Röportaj:
RÖPORTAJ: SALGINDA EĞİTİMİN SORUNLARI

Eğitim Sen Bolu Şube Başkanı Zehra Kulalı Gezici röportaj konuğumuz. Kulalı, Bolu'da öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin, eğitim hayatının, öğrenci velilerinin, öğrencilerin hayatına dokunan önemli bir figür. Kendisi ile öncelikle pandemi süresinde eğitim-öğretimde olan biteni tartışacağız. Daha doğrusu biz soracağız, Zehra Hoca cevaplayacak.


Pandemide eğitim önce uzaktan, sonra örgün-uzaktan şeklinde ilerledi. Bu süreç hakkında, yani pandemi döneminde MEB ve YÖK’ün yürüttüğü süreç hakkında ne düşünüyorsunuz?

16 marttan itibaren yüzyüze eğitime ara verildi, tüm kademelerde uzaktan eğitime geçildi ve biz bunu, okulların kapatılmasını olumlu değerlendirdik aslında. Bu öncelikle sağlık hakkı açısından önemli bir şeydi, halk sağlığının kontrol altına alınması açısından önemliydi. Ancak sonraki sürece, yazın verilen kararlara baktığımızda, eğitimin yeniden yüz yüze yapılmasını sağlayacak ve pandeminin kontrol altına alacak tedbirlerin alınmadığını gördük. Ekonomik krizden kaynaklı başka ihtiyaçların, turizmcilerin ve özel okul sahiplerinin talepleri doğrultusunda sürecin yönlendirildiğini biliyoruz biz. Gelişmiş ülkelerde de okulların yüz yüze açılması için sosyal hareketliliği azaltacak önlemler alınmaya çalışıldı. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz, işsizlik gibi nedenlerle salgın bilakis ivme yapacak duruma geçti. Ondan sonra MEB uzaktan eğitim sürecine başladı ama aslında bütün milyonların gördüğü gibi; eğitimin ne kadar eşitsiz olduğunu, ekonomik krizin ne kadar derin olduğunu, insanların en temel telefon-internet-bilgisayar gibi uzaktan eğitim araçlarının bu çağda olmadığını tüm ülke olarak görmüş olduk. Eğitim Sen’in bu süreçte bir çalıştayı oldu ve o çalıştayda konusunda uzman kişiler, bizim ülkemizde günlük 600-700 civarı vakalar olursa okulların yüz yüze açılabileceğini, bu sayının üzerindeyse açılamayacağı belirtilmişti. Aslında geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanı’nın hasta-vaka yorumuyla bilimle alakası olmayan tıp tarihine geçmiş söylemlerinin ardından bakanlığın açıkladığı sayıların bir gerçekliği olmadığını da görmüş olduk. Bu da bize sürecin ne kadar sağlıksız yürütüldüğünü gösterdi.

Eğitimde fırsat eşitsizliği önümüzde olan bir tabloydu. Gerek MEB ve YÖK’ün itirafları veya Eğitim Sen’in ortaya çıkardığı gerçekliklerle fırsat eşitsizliği pandemide daha da artan bir şekilde önümüze çıktı. Sizce bu eşitsizliği yaratan koşullar nelerdir?

