Çocukluğumuz tarım ve hayvancılıkla uğraşan, gelirini sağlayan bir aile ortamında geçti.

Bugün tarımdaki ve hayvancılıktaki yok oluş aslında o günlerde başladı, ancak biz o koşullarda farkında değildik.

Yani 60'lı 70'li yıllardan söz ediyoruz.

Ulusalcılığın, milliyetçiliğin yıllardır at oynattığı ülkemizde bu kavramlar çok soyut tartışıldığından gelinen nokta abes olamaz.

Eğer siz teknoloji üretmiyorsanız, sizin ulusalcılığınız da, milliyetçiliğiniz de hikâyeden öteye geçmez, kafataslarını ölçmekle ömrünüz geçer.

Geçmişe dönersek tarımla uğraştığımız dönemde patates tohumları Almanya'dan, Hollanda'dan; buğday tohumları Amerika'dan, hatta Meksika'dan gelirdi. Hayvanlarımız doğal döllenme ile çoğalırken, suni döllenme başladı ve suni tohumlarda yurtdışından ithal edilir oldu.

Tiftik üretiminde dünyada en öndeki ülkelerden biriyken, geçmiş yıllarda keçilerimiz ABD sayesinde Güney Afrika'ya götürülerek oraya uygun bir ırk geliştirildi ve bugün Güney Afrika hemen hemen dünyanın tek tiftik üreticisi haline geldi. Biz de hem tiftik üreticiliğini kaybettik, dolayısıyla küçükbaş hayvancılıkta da tükenecek dereceye kadar geldik.

Zamanla süreç hızlandı. Domates tohumu, diğer sebze tohumları yurt dışından ithal edilir oldu.

Süreç öyle bir noktaya geldi ki buğday ithal etmeye, et ithal etmeye başladık.

Ve Rusya'daki kuraklık ekmek fiyatını, 40 yıllık yanlış politikalar et fiyatlarını altüst etti.

Henüz on yıl önce mezbaha işletmeciliği yaparken 2000'li yıllarda yılda 30.000 kuzu kesiyorduk, 2005'e gelindiğinde 8.000 kuzu keser olduk. Oysa Bolu'nun ilçelerinin küçükbaş hayvancılıkta bir ağırlığı vardı, o yıllarda bile bir Allahın kulu “Ne oluyor???” demedi.

Şimdi ise yurtdışından gelen buğday, patates tohumlarını dağıtırken törenler düzenliyoruz. Suni tohumlama ile üretilen ineklerin /danaların yarışmalarını yapıp madalya dağıtıyoruz.

Et fiyatları dünyanın 2 katına çıkınca ortalık ahkâm kesenlerle doldu, oysa perşembenin gelişi belli idi.

Bu işin ağırlıkla sorumlusu tarım ve hayvancılıkta teknolojik gelişmeye ayak uyduramayan 12 Eylül ürünü “YÖK”tür, ona bağlı ZİRAAT FAKÜLTELERİDİR, VETERİNER FAKÜLTELERİDİR.

Otuz yıldır üniversitelerde laiklikle/türbanla uğraşacağına domates tohumu üretecektin, et ve süt hayvancılığı için verimli ırkları üretecektin.

İsrail'den domates tohumu, Hollanda'dan damızlık hayvan almak zorunda kalmayacaktık.

Amerika'ya, Rusya'ya kızmaya hakkımız yok, insanlar 100-200 yıl sonrasını planlıyor. Sen daha kendi halkımızın günlük protein ihtiyacını karşılayamıyorsun.

Toplumu yönetmeye kalkışan insanlar önce halkımızı nasıl doyuracaklar, tarım ve hayvancılıkta ne tür çözümler, teknolojiler uygulayacaklar ortaya bunların programını sunmalılar.

Çözüm; işin temeline inmektir, bitkisel ve hayvansal tohum üretecek seviyeye ulaşamaz isek havanda su döveriz.

“Gâvurlar genler ile oynuyorlar, bizi yok edecekler diye ağlarız.”

İnsanların kılığıyla, tüyüyle, giysisiyle uğraşmayı bırakında; üniversiteler bilimle uğraşsın, insan gibi teknoloji üretsin. En azından beslenmemiz için gerekli bitkisel ve hayvansal üretimler yeterli seviyelere çıkartılsın.

(Yazarın gidatarim.com adlı sitede, 18.10.2010 tarihinde yayınlanan yazısından alınmıştır.)

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122