Politika:
'Ekmek Yediği Tekneye…”

12 Temmuz 2015 Pazar günü Alaaddin Yılmaz’ın Bolu Gündem Gazetesinde yaptığı açıklamada Yılmaz, “Bir zamanlar istese onun için birini öldürebilirdim” dediği Deligöz ile ilgili “Ama ben onu 1994’te beynimde öldürdüm. Benim için öyle biri yaşamıyor” ifadelerini kullanmıştı.

 

Deligöz, Alaaddin Suudi Arabistan’da;  hem Alaaddin Yılmaz’a, hem kardeşine, hem de kardeşinin eşine iş verdiğini iddia etti.

 

İşte Deligöz’ün şok açıklamaları;

 

EKMEK YEDİĞİ TEKNEYE PİSLEDİ”

 

Atalarımız, kendisine ekmek veren ele tükürene “ Ekmek yediği tekneye pisledi” derlerdi.

Alaaddin Yılmaz’ın Bolu’daki bütün arkadaşları bilir ki; Muzaffer Deligöz yalnız Türkiye’de değil, Suudi Arabistan’da da;  hem Alaaddin Yılmaz’a, hem kardeşine, hem de kardeşinin eşine iş vermiştir.

 

Muzaffer Deligöz; rahmetli eşinin akrabası ile Alaaddin Yılmaz’ı evlendirmiş, kendisi 300 Km uzakta çalışırken eşine Cidde’de sahip çıkmış, ihtiyaçlarını görmüştür.

 

BİNLADİN’İN TORUNU İLE ŞİRKET KURDU İDDİASI!

 

Türkiye’ye döndüğünde; Binladin’in torunu ile kurmuş oldukları şirketin İzmir/Kemalpaşa’ daki fabrikasının müdürlüğüne Alaaddin Yılmaz’ı almış, fabrikayı ve on binlerce dolar ihracat gelirlerinin yönetimi için kendisine Genel Vekaletname vermiş, imzaya yetkili kılmıştır.

 

Muzaffer Deligöz Şirketin %40 ortağı ve Genel Md. iken aldığı maaşın aynısını (2.000 $) Fabrikasının müdürü olan Alaaddin Yılmaz’a vermiş, o zamana göre lüks olan telefonlu araba tahsis etmiş, ev kirasını ve çocuğunun eğitim masraflarını üstlenmiştir. Her hafta İzmir’den Bolu’ya ailesinin yanına bu araçla gittiğine Bolulu arkadaşları şahittir. İzmir’den yapılan ihracat ve alımlarda suiistimal olmaması, Suudlu ortağı olan Binladin’in torunu Meşhur’un parasının kontrol altında olması için kendisine inandığı Alaaddin’e bu imkanları tanımış.

 

 

Sayın Bolu’lular; bütün bunları; Bolu Gündem Gazetesindeki iftira ve hakaretleri sebebiyle yazmıyorum. O’nun hesabını mahkemede verecek. Ben daha vahim olan geçmiş bir olayı okuyucularıma duyurmak istiyorum.

 

Neden 1994 ??? 

 

“Anlatacağım olayla; “Ben O’nu 1994 de beynimde öldürdüm” demesinin sebebini de anlamış olacaksınız. Neden 1994 ???  Onu söylemiyor. O’nu da ben söyleyeyim..

 

İzmir Kemalpaşa’da kurulu Üzüm İşletmemin bürosu İzmir Hilton Otelinin yanındaki bir iş Merkezinde idi. Ben İzmir’e gittiğimde telefonla haber verir, Alaadin Yılmaz da beni Hava Meydanında karşılardı. Bir gün, haber vermeden gidip, şirketin durumuna bakayım dedim.

 

İzmir’deki büroya geldiğimde Alaaddin’in birkaç gündür büroya gelmediğini, bir süredir devamlı fabrikaya gittiğini söylediler. O sırada Borsadan üzüm aldığımız tüccarlar, paralarını almak için büroya geldiler. Muhasebe Müdürü Nejat Bey, benim oturduğum Müdür Odasındaki kasadan çekleri aldı ve imzalayarak tüccarlara verdi. Ben kendisine “Kasanın anahtarının Alaaddin Beyde bulunması ve çeklerde Alaaddin Beyin de imzası olması gerektiği halde neden tek imza ile verdin?” dediğimde “Alaaddin Bey daha çok fabrikaya gidiyor. O yokken gelen Tüccara ödeme yapabilmemiz için bütün banka çeklerinden 2-3 çer tanesini boş imzaladı, anahtarı da bana verdi. Bu çeklerden veriyorum” deyince şok geçirdim. Zira, Günde 5-10 konteyner üzüm ihraç eden fabrikanın bankalarda binlerce dolar parası var. Alaaddin Yılmaz, İnşaat Mühendisi olmasına rağmen kendisine güvendiğim ve ödemeleri kontrol altına alması için Üzüm Fabrikasına Müdür yaptım. Eğer Muhasebe Müdürüne güvense idim, onu tek imza ile yetkili kılar, Alaaddin’e her yıl ödediğim binlerce doları vermezdim.