Kapitalizmin en büyük krizlerini yaşıyoruz. 3-5 sermayedara çalışan milyonlar görüyoruz. Dolayısıyla eşitsizlik zaten var olan bir şeydi ama eğitim araçlarını kullanma kısmına geldiğimizde ekonomik anlamda milyonların eğitim araçlarını ulaşamadığını gördük. Mesela iki öğretmen olan bir eve üçüncü bir bilgisayar alınması gerekiyor, bunun alınması bile neredeyse imkânsız. Bunun dışında gördüğümüz bazı şeyler var: internet çeksin diye çatıya çıkıp oradan düşüp hayatını kaybeden 4. sınıf öğrencisi bir çocuğumuz veya yine internet çeksin diye dağa doğru çıkan bir öğretmeni kalp kriziyle kaybetmemiz gibi durumlar var. Zaten MEB’in rakamlarından da gördüğümüz gibi 18 milyon öğrencinin 6 milyonunun uzaktan eğitime ulaşma şansı yok. Dar gelirli yurttaşlar, çocuk işçiler, mevsimlik işçiler uzaktan eğitim araçlarına ulaşamazken özel okullarda vergi indirimine gidildi. Halbuki bu gelirler dar gelirli aileler için kullanılsa bu eşitsizlik daha da azalır. Demek istediğim şey, halk kaynaklarının halktan yana kullanılmayıp sermayedarlara kullanıldığı… Hani diyorlar ya “bizden önce buzdolabı yoktu, biz gelince oldu”, MEB’in kendi açıkladığı rakamlara göre evinde televizyon olmayan 700 bin öğrenci var. Bırakın interneti-bilgisayarı, 700 bin öğrenci EbaTV’den bile yararlanamıyor. Bunun dışında anadili Türkçe olmayan çocukların, göçmen çocukların da eğitime ulaşım hakkı neredeyse yok. Üniversitelerde ise uzaktan eğitime ulaşamayan öğrencilere YÖK kayıt dondurma hakkı vermişti.

Pandemi döneminde eğitim emekçilerinin de yaşadığı ciddi sorunlar var. Burada Eğitim Sen’in saptadığı sorunlar nelerdir?

Pandemi dönemi başladığında otoyolda ateş ölçenden başlayın cami avlusunda kolonya ikramına kadar birçok öğretmenin işi olmayan şeyler öğretmenlere yüklendi. Bu bilinçli bir algıydı. Öğretmenler toplumdaki aydınlanmayı yansıtır, öğretmenlerin mesleğine yapılan saldırılar da aydınlanmaya yapılan saldırılardır. Eğitim Sen, öğretmenlerin kendi işi olmayan işleri yapmama kararı alan tek sendika oldu. Bu ve benzer konularda sadece üyelerine değil, tüm eğitim emekçileri için mücadele yürüttük. Eğitim Bakanı’nın öğretmenlerin ücretlerinin yük olduğuna dair söylemleri de tam bir işletmeci mantığıydı. Ayrıca MEB’in sürekli program değiştirmesi de okul idarecilerini ve öğretmenlerini oldukça uğraştıran, zorlayan bir süreç oluyor. Bir de seyreltilmiş sınıflardan bahsediyorlar. Ama ek atama yapmadan, böyle bir süreç işlenmesi de öğretmenlere ekstra bir yük veriyor. Tüm alınan kararlarda öğretmenlerin aleyhine bir tablo çıkıyor önümüze. Bolu’da okullarda büyük illere kıyasla daha az sorun yaşanıyor gibi görünse de Bolu’da da ciddi anlamda sorunlar yaşanıyor. Okullarda pandemiye rağmen temizlik görevlileri yok ve yeterince temizlik önlemleri alınmıyor, bu da salgının daha da artmasına sebep olabilir. Velilerden temizlik malzemeleri istiyorlar. Biz bunları zaten devletin karşılaması gerektiğini düşünüyoruz ama velilerin karşılaması gerektiğini düşünsek dahi her velinin ekonomik durumu buna yeterli değil. Eğitim Sen pandemi sürecinde yaşanan her şeyi not ediyor, gündeme getiriyor, mücadelesini yürütüyor.

Pandemi sürecini en başından beri Eğitim Sen veya Eğitim Sen fikriyatı yürütüyor olsaydı süreç nasıl olurdu?

Bu sürece herkesin katılması gerekiyordu. Eğitim tüm bileşenleri, tüm tarafları, sendikalar bu sürece dahil olmalıydı. Bir kere biz süreci bilimi esas alarak yürütürdük. Salgının seyrinin şeffaf bir şekilde paylaşıldığı ve insanı önceleyen, öncelikle eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin sağlığını önceleyen bir yerden süreci yürütürdük. Çok da demokratik bir süreç olurdu.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122

RÖPORTAJ: BOLUSPOR’A DAİR
Eski Boluspor Başkanlarından Mehmet Süha Alparslan’a günümüzdeki Boluspor’a dair görüşlerini sorduk.

Haberi Oku