak, ocaktaki ateşin harlı olması lazım iken, tenekeden bir kepçe sadeyağ alır, kuzineye atar ve harlı ateşi temin ettikten sonra istediğini yapar; Tabii böyle olunca çırak da yetişir, aşcı da yetişir. Şimdi öyle mi ya! Konaklarda malzemeyi hesapla veriyorlar. Eskiden valilerin canları; Erzurum Van, Erzurum Van! derdi. Şimdi; Engürü Çengürü! diyor. Aşçı da yetişmiyor. Kabiliyeti olanlar yetişecek denmişti. İşte bu kabiliyetlerden birisi de İlyas Ertürk.

Dünyaya diş geçiren dişçi ünvanını alan hemşerimiz, Aktaş Mahallesi’nden Tahir Hoca’nın oğlu Ata Özkan Ağabeyimizden sonra İlyas Ertürk de bütün Dünyaya Bolu’muzun adını bir kere daha duyurmak şerefini kazandı. Tebrik ederim.”

       ** (Çele Dergisi. 34.Sayı. Şubat 1966.Muhsin Karamanoğlu. S:29,30,31.)

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122

BOLU'DA MÜZİSYENLER ANLATIYOR:MÜZİSYENLER...
Tüm Türkiye’de olduğu gibi Bolu’da da müzik sektörü ve sektör çalışanları neredeyse aynı sorunları...

Haberi Oku