 

Alaaddin Yılmaz’ı çağırttım. Geldiğinde, neden anahtarın kendisinde olmadığını, boş çeklere imza attığını, bunun şirket paralarını tehlikeye atmak olduğunu bilmesine rağmen, 3-5 gün büroya neden gelmediğini sorduğumda, hepinizin bildiği kabadayı tavrı ile; “bir zarar olursa ben öderim” demesin mi.. Ben de “Alaaddin kirli gömleğini satıp ta mı ödeyeceksin?” dediğimde kıpkırmızı oldu. Muhasebe müdürüne, “Alaaddin Beyin Hesabını çıkarın, kendisi firmamızdan ayrılıyor” dedim. Zaten o gelmeden önce bütün bankalara ve kurumlara imza yetkisinin kaldırıldığını bir yazı ile bildirdim.

 

Yapılan hesapta alacaklı çıkmadı. Aldığı parayı kapayabilmek için hak etmediği tazminatları dahi alacağına yazdım ve karşılıkla ibrayı imzaladık. İşte beni beyninde öldürdüğü 1994 yılının hikayesi bu.  Bunun için 1994 diyor.”

 

“AHLAKSIZCA, EDEPSİZCE”

“Bundan sonra olan bir olay, bunu durumu geride bırakacak kadar ahlaksızca, edepsizce ve “ekmek yediği tekneye....” diyecek cinsten oldu.

 

1995 Genel seçimleri yaklaşırken; Bolu’da çok sevdiğim bir arkadaşım telefon açtı. Söyleyeceği sözlerde kendisinin hiçbir ilgisi ve katkısı olmadığını, sadece, Alaaddin Yılmaz’ın bana söylenmek üzere kendisini vekil ettiği bildirdi. Ben çok yakinen tanıdığım ve daha önce de iş ilişkim olan bu arkadaşıma “buyurun, söyleyin” dedim. “Alaaddin Yılmaz sizin Fabrikayı alır-ken ödediğiniz fiyat ile tapuya tescildeki fiyat arasında fark olduğunu, bunun belgelerinin kendisinde bulunduğunu, eğer 15.000 $ ödemezseniz bunları maliyeye vereceğini” söylüyor.

 

Ben de “Kendisi ile yaptığımız ibrayı görüp görmediğini” sordum. Gördüğünü söyledi. “Benim kendisine yaptığın ödemelerin kanunun istediği ödemelerin çok üzerinde olduğunun farkına vardınız mı?” dedim. “Evet fazla ödeme yapmışsınız” dedi. “Dolayısıyla benim kendisine herhangi bir borcum kalmadığını, bu sebeple istenilen bu paranın sadece bir şantaj olduğunu, istediği yere şikayet etmezse alçaktır” diyerek telefonu kapattım.

 

Tapuda belirtilen fiyat arazi ve üzerindeki bina olduğunu; kalan bedelin makineler, isim hakkı, şirket devri, kırtasiyeden mefruşata kadar bir sürü malzeme olduğundan tapuyu ilgilendirmeyen miktar olduğunu ve şirketimizin muhasebe defterlerinde de satın alma değeri tam olarak gösterilmiş olduğundan benim herhangi bir sıkıntım yoktu. Alaaddin’in yaptığı şantaja boyun eğmedim. Hatta, o gece C. Savcılığına bir suç duyurusu yazarak parayı öderken suçüstü yapılmasını istedim. Ancak, rahmetli eşim, çok yalvardı, akrabası kızın kimsesi olmadığını da ileri sürerek duygu sömürüsü yapıp benim elimden dilekçeyi alıp yırttı.

 

Sayın Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz Beyefendi o dilekçe savcılığa verilse idi, şimdi o makamda oturup, sağa sola hava atamayacak, Bolu cezaevinde olacaktı. Beni beyninde öldürsün. Zira ben Özel Yaratılmış mahlukların beyinlerinde yaşamak istemiyorum.

 

Ama, rahmeti Rahman’a kavuşmuş Huriye Hanıma Makam koltuğuna her oturup kalktığında dua etsin...

 

İşte Şantajcı başkanın 1994 hikayesi bu...” diyerek açıklamasını sonlandırdı.

 

Bu açıklamaya Alaaddin Yılmaz’ın ve kamuoyunun tepkisinin ne olacağı  merak konusu.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner115

YOK ARTIK
AKP Sancaktepe Belediyesi çalışanı Meryem Gündoğmuş sosyal medya hesabından günlerce konuşulacak paylaşım...

Haberi Oku